Cin Suresine Dön

Cinالجن

18. Ayet

18Cin Suresi

وَاَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلّٰهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللّٰهِ اَحَدًاۙ

Hiç şüphesiz, mescidler Allah’ındır. (O hâlde) Allah’la beraber başka bir (ilaha) dua etmeyin.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

18. “Mescitler şüphesiz Allah’ındır, öyleyse oralarda Allah’a yalvarırken başkasını katmayın.” Muhakkak ki Mescitler Allah’ındır. Mescitler Allah sebebiyle vardır ve mescitlerin varlığı, fonksiyonu, sizin onlarla münasebetiniz Allah sebebiyledir. Onlarla münasebetinizin ölçüsü Allah sebebiyledir. Hani “İnna Lillah ve inna ileyhi raciun” vardı ya. Biz Allah’ınız, biz Allah’a aidiz, biz Allah’tanız. Biz Allah’tan geldik, Allah’a dönüyoruz. Varlığımız, varlığımızın sebebi Allah’tan dolayıdır, Allah sebebiyledir diyorduk ya, işte buradaki ifadede sanki aynen böyledir. Mescitler Allah’ındır, Allah sebebiyledir. Dikkat ederseniz burada mescit değil, mescitler, çoğul bir ifade kullanılmaktadır. Bu sûre Mekke’de İslâm’ın başlangıç yıllarında geldiğine göre biliyoruz ki henüz Medine’deki mescit yoktur. Sadece Mekke’deki Mescid-i Haram vardır. Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’nın varlığını ve fonksiyonunu henüz Müslümanlar bilmiyorlardı. Sonradan yeryüzünün çeşitli bölgelerinde Müslümanların inşa edecekleri mescitlerin esemesi bile yoktu o dönem. Ama kıyâmete kadar tüm insanlığın hayatını düzenleyecek bir düstur kitabı olan kitabımızın bu âyeti «f¬%@«K«W²7! buyurarak çoğul bir ifade kullanmıştır. O halde âyet-i kerime bize tüm arzı, tüm arz mescitlerini anlatmaktadır. Kıyâmete kadar yer-yüzünde inşa edilecek tüm mescitleri anlatmaktadır. Tüm yeryüzü mescittir bizim için. Tüm arz Allah’ın secdegâ-hıdır. Tüm yeryüzü Allah’a secde etme makamıdır. Secde, Allah’a bo-yun bükmek, Allah karşısında, Allah’ın emirleri karşısında boyun eğmek, Allah’ı dinlemek, O’nun dediklerini kabul etmek anlamlarına gelince, o zaman tüm arzda, hayatın her bir konumunda, hayatın her bir alanında yalnız Allah’ı dinleyecek, sadece O’nun emirlerini uygulayacağız demektir. “Öyleyse ey kullarım! Yeryüzünün hangi bölgesinde, hangi mekânında, hangi makamında olursanız olun, evinizde, çarşınızda, dükkanınızda, büronuzda, mektebinizde nerede olursanız olun tüm secdelerinizi sadece Allah’a yapın! Sadece Allah’a secde edin! Tüm kabullerinizi, tüm inkıyatlarınızı, tüm kulluklarınızı, tüm boyun büküşlerinizi sadece Allah’a gerçekleştirin! Sadece Allah’ı dinleyin! Sadece O’nun emirlerine boyun bükün ve sadece O’nun yasalarını uygulayın! Sadece O’nu razı etmeye yönelin! Ama sakın ha sakın: Allah’la beraber başkalarına dua etmeyin! Allah’la beraber başkalarını, başka İlâhları çağırmayın! Çağrıştırmayın!” Duanın öz Türkçe’si çağırmak, çağrıştırmak demektir. Tedaî yani çağrışım da buradan gelmektedir. Bir kişi sosyal, siyasal, ekonomik, bireysel ya da toplumsal bütün dertlerinde, problemlerinde o problemlerin çözümü konusunda ilk aklına getirdiği, kafasında ilk çağrıştırdığı kimse, neyse kişi işte ona dua ediyor demektir. Farz edin ki bir adamın bir problemi var, ya da bir konuda bir karar vermesi gerekiyor. İşte bu probleminin çözümünde ya da vereceği karar konusunda ilk defa kimi imdadına çağırıyor, ilk defa kimi ve neyi hatırlıyor, kimin çözüm önerisi kafasında canlanıyor, kime ilk de-fa baş vuruyorsa, kimi çağırıyor, çağrıştırıyorsa işte o kişi ona dua e-diyor demektir. Neyi problem edindi adam? Meselâ karısıyla geçimsizliğini mi? Nereden kazanıp nerelerde harcayacağını mı? Çocuklarını nasıl eğiteceğini mi? Hangi okulda okuyacağını, hangi mesleği seçeceğini, evini nasıl tefriş edeceğini, nasıl bir hukuktan yana olacağını, nasıl giyineceğini, sofrasında nelerin bulunup, nelerin bulunmaması gerektiğini mi dert edindi adam? İşte dert edindiği bu probleminin çözümü konusunda ilk defa neyi ve kimi aklına getirdi? Kimin çözüm önerisine baş vurdu? Kimin çözüm önerisi kafasında canlandıysa, işte kişi ona dua ediyor, onu çağırıyor, onu çağrıştırıyor demektir. Dua, tedai, çağrışımı burada biraz daha tanımak zorundayız. Çünkü bu gerçekten önemlidir. Kur’an-ı Kerîm’de insanlardan pek ço-ğunun Allah’tan başkalarına dua ettikleri, Allah’tan başkalarını çağırıp çağrıştırdıkları anlatılır ve ısrarla mü’minler bundan men edilir. Bunu anlatan çok âyet vardır Kur’an’da. Meselâ “Soba” dediğimizde, bu ifade neler çağrıştırıyor? Neler geliyor aklınıza? Bu kelimeyi söyleyince işte soğuk, kar, buz, kış günü, odun sobası, elektrik sobası, ateş, kestane filan geliyor değil mi aklınıza? Veya işte sobanın etrafında oluşturduğunuz kış sohbetleri, soba borusu, baca gibi şeyler geçiyor gözünüzün önünden değil mi? Veya meselâ “Çay” denilince Rize’den başlıyoruz, çay tar-lalarına, çay fabrikalarına, çay bardaklarına, çaydanlıklara kadar, kaşık, şeker, dem, demlik, demlenme gibi şeyler geliyor değil mi hatırımıza? Peki hidâyet, yol göstericiliği, hayat programı denilince ne çağrıştırıyor kafanız? Kimi çağrıştırıyor? Veya bu konularda kimin önerileri, kimin kıstasları geliyor aklınıza? Hastalık denilince kimin şifa önerileri geliyor ilk defa aklınıza? Allah ve Resûlü’nün önerileri mi, yoksa müşrik tıbbın önerileri mi geliyor? Hangisi canlı kafanızda? Veya meselâ rızık, rızık verme, hayata hakim olmak, hakimiyet, hayata yön vermek, çocuğun eğitimi, kazanmak, harcamak, kılık-kıyafet, giyim-kuşam denilince kimi hatırlıyorsunuz? Kimlerin çözüm önerileri aklınıza geliyor? Eğer tüm bu problemlerin çözümü noktasında ilk defa ak-lınıza Allah geliyorsa, ilk defa Allah’ın çözüm önerileri, Allah’ın âyetleri, Allah’ın emirleri, Allah’ın o konudaki dediklerini hatırlayabiliyorsanız siz Allah’a dua ediyor, Allah’ı çağırıyor, çağrıştırıyorsunuz demektir. O zaman dua edilen, dâvet edilen, dâvetiye çıkartılan sadece Allah demektir. Ama eğer Allah’la beraber başkalarını da hatırlıyor, başkalarının çözüm önerilerini de çağırıyor, ya da bazen Allah bazen de başkaları çağrılıyor, veya meselâ bazı konularda Allah, bazı konularda da başkaları çağrıştırılıyorsa bunun adına da şirk denir, Allah korusun. Meselâ adam sabah namazının farzının kaç rekat olduğu konusunu Allah’a soruyor, o konuda sadece Allah’ı çağırıyor, Allah’ı aklına getiriyor ama hukuku konusunda, eğitimi, kılık-kıyafeti konusunda başkalarını çağırıyorsa işte bu şirktir.