4. “Doğrusu aramızdaki beyinsiz, Allah’a karşı yalanlar uyduruyordu.” Meğer ki bizim sefihimiz, bizim o âdi, alçak reisimiz, Allah hak-kında yalan şeyler, abuk sabuk şeyler söylüyor, bizi kandırıyormuş. Meğer Allah’a olmadık şeyler isnat ediyormuş. “Allah sizden şunları istiyor. Allah sizden şöyle bir kulluk isti-yor. Allah şöyle bir kulluktan yanadır. Allah bu kadarına da karışacak değildir canım! Düğünde bu kadar olur canım! Allah kılık-kıyafete de karışacak değil ya! Allah, düğüne, derneğe de karışacak değil ya!” di-yerek meğer o âdi İblis Allah’la alâkalı bizi bugüne kadar hep aldatıyormuş. Bizler Kur’an’la tanışmadan önce meğer o alçak bizi ne kadar da aldatmış. Bizi Allah konusunda Allah’la aldatıyormuş meğer. Meğer Allah hakkında ne yalan yanlış şeyler söylüyormuş alçak İblis. Halbuki Kur’an’la tanışır tanışmaz anladık ki Allah onun tanıttığı gibi değilmiş. Meğer Allah o alçak İblis’in dediği gibi değilmiş. Meğer bunların hiç birisini istemiyormuş Rabbimiz bizden. Meğer hayatın tümüne karışıyormuş Rabbimiz. Meğer hayatın tümünde bizden kulluk isti-yormuş. Cinler ne zaman anlamışlar bunu? Kur’an’la tanıştıklarında anlamışlar. Kur’an’ı dinledikleri anda anlamışlar bu gerçeği. Demek ki bizler de Kur’an’la yakından tanışır, Kur’an’la içli dışlı olabilir, Kur’-an’ın rüştüne ulaşabilir, yolumuzu Kur’an’la bulabilecek duruma gelebilirsek, o zaman biz de sefihlerin, sefihlerimizin din böyle dedi, Allah böyle dedi, Allah böyle istiyor, Kur’an böyle diyor, peygamber böyle buyuruyor diye söylediklerinin hak mı, bâtıl mı, doğru mu, yanlış mı olduğunu çok rahat anlayıvereceğiz, sezivereceğiz. Demek ki bunun yolu birilerinin dediklerini dinlemek değil, bizzat Allah’ın kitabıyla tanışmaktan, vahye kulak vermekten geçmektedir. Bugün de insanları Allah’la aldatan, Allah konusunda aldatan yığınlarla iki ayaklı şeytanları görüyoruz. Rabbimiz Kur’an’ın başka bir yerinde buyurur ki, “sakın ha ey kullarım! Aldatıcılar sizi Allah’la aldatmasınlar!” Peki aldatıcılar Allah’la nasıl aldatırlar insanı? “Allah bir şey indirmedi” diye aldatırlar. “Allah hayata karışmaz” diye aldatırlar. “Bu kadar yüce bir Allah’ın işi yok da bizim pis işlerimizle mi ilgilenecek?” diye aldatırlar. Allah dünyayı yaratmış ama onunla ilgilenmek istememiştir, öyleyse hayatımızı biz belirleriz diye aldatırlar. Allah’ı yanlış tanıtarak aldatırlar. Allah’ın sıfatlarını Allah dışında birilerine vererek aldatırlar. “Allah kılık-kıyafete karışmaz! Allah düğününüze, derneğinize karışmaz! Allah kazanmanıza, harcamanıza karışmaz! Allah mesleklerinize karışmaz! Düğünde bu kadar olur canım! Allah bu kadarına da karışacak değil ya! Evinizi nasıl döşeyeceğinize, çocuklarınızı nasıl giydirip ne şekilde eğiteceğinize, hangi mekteplerde okuyacağınıza, sabah kaçta kalkacağınıza, sofranızda nelerin bulunup nelerin bulunmayacağına da Allah karışacak değil ya canım!” diyerek Allah’la aldatırlar. Veya “Allah Kerim be!” derler. “Yığınlarla günah işlesen de kendisine kulluk yapmasan da Allah Kerim be! Allah Ğafûru’r Rahîmdir! Elbet affedecektir” diyerek aldatırlar. Veya, “işte Allah’ın kitabı böyle okunur” diyerek aldatırlar. “Anlamadan da okusan fark etmez” diyerek aldatırlar. Sırf affeden ama hiç azap etmeyen, sırf cenneti olan ama asla cehennemi olmayan bir Allah tanıtarak aldatırlar. Öyle bir Allah tanıtırlar ki, Kur’an’ın hiç bir yerinde tanıtılmayan bir Allah’tır bu. Kendi kafalarından şekillendirip biçimlendirdikleri bir Allah imajıyla insanları aldatırlar. Başta şeytan olmak üzere Allah’la aldatan piyasada pek çok iki ayaklı şeytanlar vardır. Onun içindir ki Rabbimiz Kur’an’ın pek çok yerinde bizi bu konuda ısrarla uyarmaktadır. Aldatıcılar sizi Allah’la aldatmasınlar, zira aldatılmanın en kötüsü ve en tehlikelisi budur. Onun içindir ki bugün piyasada Allah’tan, Allah’ın dininden haberdar olup da Allah’ın dinini kazanç metaı yapan, menfaatlerinden ötürü Allah’ın dinini yamultmaya çalışan, Allah’ın dinini yanlış aktaranlar, kitaba dayalı din anlatmayanlar, efsaneleri ve bir kısım kişileri kitabın önüne geçirerek din anlatmaya çalışanlar insanları kandırmaktadırlar. Sanki bu toplum peygamberi tanımış da, sıra başkalarını tanıtmaya gelmiş gibi. Sanki bu ümmet kitaplarını tanımış da başka kitaplara sı-ra gelmiş gibi, anlatımlarında Kitaba ve sünnete yer veremeyecek ka-dar başka şeyler anlatmaya çalışanlar bu ümmeti aldatmaktadırlar. Ne yazık ki içinde biz de olmakla beraber bu toplumu hocalar kandırmaktadır. Ya da dinden habersiz oldukları halde, Kitap ve sünnet bilgisinden mahrum oldukları halde din bilirmiş gibi bu toplumun önüne geçen insanlar kandırmaktadırlar. Ya böyle zır cahil yobazlar, ya da dini bildikleri halde, din tahsili, medrese tahsili yaptıkları halde makam, mevki endişesiyle, para, pul endişesiyle bildikleri dini anlatmayarak, ya da yanlış anlatarak insanları aldatanlar ki, bunlara kitabımız “Bel’âm” diyor. Göz diktikleri makamlara ulaşmak, hedefledikleri ulûfelere kavuşmak, ya da içine gömüldükleri makamlarını, yapıştıkları koltuklarını muhafaza edebilmek için dini eğer bükerler bunlar. Allah’ın dediklerine demedi, demediklerine dedi derler. Allah’ın âyetlerine âmirlerinin, müdürlerinin, ağalarının, patronlarının, tâğutlarının is-tediği gibi anlamlar vermeye çalışırlar. Allah’a baş kaldıran resmî ideolojilerin istedikleri doğrultuda, onların hevâ ve hevesleri doğrultusunda, onların sistemlerinin devamı doğrultusunda âyetleri yorumlayarak onlar hatırına mü’minleri kandırırlar. Tabii ki ilim ehli olduklarından, diploma sahibi olduklarından, halkın gözünde kariyer sahibi bulunduklarından bunların insanları kandırmaları da çok kolay olmaktadır. Öyleyse yapılacak şey, birinci elden dinimizi öğrenmektir. Dinimizi ondan bundan değil, direk Allah’ın kitabından ve Resûlü’nün sünnetinden öğrenmek zorundayız. Bize Allah’ın kitabını anlatan, Resûlü’nün sünnetini bilen temiz selefimizin ağzından dinimizi öğrenmek zorundayız. Değilse bakın atamız Âdem ve anamız Havva bile böyle Allah adına kendilerine yaklaşan, Allah adına yeminler ederek kendilerine nasihat eden Allah düşmanına aldanmaktan kurtulamıyorlardı. Onlar bile böyle olurlarsa, kesinlikle bilelim ki bizler de bu tür aldanmalardan kurtulamayacağız demektir. Ama eğer dinimizi, kitabımızı ve onun pratiği olan peygamberimizin sünnetini iyi bilirsek, o zaman bize din duyurmaya çalışan ve Allah adına yeminler söyleyerek bize yaklaşmaya çalışanlara aldanmayacağız demektir. Böyle olunca onların sözlerini Kitaba, sünnete vururuz, eğer saf altınsa, sahte para değilse, doğruysa, uygunsa alırız, değilse reddederiz olur biter. Reddederiz ve dinimizi kurtarmış oluruz. Kim söylerse söylesin. İnsanların en âlim bildikleri de söylese, o zaman hiç fark etmeyecektir bizim için. Kitaba ve sünnete muvafıksa, can baş üstüne deriz, değilse vahye aykırıysa reddederiz olur biter. Kendilerini örnek alacağımız seleflerimizden birisi bu konuda gerçekten bize örnek olacak çok hoş bir söz söyler. Seleflerimizden İmâm Mâlik, Rasulullah Efendimizin mübarek kabrinin başında der ki: “İşte şurada yatan zât var ya, bu zâtın dışındaki insanlardan her ne sadır olmuşsa bunlar alınır da, atılır da. Kabul da edilir, ret de edilir. Ama sözleri reddedilemeyecek bir tek zât var, o da işte burada yatandır.” Ne hoş bir söz değil mi? İşte Kitap ve sünnet bilgisine sahip, gerçekten örnek alınacak bir insanın sözü. Öyleyse hiçbir zaman birileri Allah adına, din adına bir şeyler söyledi diye, hem de bu sözünün doğruluğunu ispat sadedinde Allah adına yemin de etti diye her söyleyenin sözünü din kabul etmeyeceğiz. Bunu bu zât söylediğine göre öyleyse vardır bir hikmeti diyerek alıp onu kabul etmeyeceğiz. Olur olmaz kitaplardan, meselâ takvim yapraklarından din öğrenmeye kalkışmayacağız. Dinimizi menkıbelerden, menkıbe kitaplarından almaya kalkışmayacağız. İnsanlara hiç bir sorumluluk yüklemeyen sadece hoş hikâyelerle, filanların falanların sergüzeşt hayatlarıyla imanımızı, itikadımızı oluşturmaya kalkışmayacağız. Çünkü bu tür şeylerle uğraşan insanların imanları, itikat-ları bunlarla oluşmaya başlayıveriyor. Dinimizi, itikadımızı dinin temel kaynaklarıyla oluşturmaya çalışacağız inşallah. Demek ki cinler Kur’an’la tanışır tanışmaz İblis’in Allah’la alâkalı, dinle alâkalı tüm sapık düşüncelerini anlayıvermişler. Duydukları, dinleyip iman ettikleri Kur’an’la, Kur’an âyetleriyle onun sözlerini yargılayıp gerçekle sahteyi tefrik edivermişler. Bakın bundan sonra cinler ne diyorlar: