5. “Doğrusu insanlar ve cinlerin Allah’a karşı yalan uydurabileceklerini sanmazdık.” “Ne bilelim biz? Nereden bilebilirdik ki? Biz zannediyorduk ki insanlar ve cinler Allah hakkında yalan söyleyemezler biliyorduk. Cinler ve insanlar Allah’a yalan isnatta, yalan iftirada bulunamazlar zannediyorduk. Böyle bir şey kesinlikle mümkün olmaz biliyorduk. Allah konusunda kim yalan yanlış bir şey söylerse o hemen çarpılır zannediyorduk. Zannediyorduk ki Allah kendisi, zâtı, sıfatları, yetkileri, dini, kitapları ve elçileri hakkında yalan söyleyen insan ve cinlerin defterini derhal dürüverir, işlerini bitiriverir. Yani hâşâ insanlar ya da cinlerden birisi Allah hakkında yalan söylerse, gökten bir ateş iner ve çarpılırlar, işleri biter zannediyorduk. Böyle olmadığına, çarpılmadıklarına göre ne bilelim, efendi efendi söylüyorlar, doğru söylüyorlar diye biz de onları dinliyorduk. Koca koca adamlar söylüyor bunu diye bizler de doğru zannedip dinliyorduk. Diyanet işleri başkanı söyledi bunu yahu! Falan şehrin Müftüsü söyledi bunu! Falan efendi, filan zât söyledi. Kocaman adam yahu. Yalan söyleyecek değil ya? İftira edecek değil ya?” diye insanlar da, cinler de insanların ve cinlerin Allah hakkında yalan söyleyemeyecekleri düşüncesinde oldukları için dinliyorlar bunları. Bakın Kur’an’ı dinleyene kadar cinler de aynı zan içindelermiş de, Kur’an’la tanışır tanışmaz bu gerçeği anlayıvermişler. Öyleyse bizler Kur’an’la tanışmaya başladıktan sonra birilerinin Allah hakkında yalan söyleyip söylemediklerini anlama imkânını elde etmiş olacağız. Bu âyetler her ne kadar cinlerin Kur’an’la, Kur’an sayesinde anladıklarını, öğrendiklerini anlatıyorsa da, bu Kur’an bize geldiğinden, bu konu onlardan önce bizi ilgilendirdiğinden bizim anlamamız gerekeni anlatıyor, diyeceğiz. Yani onlardan önce bizim bunu anlamamız gerektiğini anlatıyor bu âyetler. Şimdi bize gelmiş olan bu kitapla onlar bu gerçeği anlamışlar da bizler anlamayacak mıyız? Onlar bizim kitabımız sayesinde bu rüşte ulaşmışlar da bizler ulaşmayacak mıyız? Kur’an cinlere bu mesajı iletiyor da bize iletmiyor mu? Elbette bu kitap sayesinde insanların sapıklıklarını biz de anlayacağız. Allah’ın dediklerini demedi, demediklerini de dedi şeklinde Allah’a yalan iftirada bulunanların sapıklıklarını biz de anlayacağız. “Efendim zaten Allah da bundan yanadır, Allah da bunu istemektedir” diyerek Allah’ın istemediklerini Allah istiyormuş pozisyonunda insanlara sunarak Allah’a yalan iftirada bulunanların sapıklıklarını biz de anlayacağız. “Efendim, Allah da demokrasiden yanadır. İslâm da lâikliği önermektedir. Efendim Kur’an’da kesinlikle cihad yoktur. Allah böyle bir şeyi emretmemiştir. Bu çağda, bu devirde kesinlikle böyle çağdışı bir şeyi Kur’an emretmez! El kesme, göz çıkarma, kesinlikle Kur’an’a yakışan şeyler değildir. Baş örtme de yoktur efendim! Nerden çıkarıyorlar bunu? Kur’an’da kesinlikle böyle bir emir yoktur. Kur’an bir ahlâk kitabıdır! Kur’an da demokratik bir sistem öneriyor efendim! Kur’an bundan başka bir şey demiyor ki!” diyerek, kimileri de bugün Allah’ın dediklerini demedi, demediklerini de dedi demeye çalışıyor veya dedirtmeye çalışıyorlar. İşte bu da Allah’a yalan iftiradır. “Efendim ben Kur’an’ı başından sonuna kadar taradım orada baş örtmeye dair bir tek emir bile bulamadım” diyen kişinin iftirası. Veya “ben bu insanların kurtuluşu için bir tek yol biliyorum o da demokrasidir, bunun dışında başka sıhhatli bir çıkış yolu bilmiyorum” diyen adamın iftirası. Bütün bunlar Allah adına beyan ve Allah’a yalan iftiralardır. Allah hakkında veya Allah adına bilmediği şeyleri söylemeyi de Allah yasak kılmıştır. Adam Allah’tan söz eder, ama Allah’ın Kitabını, Resûlü’nün sünnetini bilmediği için yalan yanlış şeyler söyler. Adam dinden diyânetten bahseder, ama İslâm’ın “i” sinden bile haberi yoktur. Anadan, babadan veya gazeteden, dergiden, takvim yaprağından duyduğunu İslâm diye ortaya koymaya çalışır. Allah hakkında konuşurlar, ama Allah’ı tanımadıklarından söylediklerinin tamamı iftiradır. Allah’a yalan iftirada bulunmak demek, Allah’ın zâtıyla, sıfatlarıyla alâkalı yalan söylemek, sıfatları konusunda O’nu eksik tanımak, O’nun bu eksikliğini yerdekilerle tamamlama cihetine gitmek, O’nda olan sıfatları başkalarına vermek, başkalarının da O’nun sıfatlarına sahip olduğunu iddia etmek demektir. Yani yeryüzünde O’ndan başka program yapıcı, kanun koyucu bir kısım Rablerin de olabileceğine inanmak ve bu kişilerin kanunlarına da uyulması gerektiğini iddia etmek, bunların da yeryüzünde etkili, yetkili varlıklar olduklarını söylemek, yalnız Allah’a ait olan hakimiyet hakkını bu varlıklara da vermek, ya da yeryüzünde Allah’tan başka şifa dağıtıcıların da varlığına inanmak, yeryüzünde Allah’tan başka rızık dağıtıcıların da varlığına inanmak, kendilerine sığınılacak, kendilerine dua edilecek, yardıma çağrılacak Allah’tan başka varlıkların da bulunduğunu iddia etmek… İşte bütün bunlar Allah’a yalan iftirada bulunmak demektir. Veya Allah’ın zâtıyla alâkalı “Allah evlat edindi,” işte “Îsâ Allah’ın oğludur,” “Üzeyr Allah’ın oğludur,” “melekler Allah’ın kızlarıdır” biçiminde Allah’a yalan iftirada bulunmak. Veya Aristo’nun dediği gibi “Allah hayata karışmaz, Allah dünyayı yarattı ve işi bitti. Allah bir şey indirmemiştir, Allah bize âyet göndermemiştir, Allah bizim hayatımızla ilgilenmez şeklinde Allah’a yalan iftirada bulunmak.” Ya da hayatı il-gilendiren konularda Allah ve Resûlü’ne, Allah ve Resûlü’nün buyruklarına rağmen veya onlara binaen söylenen yalanlar da Allah’a yalan iftiradır. Yani Allah ve Resûlü’nün sözlerini başka bir şekle getirerek söylenen yalanlar. Öyleyse kesinlikle gerek şeytanları, gerekse iki ayaklı şeytanları dinlememeliyiz. “Bana göre Allah böyle olmalı. Bana göre Allah böyle demeli. Bana göre şöyle dememeli. Bana göre cihadı emretme-meli, tesettürü istememeli, bu devirde kısası emretmemeli, namaz ol-mamalı” diyerek bizim Allah hakkındaki düşüncelerimizi bozmaya ça-lışan şeytanları asla dinlememeliyiz. Çünkü Allah korusun Allah karşısında bilgi iddiasına, Allah karşısında güç iddiasına götürür onlar sizi. “Ne yani, Allah bilirse ben de bilirim. Allah’ın gücü, kuvveti varsa benim de gücüm kuvvetim var,” demeye götürür. Allah kanunlarına muhalif kanunlar yapmaya yönlendirir sizi. Allah yasalarını dinlememeye, beğenmemeye götürür. Öyleyse kesinlikle şeytan vahiylerini dinlemeyeceğiz. Hep Allah’ın vahyini dinleyeceğiz. Ne şeytan vahiylerini, ne de yeryüzündeki iki ayaklı şeytan vahiylerini dinlemeyecek, sadece Rabbimizin vahyine kulak vereceğiz. Rabbimiz Kitabında ve Resûlü’nün sünnetinde kendisini bize nasıl tanıtmışsa, hangi sıfatlarla muttasıf, hangi sıfatlardan münezzeh olarak tanıtmışsa, o şekilde O’na iman edecek ve başkalarına kulak vermeyeceğiz. Allah doğru söyler, Allah güzel söyler diyeceğiz ve şeytana uymayacağız inşallah.