7. “Doğrusu, onlar da sizin, Allah’ın kimseyi yeniden diriltmeyeceğinizi sandığınız gibi sanıda bulunmuşlardı.” Biz bunun sebebini de öğrendik diyor cinler. Neyin sebebini? Yani sefihimizin, o adi, alçak reisimizin, içimizdeki o beyinsiz İblis’in Allah hakkında abuk sabuk, yalan yanlış şeyler söyleyebilmesinin sebebini öğrendik. Ya da insanların ve cinlerin Allah hakkında yalan yanlış şeyler söylemeye nereden cesaret aldıklarını öğrendik. Veya bu şımarık cinlerin şımarma sebeplerini anladık biz. Neymiş mesele? Nedenmiş bunlar? Sebep şuymuş: Siz insanlardan kimilerinin zannettikleri gibi onlar da dirilmeyeceklerini zannediyorlar. Allah’ın, ölümünden sonra hiç kimseyi diriltmeyeceğine inanıyorlar da ondan. Yaptıklarının hesabının sorulmayacağına, yaptıklarının yanlarına kâr kalacağına inanıyorlar da ondan böyle davranıyorlar. Meğer âhiret inançları bozukmuş da onun için böyle yamuk davranıyorlarmış. Âhiret dertleri, hesap, kitap endişeleri yokmuş. Öldükten sonra hesaba çekilme dertleri yokmuş. Demek ki gerek cinlerin, gerekse insanların âhiret inançları bozulunca, hesap, kitap endişeleri kalmayınca Allah’a karşı, kendilerine ve insanlara karşı da her türlü yalanı söyleyebileceklerdir. Öyley-se insanların hayatlarını, yaşayışlarını, ticaretlerini, muamelatlarını, münâsebetlerini düzeltmek için önce onların âhiret inançlarını düzeltmek gerekmektedir. Âhiret inancı bozuk olan insanın tüm hayatı, tüm ilişkileri bozuk olacaktır. Yarın yaptığı her şeyden hesaba çekileceğine inanmayan bir insan asla bu dünyada hak, hukuk tanımayacak, sorumsuzca bir hayat yaşamaya devam edecek demektir. Tıpkı insanların zannettikleri gibi cinler de zannediyorlarmış ki, Allah hiç kimseyi diriltmeyecek. Öldükten sonra diriltip hiç kimseden hesap sormayacak zannediyorlarmış. Âyetin birinci mânâsı böyledir. Âyetin ikinci mânâsı da şöyledir: Bir de onlar Allah hiç kimseyi peygamber olarak ba’s etmeyecek, göndermeyecek zannediyorlardı. İşte İblis’in Allah hakkında abuk sabuk şeyler söylemesinin sebebi, ya da cinlerin şımarmalarının sebebi buymuş. Zannediyorlar ki, Allah bir peygamber, bir elçi göndermeyecek. Allah son elçisi Hz. Muhammed’i (a.s) ba’s edip ona her şeyi ayan beyan ortaya koyacak bir kitap göndermeyecek. Böylece son elçi ve son kitap gelmeyince de, kendi yalanları, sapıklıkları ortaya konmayacak, açığa çıkarılmayacak zannediyorlardı. Allah ahir za-man elçisini ve o elçiyle birlikte Furkân olan kitabını gönderince bunların işi bitiverdi. Yalancıların mumları yatsıya kadar yandı ve sönüverdi. Allah gerek kendisi hakkında, gerekse başka konularda tüm gerçekleri bu son kitabında bütün açıklığıyla ortaya koyuverince, onların yalanları açığa çıkıverdi. İnsanlardan kimileri de şu anda Allah böyle dedi, din böyle dedi, peygamber ve kitap böyle dedi diye bol keseden atarlar. Allah’ın demediklerini O diyormuş pozisyonunda insanlara sunarak, ya da Allah’ın dediklerini demedi diyerek Allah’a iftira edenleri görürsünüz. Bunu niye yapar bu adamlar? Yani bu cesareti nereden alıyorlar? İşte bu âyetin beyanıyla bu adamlar zannederler ki, günün birinde Allah elçilerinden bir elçi, Kitap ve sünnete dayalı olarak hakkı ortaya koymayacak. Zannederler ki bir mü’min kendilerini sığaya çekmeyecek ve böylece yalanları sürüp gidecek. Halbuki bir gün hak bir elçi tarafından Allah âyetleri ortaya konunca, onların tüm yalanları açığa çıkacaktır.