4. “Bu, Allah’ın dilediğine verdiği lütuftur. Allah, büyük lütuf sahibidir.” İşte bu elçi göndermesi, vahiy göndermesi Allah’ın bir lütfudur ki, onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir. Peygamberliğini, risâleti kime, hangi topluma vereceğine Allah karar verir. Hiç kimse onu hesaba çekemez. “Ey Yahudiler, siz o elçiyi İsrailoğullarından bekliyordunuz ama Allah onu İsmail oğullarından da gönderir. Ümmîlerin içinden de çıkarır. Avucunuzun içinden daha iyi tanıdığınız bu elçiyi insanlardan gizlemeye, örtmeye çalışsanız da, insanların o elçiye ulaşmalarını, ya da o elçinin insanlara ulaşmasını engellemeye çalışsanız da, bu iş sizin elinizde değildir.” Ya da “bu iş, bu peygamberlik işi Mûsâ’yla (a.s) bitti, Îsâ’yla (a.s) bitti. Artık Allah bir daha peygamber göndermeyecek” diyerek elinizdeki kitapların defterini dürmüş, kitapsız keyfinize göre bir hayat yaşamayı hedeflemişseniz de, bilesiniz ki Allah kullarına fazl-ı kerem sahibidir. Bitti dediğiniz bir anda elçi olarak Muhammed’i (a.s) gönderiverir de, sizin sapıklık noktalarınızı ortaya koyuverir. “Derdiniz ne sizin ey Yahudiler? Daha önce size verilenin bir benzeri İsmail oğullarına verildi diye mi kıskanıyorsunuz? Ne var bun-da deliye dönecek? Dün size verilen hidâyetin, size verilen kitabın, peygamberin bir benzeri şu anda Müslümanlara verilmiştir. Allah sizin için bazen İbrahim’i (a.s), bazen İsmail’i (a.s), bazen İshak’ı (a.s), bazen Mûsâ’yı (a.s), bazen Îsâ’yı (a.s), bazen de Muhammed’i (a.s) rah-met kapısı olarak açıverir. Birisini Kudüs’e diğerini Mekke’ye gönderiverir. Birisini İsrailoğullarına, diğerini ümmî Araplara yollayıverir. Ne var bunda? Niye yadırgıyorsunuz bunu? Hep sizin içinizden çıkacak değil ya bu peygamber? Ya da Allah size soracak değil ya seçeceği elçisini?” “Sanki daha önce kendinize gönderilen Allah elçilerinin kıymetini bildiniz mi? Onlara Allah’ın istediği şekilde iman ettiniz mi? Sanki onları Allah’ın istediği şekilde karşıladınız da, şimdi de Allah’ın bu son elçisine mi iman edeceksiniz? Onları reddeden, onları yalanlayan, onları öldüren sizler değil misiniz? Başınızda Allah’ın kerim elçisi Hz. Mûsâ varken, Allah’ın elçisi Harun (a.s) yanı başınızda iken onları dinlemeyerek buzağıya tapınanlar sizler değil misiniz? Zekeriyya ve Yahya’ya (a.s) ne yaptınız? Îsâ’ya (a.s) ne yaptınız? Peygamberinizi niye öldürmeye, çarmıha germeye teşebbüs ettiniz? Yani bütün bu sapıklıklarınızı Allah bilmiyor mu? Müslümanlar bunları bilmiyorlar mı? Allah son kitabıyla kullarını bu konularda bilgilendirmedi mi? Yoksa Allah’ın kendilerine bu bilgileri sunduğu Müslümanlar size karşı aleyhte delil getirecek diye mi iman etmiyorsunuz?” “Ya da Müslümanları kendiniz gibi kâfir yapınca, onları küfre yuvarlayınca artık onlara vahyin kesilip de aleyhinizde delil getiremez bir duruma düşmelerini mi istiyorsunuz? Kusura bakmayın, Allah bunu size soracak, sizden izin alacak değildir. Fazl, fazilet, üstünlük, ri-sâlet Allah’ın elindedir. Allah onu dilediğine verir. Hiç kimse buna ka-rışamaz. Hiç kimse bu konuda Allah’a müdahalede bulunamaz. Çünkü yetki O’nundur.”