12. “İnsanlar: “Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır; doğrusu artık biz inananlarız” derler.” Tıpkı Firavunlar gibi, tıpkı selefleri gibi onlar da dediler ki, “ya Rabbi, eğer bunu bizden giderirsen o zaman biz mü'min olacağız. O zaman biz de sana iman edeceğiz. Ya da biz müminleriz,” dediler. Darda kaldıkları zaman derler bunu. En’âm’da da aynı konuyu şöyle anlatıyordu Rabbimiz: “De ki: “Kara ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır? Eğer bundan bizi kurtarırsan şükredenlerden olacağız diye O’na gizli gizli yalvarır yakarırsınız. De ki: “Allah sizi ondan ve her sıkıntıdan kurtarır, sonra da ona şirk koşarsınız.” (En’âm 63) Yâni böyle karanın ve denizin karanlıklarında kaldığınız, yolunuzu yitirdiğiniz, bir çıkmazla karşı karşıya kalıp eliniz böğrünüzde ne yapacağınızı şaşırdığınız, ciddi bir tehlikeyle burun buruna gelip ondan kurtuluş ümitleriniz inkisâra uğradığı zaman ne yaparsınız? Kime yalvarıp yakarırsınız? Kime yönelir ve kimi imdadınıza çağırırsınız? Denizde boğulma tehlikesiyle karşı karşıya gelip can havliyle dalgalarla boğuşmaya başladığınız, ya da hanımınız hasta hanede ecel teri dökmeye başladığınız bir sırada veya borçlularınız kapınıza gelip dayandıkları, mahkemede hakim karşısında ecel teri dökmeye başladığınız, içinden çıkamayacağınız ciddi bir dertle karşı karşıya geldiğiniz zaman gizli ve açık olarak, ya da korku ve ümit içinde kime yalvarır, kime dua edersiniz? Yemin olsun ki, o bizi bu sıkıntıdan kurtarırsa muhakkak biz şükredenlerden olacağız diye kime müracaat edersiniz? Allah’a dua edersiniz değil mi? Yâni böyle bir durumda sizi kurtaracak tek varlığın Allah olduğunu, Allah’tan başka hiç kimsenin yapabileceği bir şeyin olmadığını, Rabbinizden başka hiçbir gücün sizin imdadınıza yetişemeyeceğini siz de biliyor ve itiraf ediyorsunuz değil mi? Vicdanlarınız buna şahitlik ediyor değil mi? Size yardım edebilecek, sizin tüm sıkıntılarınızı yok edecek, sizin kaderinizi belirleyen varlığın sadece Allah olduğunu biliyor ve böyle durumlarda sadece Rabbinize dua ediyorsunuz. Sizi ondan ve her türlü tehlikeden, her türlü kederden, her türlü sıkıntıdan kurtaran Allah’tır. Allah sizi bu tehlikeden kurtarıp sahil-i selâmete çıkardığı zaman da hemen ona yan çizmeye ve ona şirk koşmaya başlıyorsunuz. Darda kaldığınız zaman size rızık gönderen Rabbinizi unutup, kendinize ondan başka Rezzaklar bulmaya ve onların arzularını gerçekleştirmeye kalkıyorsunuz. Bu ikinci, üçüncü derecede rezzaklarınızın gazabına maruz kalmamak için, tayininizin çıkarılmaması, maaşınızın kesilmemesi için onların arzularıyla Rabbinizin arzuları çatıştığı zaman, Rabbinizin hatırını ayaklarınızın altına alma pahasına onların hatırını başınıza taç yapmaya kalkışıyorsunuz. Sizi koruyan Rabbinizi unutup, kendinize yeryüzünde yeni yeni rabbler bulup onların koyduğu kanunları uygulamaya kalkışıyorsunuz. Allah’tan başka sığınacak varlıklar bulup onlara sığınmaya, onlara dua edip yardımınıza çağırmaya kalkışıyorsunuz. Darda kalınca gerçek Rabbi-nizi hatırlıyor, tehlike geçince de başka Rabbler bulup onlara itaat etmeye kalkışıyorsunuz. Çok ciddi bir tehlike anında ister mü'min olsun ister kâfir herkes Allah’a yalvarmaktadır. Bundan anlıyoruz ki, tüm insanlarda fıtrat tevhiddir, öz cevher tevhiddir. Şirk ise sonradan ona ârız olmuş bir kabuktur. İşte böyle çok ciddi bir tehlike anında insan fıtratı açığa çık-maktadır. Fıtratın üzerini örtmüş olan kabuk o anda dökülüveriyor ve insanın fıtratı açığa çıkıveriyor. Bakın bu husus İsrâ sûresinde biraz daha net anlatılır: “Denizde bir sıkıntıya düştüğünüz zaman, Allah'tan başka yalvardıklarınız kaybolup gider, fakat O sizi karaya çıkararak kurtarınca yüz çevirirsiniz. Zaten insan pek nankördür.” (İsrâ 67) Yine Yunus sûresinde de aynı konu şöyle anlatılır: “Sizi karada ve denizde yürüten Allah’tır. Bulunduğunuz gemi içindekileri güzel bir rüzgarla götürürken; yolcular neşelenirler. Ama bir fırtına çıkıp da onları her taraftan dalgaların sardığını, çepeçevre kuşatıldıklarını sandıkları anda ise; Allah’ın dinine sarılarak: “Eğer bizi bu tehlikeden kurtarırsan andolsun ki sana şükredenlerden olacağız” diye ona yalvarırlar.” (Yunus 22) Meselâ bakın bâtılı kâfirler Titanik diye bir gemiye binerler ve okyanusa açılırlar. Yüzlerce mühendisin rapor vererek, bu gemi bat-maz dedikleri geminin içinde her türlü günâhları işleyerek kâm almaya çalıştıkları bir sırada, gemi bir buzula çarpar ve yavaş yavaş batmaya başlar. Birkaç saat öncesine kadar Allah’ı hiç hatırlarına getirmeyen bu insanların tümünün güverteye çıkarak Allah’a dua ettiklerini görüyoruz. Çünkü böyle bir durumda kendilerine Allah’tan başka yardım edecek hiç kimse yoktur. O anda kabuk mahiyetinde bulunan şirkin yok olup, fıtratlarının, mayalarındaki tevhidin açığa çıktığını görüyoruz. Yine meselâ Mekkeli müşriklerin, güçlü kuvvetli ordusuyla Eb-rehe kapılarına dayandığı zaman, Kâbe’nin içindeki tüm putlarını unutup Kâbe’nin örtülerine sarılıp: "Ey bu beytin Rabbi! Bizi böyle bir durumda ancak sen koruyabilirsin! Bu putlarımızın bize bugün yapabilecekleri bir şey yoktur!” diye dua ettiklerini biliyoruz. Bir tehlike anında fıtratlarındaki öz cevherin, tevhidin açığa çıktığını görüyoruz. Ama tehlike geçtikten sonra bu insanların kendilerini kurtaran Rabblerini unutup yine eski şirklerine, eski küfürlerine dönüverdiklerini görüyoruz. Bakın bundan sonraki âyetinde Rabbimiz diyor ki: