13,14. “Nerede onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çe-virmişler, “Belletilmiş bir deli” demişlerdi.” Bunlar nereden ibret alacaklar? İbret almak kim, bunlar kim? Halbuki kendilerine gerçeği apaçık anlatan, hakkı açıkça ortaya koyan ve kendisi de, hayatı da gözlerinin önünde gün kadar açık ve net olan bir peygamber geldi de, ondan istifade etmek yerine, "bu öğretilmiş bir mecnundur" deyiverdiler. Peygambere karşı böyle diyorlar, ama ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya kaldıkları zaman da, "biz mü’-minleriz" diyorlar. Azap gelince öyle diyorlar, azap kaldırılınca da böyle diyorlar. Bunu nasıl telif edeceğiz? Yâni hangisi doğrudur bu dediklerinin? Madem bunlar mü’minler o zaman Allah’ın elçisini reddederken bu yetkiyi nereden alıyor bu adamlar? Evet, Allah’ın Resûlüne, “bu öğretilmiş bir mecnun” diyorlardı. Allah’ın Resûlünü tanıyorlardı. O, aralarında doğup büyümüş, tüm ha-yatı, çocukluk ve gençliği aralarında geçmişti. Onun en küçük bir kötülüğünü görmemişlerdi. Onun içindir ki kendisine bir şey diyemiyor-lar da, “başkaları onu yoldan çıkararak bu hale getiriyor,” diyorlardı. “Ona bu konuda ders verenler, onu yetiştirenler arka planda kalıyorlar ama cezayı ona çektiriyorlar,” diyorlardı. Muallem; öğretilen, cinlerle ilgisi olan demektir. Birileri kendisi-ne öğretiyor, birilerinden öğreniyor da ondan duyup öğrendiklerini bize söylüyor, diyorlardı. Halbuki onlar cincileri biliyorlardı. Sihirbazları tanıyorlardı. Çevrelerinde yığınlarla cinci ve sihirbaz vardı. Sormak lâzım: Bugüne kadar hangi cinci, hangi sihirbaz söyleyebilmişti onun söylediklerini? Hangi sihirbazın arkasına bu kadar insan takılmıştı bu-güne kadar? Ya da hangi sihirbazdan bu kadar korkulup, ürkülmüş? Hangi sihirbaza karşı bu kadar tedbir almışlardı? Evet, hem peygambere cinlenmiş diyorlar, hem de sıkıntıya düşükleri zaman da “aman aman, Rabbine bir dua ediver. Rabbine dua et ki bizi şu azaptan bir kurtarsın,” diyorlar. Allah diyor ki: