Duhan Suresine Dön

Duhanالدخان

24. Ayet

24Duhan Suresi

وَاتْرُكِ الْبَحْرَ رَهْوًاۜ اِنَّهُمْ جُنْدٌ مُغْرَقُونَ

“Denizi de açık bırak. (Sizin ardınızdan gelenler) ordu hâlinde boğulacaklardır.”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

24. “Denizi sakin iken geride bırakın, doğrusu onlar suda boğulacak bir ordudur.” Kur’an’ın başka yerlerinde anlatılır, Hz. Mûsâ Rabbinden aldığı emirle asasını denize vurur, deniz yarılır, denizin ortasında kupkuru yollar açılır ve beraberindeki Müslümanlarla birlikte sağ salim karşıya geçerler. Tabii denizin böyle yarıldığını gören Firavun ve ordusu da o-radan geçmek için harekete geçer. Hz. Mûsâ onların geçmelerini engellemek için asasıyla yeniden vurup denizde açılan bu yolların kapanmasını isteyince, Rabbimiz buyurur ki, “dokunma ey Mûsâ! Dokunma denizdeki o yollar açık kalsın.” Çünkü Rabbimizin muradı farklıydı. Rabbimizin hesabı farklıydı. Rabbimiz düşmanlarından intikam alacaktı. Onların gözleri önünde, tüm dünyanın gözleri önünde kendisiyle savaşmanın, elçisiyle savaşmanın, Müslümanları yok etmeye çalışmanın ne demek olduğunu gösterecekti onlara. İşlerini bitirecekti onların. Kıyâmete kadar gelecek kullarına bir ibret levhası sunacaktı Rabbimiz. Allah buyurdu ki, “ey Mûsâ, dokunma, denizi açık bırak çünkü onlar boğulacaktır.” Hz. Mûsâ da denizi açık bıraktı ve Kur’an’ın değişik yerlerinde, Tâhâ sûresinde, Şuarâ sûresinde anlatıldığı gibi, Rab-bimiz düşmanlarını, yeryüzünün en süper gücünü, en güçlü ordusunu denizde boğuverdi. Düşünebiliyor musunuz? Gerçekten de yeryüzünün en büyük olayı cereyan ediyordu. Öyle bir an geldi ki, akıllara durgunluk veren, yeryüzünde emsali görülmemiş bir olay yaşandı. Firavun, gariban müslümanların arkalarından yetişmişti. Önlerinde alabildiğince haşin bir deniz, arkalarında da azgın Firavun’un orduları. İsrailoğulları işte böyle bir kaos içindeydiler. Ne yapacaklarını şaşırmışlardı, korku ve telaş içindeydiler. Ama Allah vardı. Mûsâ (a.s) onları teskin etmeye çalışıyordu. “Korkmayın Allah bizimle beraberdir!” diyordu. Allah buyurdu: “Ey Mûsâ, asanı denize vur!” Vurdu asasını denize ve o asa denizde kupkuru yollar oluşturuverdi. Ya bir yol, ya da on iki yol açıverdi. İsrailoğulları sağ salim karşıya geçtiler. Arkalarından yeryüzünün en büyük gücü, yeryüzünün en büyük devleti, komutanlarıyla, askerleriyle onlar da arkalarından o yola girdiler. Tam denizin ortasına geldiklerinde denizin gemini, zimâmını salıverdi Allah. Deniz eski haline geldi ve Firavun oğulları tümüyle denizin altına gömülüp hayata veda ettiler. Yeryüzünün en güçlü adamı, en müstekbir insanı Firavun suda boğulurken şu sözü söylemekten kendini alamıyordu: “İnandım ki İsrailoğullarının iman ettiği Allah’tan başka İlâh yokmuş. Ben de Müslümanlardanım!” (Yunus: 90) Gerçekten bugün bu sözü tüm dünya müstekbirlerine duyurmamız gerekmektedir. Tüm dünya Firavunlarına duyurmalıyız bu sözü. Ey müstekbirler! Ey kendilerinde güç kuvvet olduğunu zanneden zalimler! Firavun’un söylediği bu sözü sizler ne zaman söyleyeceksiniz? Size hiç bir şey hatırlatmıyor mu bu söz? Ölürken mi söyleyeceksiniz bunu? Ama Firavun’a fayda vermediği gibi o zaman söyleyeceğiniz bu sözün size de hiçbir faydası olmayacaktır. Firavun, “ben İsrailoğullarının inandığı İlâhtan başka İlâh olmadığına inandım,” diyor. Ama bunu ölürken söylüyordu. Halbuki şimdi inandım dediği İlâhın, göndermiş olduğu Mûsâ’yı dün öldürmeye çalışıyordu. Yıllarca o İlâh’ın dinini reddetmiş, o İlâh’ın gönderdiği peygamberi reddetmiş, o İlâh’a inanan İsrailoğullarına kan kusturmuş, ülkesinin yegâne ilâhı olduğunu ilân etmişti. Şimdi ölürken inandım dediği İlâh’ın hayat programına itiraz etmişti. Kendi yasalarını toplumda hakim kılabilmek için o İlâh’ın yasalarına geçit vermemişti. Kendi arzularını Allah’ın arzularına tercih etmişti. Allah’ı reddedip kendi hevâ ve hevesleri istikâmetinde bir hayat yaşamayı yeğlemişti. Şimdi O İlâh’ın gücünü, kudretini görmüş ve pişmanlık ortaya koyuyordu. Hayatı boyunca reddettiği Allah’a geberirken iman etmeye çalışıyordu. İşte kıyâmete kadar gelecek nesiller içinde kendisine özenen, kendi yoluna imrenen, yeryüzünde Rabliğini iddia ederek Allah’a ve Allah’ın dinine savaş açan, Allah yasalarını ilga ederek kendi yasalarını insanlara dayatan, Allah’ın kullarını Allah’a kulluktan çıkarıp kendisine kul-köle edinen, Allah kullarının inandıkları gibi yaşamalarına, inandıkları gibi giyinmelerine, inandıkları gibi hareket etmelerine izin vermeyen tüm Firavun taslaklarına bu sözleriyle boğulup giderken Firavun şu mesajı veriyordu: “Gelin ey beni taklit edenler! Ey benim yolumdan gidenler! Ey benim gibi Allah’la savaşa tutuşanlar! Ey yeryüzünde Allah’a hayat hakkı tanımayarak, yeryüzünde Allah yasalarının, Allah sisteminin uygulanmasına izin vermeyerek, Müslümanlara zulmederek Allah’la savaşa soyunanlar! Gelin sizler de benim düştüğüm yanlışa düşmeyin! Ben imanı son dönemime tehir etmiştim. Ama gördünüz ki o iman benden kabul edilmedi. Siz bunu önceden anlayın da benim durumuma düşmeyin. Şimdiden hatalarınızdan dönüp, tâğut-luklarınızdan vazgeçip Müslümanlığınızı ilân edin ve kurtulun.” Anlayanlara mesajlar sunuyordu Firavun. İşte Allah’la, Allah’ın elçileriyle, Allah’ın sistemiyle savaşa tutuşan kimselerin âkıbeti böyle oldu. Hepsi de geberip gittiler. Güçleri, kuvvetleri, orduları, planları, silahları hiçbir işe yaramadı. Çünkü karşılarında Allah vardı. Onlar zannediyorlardı ki karşılarında gariban üç-beş Müslüman var ve onların çabucak hakkından gelebilecekler. Halbuki Müslümanlarla savaşanlar karşılarında müslümanlardan önce Allah’ı bulacaklardır. Bu, Allah’ın yeryüzünde koyduğu değişmez bir yasası, bir sünnetullahdır.