2,3. “Apaçık olan Kitaba andolsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız.” Mübîn olan, beyanı açık olan kitaba yemin olsun ki… Apaçık kitaba yemin olsun ki… İfadeleri açık ve parlak olan, inzali de, içinde-kiler de gün kadar apaçık olan kitaba yemin olsun ki… İçinde insan yazgısı, insanın hayat programı bulunan ve kıyâmete kadar insanlığın tüm problemlerini çözecek, kıyâmete kadar bir harfine bile halel gelmeyecek olan, kalpte olan, kabulde olan yazgıya yemin olsun ki… Bu kitabın bir özelliğidir bu. Bu kitap mübîndir, apaçıktır. Hakkı apaçık hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak biçimde ortaya koyandır. Kehf sûresinin ikinci âyetinde de ifade edildiği gibi: Eğri büğrülüğü olmayan bir kitaptır o. Yâni bu kitapta herhangi bir tenâkuz, herhangi bir çelişki, bir uyumsuzluk, bir münâsebetsizlik yoktur. Onda insanların anlayamayacağı, şaşkınlığa düşerek bocalayacakları bir karışıklık, bulanıklık, tutarsızlık yoktur. Bu kitap her sınıf ve her dönem insanlığının anlayabileceği doğrulukta, netlikte ve berraklıkta bir kitaptır. Sadece belli sayıda ve belli sınıf insanların anlayabilecekleri, diğerlerinin anlayamayarak bocalayacakları, içinden çıkamayarak sapıtacakları bir kitap değildir bu kitap. Tüm diğer kitaplardan üstün, arınmış, insan eli değmemiş bir kitaptır. Bir de "Kayyimen"dir bu kitap. Kitabın ikinci bir özelliği de, "Kayyimen" oluşudur. Yâni başka hiçbir şeye muhtaç olmayan bir kitaptır bu kitap. Dosdoğru, ama kendi kendine kâim bir kitap. Bir başkasının kitabına ihtiyacı olmayan, bir başkasının desteğine ihtiyacı ol-mayan kendi kendine var olan ve varlığını sürdüren bir kitaptır bu. Bir başka kitabın sağlamasına, bir başkasının desteğine ihtiyacı yoktur bu kitabın. Kendi kendine yeterli olan, kendi kendine kaim olan, Hay-yu Kayyum olan bir Allah’ın bu ismi şerifi gereği, yine başka hiçbir şeye muhtaç olmadan ayakta durabilmek üzere kuluna indirdiği bir kitaptır bu. Nasıl ki bu kitabın göndericisi kendi kendine kâim, yâni varlığı konusunda ve varlığını sürdürmesi konusunda hiç kimseye muhtaç değil, hiç kimsenin yardımına muhtaç olmadan varlığını sürdürebiliyor ve varların tümünü var eden O ise, işte böyle bir kaynaktan gelen bu kitap da hiçbir yardımcı kitaba, hiçbir yardımcı kanuna ihtiyacı olmadan kıyâmete kadar tüm insanlığın, tüm toplumların hayatlarını düzenleme ve problemlerini çözümleme konusunda tek kitap olacaktır. Hiç kimsenin kitabı bu kitapla mukayese edilemez. Hiç kimsenin kitabı bu kitabın önüne geçirilemez. Hiç kimsenin talimatları ve ya-saları bu kitaba tercih edilemediği gibi, bu kitabın onların desteğine de ihtiyacı yoktur. İşte bu özelliklere sahip bir kitap, ancak yeryüzünde kulluk kitabı olabilir. İşte Allah’tan gelen böyle bir kitap, ancak yeryüzünde hayat programı olarak uygulamaya lâyık olabilir. İşte ancak böyle bir kitabı gönderen Allah, Rabb olmaya, İlâh olmaya, hamd edilmeye lâyıktır. İşte böyle kapalılığı olmayan, insanları şaşkınlığa düşürecek bir bulanıklılığı olmayan kitaba yemin olsun ki, “Biz onu mübarek bir gecede indirdik.” Kur’an’ın indirildiği bu gecenin Beraat gecesi mi, yoksa Kadir gecesi mi olduğu konusunda ihtilâflar vardır. Bu konudaki ihtilâfın ya da anlayış farklılığının sebebi, işte bu âyet-i kerimedir. Kimileri bu âyete dayanarak Kur’an-ı Kerim’in indirildiği gecenin Beraat gecesi olduğunu, kimileri de Bakara sûresindeki Kur’an’ın Ramazan ayında indirildiğini anlatan 185. âyeti ve de Kadir sûresinde onun Kadir gecesi indirildiğini anlatan âyetine dayanarak Ramazan ayında ve Kadir gecesinde indirildiğini iddia etmektedirler. Bir başka rivâyette de Kur’an-ı Kerim Beraat gecesi toptan ve bir çırpıda dünya semâsına indirilmiş, dünya semâsından da Rasu-lullah Efendimize Ramazan ayının Kadir gecesinde ilk defa indirilmeye başlanmıştır. Yâni Kur’an’ın bir toptan indirilişi vardır, bir de parça parça Rasulullah Efendimize indirilişi vardır. İşte onun toptan indirilişi Beraat gecesinde, peyderpey indirilişi de Kadir gecesinde olmuştur diyoruz. En doğrusunu Allah bilir. Bu kitap, mübarek bir gecede indirilmiştir. Ya da böyle mübarek bir kitap, kendisinde indirildiği için o gece mübarek bir gecedir. Siz de hayatınızın bereketlenmesini ve hayatınızın şeref kazanmasını istiyorsanız, o kitabı hayatınıza indirerek bereketlendirebilirsiniz. Siz de elinize alırsanız bu bereket kaynağını, indirirseniz onu raflardan, indirirseniz onu hayatınıza, böylece bereket ve şeref bulursunuz. Siz de onu mutfağınıza, meslek hayatınıza, kazanmanıza-harcamanıza, eğitiminize, hukukunuza, küsmenize, sevmenize indirgerseniz, o zaman kesinlikle bilesiniz ki sizin hayat da bereketlenecektir. Unutmayalım ki, bu kitabı hayatımıza indirdiğimiz gece, bu kitabı hayatımıza indirgediğimiz gece bizim de kadir gecemiz olacaktır. Kadir kıymet bilme gecesi. Bu kitabın hayatımızdaki kıymetini anladığımız ve onu elimize aldığımız gece, bizim için Kadir gecesi olacaktır. Değilse geceler hep aynıdır. O geceye tesadüf etmek fazla bir şey ifade etmeyecektir. Öyle değil mi? Muhammed bin Abdullah’ı Muham-med Rasulullah yapan aynı kadir gecesi, Ebu Cehil’i de Ebu Cehil olarak bırakıyordu. Yâni o gece kimilerinin hayatı bereketlenirken, kimileri hep aynı kalıyordu. Bakın Rabbimiz burada “enzele” ifadesini kullanıyor. Enzele, inzal, tenzil, tenzili rütbe biliyorsunuz ki yüksekten indirmek anlamına geliyor. Rabbimiz, biz onunla yol bulalım, yolumuzu ona sorarak bulalım diye onu mele-i â’lâ’dan dünyaya indiriyor. Öyleyse bizler de Rab-bimizin yaptığının tam tersini yapmaya kalkmayalım. O indirirken, biz kaldırmadan yana olmayalım. Biz de indirelim onu hayatımıza, biz de alalım onu elimize ve en çok bu kitapla beraber olalım ki, onunla hayatımız bereketlensin, hayatımız şeref kazansın inşallah. O öyle mübarek bir kitap ki, mânâları bitmez. İnsanlara göster-diği yolları tükenmez. Onun hidâyetine ve kıyâmete kadar problemleri çözüşüne nihâyet yoktur. “Muhakkak ki Biz uyarıcıyız,” diyor Rabbimiz. Biz uyarıcılarız. Biz bu kitapla insanları uyarmaktayız. Gerçekten de Rabbimiz bu kitapla bizi uyarmıştır. Dünyayı, yaşadığımız hayatın mânâsını, ölüm ötesi hayatı en berrak biçimde anlatarak bizim gözlerimizin önüne sermiş ve bizi gelecekle uyarmıştır. Şöyle bir hayat yaşarsanız sonun-da şununla karşılaşacak, yok eğer böyle yaşarsanız sizi şunlar şunlar beklemektedir diyerek cennetini de cehennemini de ortaya koyarak bizi uyarmıştır. Eğer böyle yapmasaydı Rabbimiz, bize yaşadığımız hayatın mânâsını, nereden geldiğimizi, niçin geldiğimizi, cenneti ve cehennemi anlatmadan bizi hesaba çekiverseydi, belki o zaman insanların itiraz hakları olabilirdi. “Ya Rabbi, madem ki bizi bunun için yaratmıştın, madem ki cennet ve cehennemin vardı, madem ki bizden kulluk istiyordun bize bunu niye anlatmadın? Bize kendini niye tanıtmadın?” deme hakkımız olabilirdi. Ama Rabbimiz öyle yapmadı. Gön-derdiği kitapları ve elçileriyle bizi yeterince uyardı. Hem yeryüzünde kulluktan habersiz yaşayacağımız bir hayatın doğuracağı bunalımları, hem de âhirette bizi bekleyen bir azabı anlattı bize. Yeryüzünde seçtiği elçilerine kitaplar göndererek uyarısını tam olarak yaptı Rabbimiz. Öyleyse bu kitap bizi de uyarmalıdır. Bu uyarıdan habersiz yaşayamayız. Biz bu kitapla kendimizi uyarmak ve bu kitabın uyarılarından haberdar olmak zorundayız. Tüm hayatımızı, tüm düşüncelerimizi, inanışlarımızı, amellerimizi bu kitapla yargılamak zorundayız. Bu kitap kendisiyle beraber olduğumuz zaman bizim hayatımızdaki tüm yanlışları, bozuklukları, tağutlukları, ölümü, kabri, mahşeri, cenneti, cehennemi gösterecek, gözle görmüş gibi bu gerçeklerle bizi yüz yüze getirecek ve elimizden tutup bizi cennete kadar götürecektir.