30,31. “Andolsun ki, İsrailoğullarını azgın bir zorba olan Firavun’un alçaltıcı azabından kurtardık.” “İşte böylece Mus’taz’afları, İsrailoğullarını o zalimin, Firavu-n’un alçaltıcı, ezici azabından kurtardık,” diyor Rabbimiz. Müslüman kullarımızı onun pençesinden kurtardık. Bir tarafa azap olan, helâk olan yasa öbür tarafa rahmet oluyordu. Allah’la savaşa tutuşan Firavun’a ve onun yanında yer alanlara işleyen helâk yasası Müslümanlara işlemiyor. Birilerine hayat olan su, birilerinin helâkine sebep oluyor. Çünkü eşyanın boynundaki ip, Allah’ın elindedir. Eşya sadece Rab-bini dinler. Tıpkı birilerini yakan, kavuran ateşin İbrahim’e serin ve selâmet vesilesi olduğu gibi. Veya boynundaki ipin ucu Allah’ın elinde olan bıçağın, İsmail’i kesmediği gibi. Allah diyor ki, “kullarımızı Firavunun alçaltıcı azabından kurtardık. Çünkü o Firavun: O Firavun âli idi, müsrif idi.” Bu ifadelerle Kur’an’da Firavunların tanıtımını görüyoruz. Onlar, Firavunlar adaletin, barışın, insanlığın, huzurun temsilcisi değildirler. Onlar azaptırlar, azap kaynağıdırlar, ıstırap kaynağıdırlar. Çünkü kendileri egemen olduklarından, hâkimiyeti ellerinde bulundurduklarından asla hak, hukuk tanımazlar. Kendilerinin boyun büküp teslim oldukları, kendilerini durduracak kendilerinden başka bir otorite olmadığından, yâni Allah’a inanmadıklarından, âhiret, hesap, kitap endişesi de taşımadıklarından hiçbir sınır tanımadan, hiçbir sorumluluk hissi duymadan dilediklerini yaptıkları için herkesi aşağılar, herkesi küçümser, herkesin hakkını gasp ederler. Azap ederek, öldürerek, idam ederek, ezerek, işkence ederek insanları kendi aralarında çatışmaya, gruplaşmaya sevk ederler. İnsanların bir noktada birleşmeleri bunlar için en büyük tehlikedir. Çünkü kendi egemenlikleri o zaman tehlikeye düşecek ve tüm güçlerini kendisine doğru yönlendirebileceklerdir. Onun içindir ki, kendi egemenliğinin sürmesi toplumun parçalanmasına ve enerjilerini birbirlerine boşaltmalarına bağlıdır. Onun için onların toplumlarında zulüm vardır, ezen vardır, ezilen vardır, israf vardır, insan hayatının ve insan emeğinin boşa harcanması vardır. Firavun, âli ve müsrifti diyor, Allah. Yâni israf böyle sadece ye-me-içme konusunda sınırı aşmak değildir. Müsrif, hayatını israf eden demektir. Allah’ın kendisine verdiği fıtrî özellikleri gereği gibi kullanamayarak boşa harcayan demektir. Veya müsrif, böyle sere serpe istediği gibi bir hayat yaşamadan yana olan, ne Allah, ne din, ne iman hiç bir kayıt tanımadan, hiçbir sınır tanımadan canı ne isterse yapmaya çalışan kimsedir. Keyfine göre bir hayat, keyfine göre bir kılık-kıyafet, keyfine göre bir hukuk, ekonomi, keyfine göre bir inanç, bir itikat sistemi belirleyerek hayat yaşamak, israftır. Allah’ı İlâh kabul etmeyerek kendi kendini İlâh makamına koy-mak israftır. Allah’ı, Allah’ın yasalarını reddederek kendi kendisini, kendi bilgisini putlaştıran bir insan, kendi hayatını israf ettiği gibi, toplumu kendi aklına, kendi görüşüne, kendi yasalarına, kendi düşüncesine çağırıp onları buna uymaya mahkum ettiği için tüm toplumunu da israf etmiştir. Toplumunun iradelerini ipotek altına alarak herkesi kendisi gibi düşünmeye, kendisi gibi inanmaya zorladığı için tüm toplumunu israf ediyordu. Firavun gibilerin tüm hayatları baştan sona israftır. Onların hayatları boşa giden bir hayattır. Kendilerini cehenneme göndererek kendi kendilerine yazık eden insanlardır onlar. Kendilerini dinleyenleri de israf edip boşa harcayan kimselerdir bunlar. Çocuklarını, hanımlarını kulluk bilincinden uzak tuttukları için, israf edip kötüye harcamış insanlardır bunlar. Onların yasaları altında geçen tüm ömürler, harcanan tüm kuruşlar, dökülen tüm terler, yapılan tüm çalışmalar israftır. Çünkü bunlar Allah için değil, bunlar için yapılmaktadır ve bunların elinde heba olup gitmektedir. Evet, böyle kendisini bir şey zanneden, kendisini üstün gören ve tüm hayatı israf olan Firavun’u yok edip mü’min kullarımızı onların yerine egemen kıldık. Sonra: