32. “Andolsun ki, onların durumunu bilerek dünyaların üzerinde seçkin kıldık.” “Andolsun ki biz o müminleri muhtar kıldık. Bilerek onları âlemler üzerine seçip iktidar mevkiine getirdik. Biz onlara hayır verdik, hayırlar verdik. Onlara hayır kapılarını açtık. Onlara hayır yollarını, cennet yollarını gösterdik. Ama bir bilgiyle, bir bilgi üzerine, bir ilim üzere seçtik onları,” diyor Rabbimiz. Yâni Biz ezelî ve ebedî ilmimizle onların bu işe lâyık olduklarını bildiğimiz için bir ilim üzerine onları seçtik. Onlarda iman, takva ve teslimiyet gibi özellikler gördüğümüz için seçtik onları. Seçilip iktidara getirilmeye lâyık oldukları için seçtik onları. Unutmayalım ki tüm insanlığa önderler olarak seçilenler, Allah’ın ezelî ve ebedî ilmiyle kendilerinde hayır gördükleri olacaktır. İman, takva ve teslimiyet olarak bu işe lâyık olmayanların seçilmeleri de, iktidar mevkiine getirilmeleri de mümkün değildir. Öyleyse Allah-tan bunu isteyenlerin durumlarını düzeltmeleri ve bu işe ehil hale gel-meye karar vermeleri gerekmektedir. Ham hayallerle, kuru iddialarla bu iş mümkün değildir. Bu ilim üzere, bilgi üzere seçilme işini bir de şöyle anlamaya çalışıyoruz: Biz onları âlemlere egemen yapma, âlemler üzerine iktidara getirme işini şunun için seçtik ki, onlarda bir ilim, onlarda bir bilgi vardı. Allah’tan gelen bir ilme, vahiy bilgisine sahipti onlar. Allah bilgisine, kitap, peygamber bilgisine sahip oldukları için seçtik onları, diyor Rabbimiz. Bakara sûresinde anlatıldığı gibi, Hz. Adem’in Halife seçilmesinin altında yatan da buydu. Allah, Adem’e eşyanın bilgisini vermiş ve onu üstün kılmıştı. Çünkü hilafet; Allah’ın yasalarından ve nizamından kaynaklanan ustaca idare esasına göre evreni idare etmek demekti. İşte halife olarak yaratılan insan, Allah’ın kendisine bahşettiği bu güçle, bu bilgiyle etrafını kuşatan varlıkları tanıyabilecek ve yine Allah’ın kendisine verdiği ilim ve akıl gücüyle iyilik ve kötülüğü, salah ve fesadı kavrayabilecek, karşılaştığı olayları birbirleriyle kıyas ederek hayatın problemlerine çözümler getirebilecekti. Allah, Hz. Adem’e eşyanın hakikatini öğretiyordu. Bu, kullukta şu anlama gelir, şu şu anlama gelir diye eşyanın hakikati öğretiliyor. Bunu şurada kullanman lâzım, bunu şunun için yarattım, bunun görevi şudur, sakın bunu burada kullanmayasın, bu burada olmasın gibi eşyanın varlık sebebi, bilgisi öğretiliyordu. Meselâ bıçağı ben ekmek kesmek için yarattım, sakın bunu insan kesmekte kullanmayasın. Taşın varlık sebebi şudur, sakın ha onu meyhane yapımında kullanmayasın. Üzümün varlık sebebi şarap değildir. Domuzun varlık sebebi yemek değildir. Ağzın varlık sebebi onu sadece yemek yemede, çay içmede kullanmak değil, vahyin sözcülüğünde kullanmaktır gibi eşyanın varlık bilgisi ve hikmeti, hakikati öğretiliyor. Buğday bunun içindir, ateş şunun içindir, erkek bunun içindir, kadın şunun içindir, elbise bunun içindir, insan bunun içindir, hayvan bunun içindir, melek şunun içindir, yağmur bunun içindir, kar bunun içindir, sema bunun içindir, arz bunun içindir gibi eşyanın hakikati anlatılıyordu. İşte Allah’ın kendisine öğrettiği bu bilgiler sayesinde Hz. Adem halife oluyor ve seçiliyordu. Bu âyetten de bunu anlıyoruz. Yâni onlarda bu işe ehil bir ilim vardı. Vahiy ilmine sahiplerdi de onun için Allah yeryüzünün idareciliğine seçti onları. Eğer bizler de Rabbimiz tarafından yeryüzünün idareciliğine seçilmek, âlemlere üstün ve hakim bir konuma getirilmek is-tiyorsak, eğer derdimiz tüm dünyaya hakim bir noktaya gelip, yeryüzünde adaleti gerçekleştirmek ve dünyanın makus kaderini değiştirmek, dünyalının yüzünü güldürmek istiyorsak, o zaman unutmayalım ki bunun yolu ilimden geçmektedir. Biz de vahyi tanıyacağız, vahiy bil-gisiyle, kitap ve sünnet bilgisiyle donanacağız ki, Allah da bizleri seçsin. Seçsin de hem helâk olanların yanında bu helâk yasasından bizi kurtarsın, hem de helâk olanların yerlerine egemenler olarak bizleri yerleştirsin inşallah.