Duhan Suresine Dön

Duhanالدخان

33. Ayet

33Duhan Suresi

وَاٰتَيْنَاهُمْ مِنَ الْاٰيَاتِ مَا ف۪يهِ بَلٰٓؤٌا مُب۪ينٌ

Ve onlara içlerinde açık bir imtihan olan ayetler verdik.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

33. “Onların, her birine açıkça bir imtihan bulunan, mûcizeler verdik.” Onlara âyetlerimizden verdik ki onlarda onlar için çok açık imtihanlar vardı. Onları bu âyetlerle, bu mûcizelerle eğittik, yetiştirdik, biledik, diyor Allah. Belâ’nın sözlük anlamı, denemek, yapmak, bitkin hale getirmek demektir. İmtihan için başa gelen musibete de belâ denir. Elbisenin eskidiğini ifade etmek için de bu kelime kullanılır. Denenmek veya bir sınamaya uğramak insanı yıprattığından dolayı ‘belâ’ kelimesiyle ifade edilmektedir. Kur’an-ı Kerim'de daha çok denemek, sınamak, imtihan etmek anlamlarında kullanılmaktadır. Aynı kökten gelen ‘belaya’ Türkçedeki belâ ve musibet anlamına gelir. Terim anlamı; Gerek darlıkta ve gerekse genişlikte insanın denenip imtihana tâbi tutulması, imtihan maksadıyla başa gelen musibet ve meşakkat bulunan olay demektir. Başa gelen belâlar, musibetler birer deneme ve sınama olduğundan ve insanı çeşitli biçimlerde eskitip yıprattığından dolayı, başa gelen olaylara “belâ” denmiştir. Bu bakımdan, dinin emirleri ve yasakları, çeşitli yönleriyle belâdır. Bazıları bedene zorluk verdiğinden, insanların içindeki hayırlıları şerlilerden, temizleri kirlilerden, mü’minleri münâfıklardan ayırmak için bir deneme, sınama vasıtası olduklarından. Nitekim Kur’an’da şöyle buyrulmaktadır: “Sizden mücâhidleri ve sabredenleri bilelim (ortaya çıkaralım) diye sizi deniyoruz.” (Muhammed:31) İnsanlar şükretsinler diye sevinçlerle ve nimetlerle, sabretsinler diye de zorluklarla denenirler. İnsanların bu şekilde denenmesi de “belâ”dır. Nitekim Hz. Ali (r.a.): “Kimin dünyası genişletilir de, bunun bir imtihan olduğunu bilmezse, o kişi akıldan yoksundur.” buyurmuştur. Yani, kişi başına gelen bolluğun da darlığın da Allah’tan bir deneme vasıtası olduğunu bilmeli ve ona göre davranmalıdır. Dinin emirleri bir bakıma ‘belâ’dır, yani sınamadır. Çünkü bazı dinî emirler insan bedenine zorluk verir, insanların iyilerinin ve kötüle-rinin ortaya çıkmasına sebep olur. Şükredenler veya nankörlük edenler bununla belli olur. Zorluklara kim sabredecek, nimetlerin değerini ve sahibini kim bilecek? Bütün bunlar bir ‘belâ’dır/sınamadır. İnsanlara verilen nimetler bir deneme amacına yöneliktir. “Yeryüzünün ziynetleri (süsleri) insanların denenmesi içindir.” (Hûd:7) Hayat ve ölüm, doğma ve yaşama birer sınamadır. Rabbimiz, herkese farklı şeyler, farklı nimetler, farklı yetenekler vermiştir. Her bir insan farklı bir imkâna sahiptir. Herkes kendine göre bir iş yapar veya mesleği yerine getirir. Aralarında müslüman olanı vardır, müslüman olmayanı vardır. Ancak Rabbimiz bütün insanları onlara verdiği nimet, kabiliyet ve imkânlarla denemektedir. Allah (c.c.) verdiklerinin karşılı-ğını kulluk ve şükür olarak ister. Her bir nimetin teşekkür borcu, her bir kabiliyetin sorumluluğu vardır. Rabbimiz kişilere ve toplumlara ba-zen sıkıntı verir, bazen musibetler gönderir, bazen zorluklara ve darlıklara düşürebilir. Bunun sebebi onların akıllarını başlarına almaları-nı, yanlış yolda olanların düzelmelerini ve isyan içerisinde olanların Allah’a itaate dönmelerini sağlamaktır. Bazen de müslüman kullarına sıkıntı, musibet veya zorluklar verir, onları sabırla dener. Böylece on-ların daha çok sevap kazanmasını, derece yönünden daha çok yücel-mesini sağlar. Rabbimiz bütün insanları dener. Herkesin denenme şekli, imtihanı ve araçları farklı olabilir. İyi insanlar sabırla ve Allah’ın dinine yardımla; kötü insanlar hidayete, iyiliğe, Allah yoluna dâvetle sınanırlar. Başına ‘belâ’nın, yani imtihanın nereden geldiğini anlayan-lar onun gereğini yaparlar. Böyle bir denemenin karşısında mü’min o-lanlar sabreder, Rablerine tevekkül ahlâkı kuşanarak O’na teslim o-lurlar. Demek ki sadece biz Müslümanız, biz Müslüman olduk demek yetmiyor. Biz de Müslümanız demekle iş bitmiyor. Müslüman olduktan sonra Rabbimiz bize bir kısım iptilalar göndermek sûretiyle bizi eğitecek, bizi bileyecek, olgunlaştıracak ve bizi daha iyi hale getirecektir. Âlemler için seçilen İsrailoğullarının hayatında bu iyileşme süreci başlamış, devam etmiş ve Hz. Dâvûd ve Süleyman (a.s) döneminde Rabbimiz tüm dünyanın egemenliğini onlara vermiştir. Öyleyse yeryüzünün ıslahını, dünyanın yüzünün gülmesini ve tüm dünyada zulümlerin, haksızlıkların, işkencelerin, gözyaşlarının bitmesini isteyen, bunun özlemini çeken bizler de unutmayalım ki sabırla, savaşla, mahrumiyetle deneneceğiz. Maldan ve candan geçmekle, zamanımızı ilme ayırmakla, fedâkârlıklarla deneneceğiz. Bütün bu denenmeler karşısında yılmayacağız, fedâkarca Allah yasalarına evet diyeceğiz. Bileneceğiz, olgunlaşacağız, hasbileşeceğiz. Allah için her şeyi yapabilecek, her şeyi fedâ edebilecek bir konuma geleceğiz ve Allah da bizi seçecek ve tüm yeryüzüne hakim bir konuma getirecektir.