Duhan Suresine Dön

Duhanالدخان

4. Ayet

4Duhan Suresi

ف۪يهَا يُفْرَقُ كُلُّ اَمْرٍ حَك۪يمٍۜ

O (gecede) her hikmetli iş ayrılır.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

4,7. “Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o ge-cede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamber gön-dermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.” Rabbimiz buyuruyor ki, “her hikmetli iş bu gecede ayrışır, ayrıştırılır.” Her önemli muhkem iş, her sağlam iş o gece ayrıştırılır ve takdir edilir. Her önemli iş icra edilmek üzere o gece karara bağlanır, yazılır ve takdir edilir. Kâinatın kaderiyle ilgili olan, insanların ve tüm varlıkların kaderleriyle ilgili olan, tüm olayların bir yıllık takdiri, ya da değerlendirilmesi bu gecede yapılır. Gelecek seneye kadar kulların kaderleri, kulların rızıkları, ecelleri ve başlarına gelecekler, olup bitecekler ayrıntılı bir şekilde bu gecede belirlenir ve karara bağlanır. Katımızdan bir emirle. Katımızdan bir emir, bir yürütme, bir ya-sama, bir uygulama ve hikmet olarak cereyan edecektir bu işler. Tüm bu işler, kararlar, kaderler, takdirler Allah katındandır. Her işin ötesinde Allah vardır. Her işin arkasında Rabbimizin işleyen eli vardır. Kararlaştıran Allah, takdir eden Allah, yürüten Allah, yasaları belirleyen ve uygulatan Allah’tır. Bu işleri icra etmek üzere meleklerine emreden Allah’tır. Yeryüzündeki elçilerine vahiy göndererek emreden de Allah’tır. Yaratan O’dur, hayat veren O’dur ve öldüren de O’dur. Her şeyi bilen ve karara bağlayan O olduğuna göre, hayatla, ölümle alâkalı tüm işleri düzenleme hakkı da elbette O’na ait olacaktır. Yeryüzünde dalından düşen bir yaprak, gök yüzünden yere düşen bir damla yağmur, insanın ağaran saçının bir teli, yıldızlar, ay, güneş, bulutlar, rüzgarlar, dağ başında biten bir çiçek bile O’nun emriyle gerçekleşmektedir. O’nun bilgisinin dışında, O’nun haberi olmadan hiçbir şey gerçekleşemez. Her şey O’nun emriyle ve takdiriyle meydana gelir, O’nun emriyle yaşar ve O’nun emriyle son bulur. “Ve biz elçiler göndeririz.” Bu takdir ettiğimiz şeyleri gerçekleştirmek üzere görevlendirdiğimiz meleklerimizi göndeririz. Kadir sûresinde şöyle buyrulur: Melekler ve Cebrâil o gecede Rabblerinin izniyle her türlü iş için inerler.” (Kadir 4) İşte aldığı her bir kararı uygulatmak üzere Rabbimiz elçilerini gönderiyor. Ya da şu elimizdeki kitabında bizim kulluğumuz adına aldığı kararlarını bize ulaştırmak ve insanlığı uyarmak üzere Rabbimiz bizim içimizden elçiler göndermektedir. Bizim için uyarıcılar, resuller göndermektedir. Allah’ın bizim içimizden seçip bizi uyarmak ve bizim hayatımıza karışmak üzere gönderdiği elçilerinin tamamı, kendisinin yeryüzünde istediği hayatı en güzel biçimde yaşayan, kendisinin yeryüzünde bizden istediği kulluğu en güzel biçimde örnekleyen kullardır. Yâni bu peygamberler sanki bizim için Rabbimizin gönderdiği form dilekçelerdir. İşte bu elçilerime bakın ve aynen onlar gibi bana kulluk yapın diye gönderdiği örnek insanlardır. Yeryüzünde Allah’ın istediği bir hayatı yeryüzünde Allah’ın razı olduğu bir insan tipini bizim gözümüzün önünde canlandıran numûnelerdir bu elçiler. “Ey Allah’ın kulları! Bana bakın! Beni izleyin! Kulluğu benden öğrenin! İşte kulluk budur! İşte Allah bundan razıdır! İşte Rabbinizin rızası şöyle bir hayatın sonundadır!” diyerek yeryüzünde kulluğun ve teslimiyetin zirvesini gerçekleştiren Allah’ın bu elçileri, kıyâmete kadar insanlığın hiçbir itiraz haklarının kalmayacağı biçimde onlara hakkı göstermişlerdir. Öyleyse bu elçiler ve bu elçilerin kendilerine Allah tarafından gönderilen suhuflar ve kitaplar, Rabbimizin yeryüzünde insanlığa açtığı en büyük rahmet kapılarıdır. “İşte bu, Rabbinden en büyük bir rahmet ve berekettir.” Kitabın indirilmesi, peygamberlerin gönderilmesi Rabbimizin rahmetidir. Rabbimiz, kullarını karanlıklar içinde bocalar bir vaziyette bırakmak istemediği için kitabını göndermiştir. Hakkı-bâtılı, doğruyu-yanlışı anlayabilmeleri için kullarına bu kitabı göndermiş ve kendi bilgisiyle kullarını bilgilendirmiştir. Allah bu elçilerini seçip bize göndermeseydi ve onları kendi bilgisiyle bilgilendirip bize örnek yapmasaydı biz ne yapardık? Kim gibi olmaya çalışır, kimi örnek alırdık? Allah’ı nereden bilebilirdik? Allah’a kulluğu nereden anlayabilirdik? Cenneti nasıl elde edebilirdik? Yeryüzünde bu kadar güzel bir hayatı nasıl gerçekleştirebilirdik? Eğer öyle olmuş olsaydı, o zaman herkes kendine göre bir hayat yaşar, herkes kendine göre örnekler bulur ve onlar gibi olmaya çalışırdı. Allah’ın seçip bize örnek olarak gönderdiği ve hayatlarını onayladığı örnekler olmayınca da, herkes kendi hevâ ve hevesine göre bir hayat yaşar, hırsızlar hırsızları, ayyaşlar ayyaşları, zinacılar zinacıları örnek alır ve asla Allah’ın rahmetine ulaşma imkânı da bula-mazlardı. Ama Rabbimiz öyle merhametli ki, bize içimizden, bizim gibi insanlar seçerek örnek yapmış. Öyleyse bu sonsuz rahmet karşısında bize düşen de Rabbimizin açtığı bu rahmet kapılarından istifade etmek ve Allah’ın elçilerini tanıyarak aynen onlar gibi bir hayat yaşamaya çalışmaktır. Evet, her şey Rabbimizin rahmetinin eseridir. Rahmet; incelik, ihsan, bağışlama, acıyıp esirgeme anlamlarına gelir. Allah'ın kullarına acıması, onlara sevgi, şefkat ve merhametle muamele etmesi anlamında Kur'anî bir tabir. Allah Teâlâ, kullarına rahmet ve şefkatle davranmayı nefsine vacip kıldığını bize haber veriyor. (En'âm,54) Rahmet, bütün yaratıkların iyiliğini isteyip onlara yardım etme arzusu duy-maktır. Allah Teâlâ'nın bu kelimeden türemiş bazı güzel isimleri vardır; Rahmân: Esirgeyen, Rahîm: Bağışlayan, Erhamürrâhimîn: Merhametlilerin en merhametlisi, Hayrürrâhimîn: Merhametlilerin en hayırlısı, Zürrahme: Rahmet sahibi, Zü Rahmetin Vasia: En geniş Rahmet sahibi... gibi. Kur'an-ı Kerim'de yüzden fala yerde geçen bu isimler, Allah'ın rahmetinin çok ve tükenmez derecede bol ve her şeyi kapladığını gösterir. Cenab-ı Allah yaratıklarına, şanına yakışır bir acıma ve şefkat duygusu ile muamele eder. Esasen hayatın kaynağı da, bu ilâhî rahmettir. Yaratılışı düşünecek olursak, insanı oluşturan sperm ve yumurta, çok sağlam, dış etkenlerden korunmuş, rahim denilen çok müsait bir ortamda birleşerek gelişir. Hayatın ilk kıvılcımı, ancak böyle bir rahmet ortamında başlayabileceği için ona, aynı kökten türemiş olan rahim ismi verilmiştir. Dünyaya gelen her canlı yavrusu ancak, Allah'ın verdiği nimetler ve ana-babasının sevgi ve merhametiyle gelişip büyüyebilir. Eğer bu merhamet duygusu olmasa, hayatın devamı mümkün olmazdı. Allah Teâlâ'nın; "Benim rahmetim her şeyi içine almıştır" (A’râf,156) sözü bu gerçeği ifade etmektedir. Canlılar, ilahi rahmetin çeşitli tecellileri olan ve saymakla bitirilemeyecek nice nimetler sayesinde hayatiyetlerini devam ettirirler. Hak yolu bulmaları için Allah Teâlâ’nın insanlara kitaplar, peygamberler göndermesi de rahmetinin bir tecellisidir: Ey Habibim Muhammed! Biz seni, alemlere rahmet olasın diye gönderdik” (Enbiyâ, 107) "Bu Kitabı (Kur'an'ı) sana, her şeyin açıklaması, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve müslümanlar için de bir müjdeci olarak gönderdik" (Nahl,89) âyetleri bunu göstermektedir. "Allah Teâlâ, rahmetini yüz parçaya ayırdı, doksan dokuzunu yanında bıraktı, bir parçasını yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle bütün yaratıklar birbirine merhamet eder. hattâ yavrulu bir kısrak, yavrusu daha rahat emebilmesi için ayağını kaldırır" (Bu-hârî, Edep, 19) hadisi, rahmet cevherinin aslında bir bütün olduğunu, sadece insanlara değil, bütün mahlukata verildiğini gösterir. Buna göre, Allah Teâlâ'nın gerçek rahmetinin büyüklüğünü düşünmek gerekir. Kalbinde merhamet duygusu taşıyan bir insan, içinde ilâhî bir cevher taşıyor demektir. Merhameti olmayan kişi, bu ilahi nimetten nasipsiz kalmıştır. Hz. Peygamber'in çocukları sevip okşamasına hayret eden ve on çocuğundan hiçbirini öpmediğini övünerek söyleyen bedevîye; "Şayet Allah senin kalbinden merhameti söküp almışsa, ben sana ne yapabilirim? Acımayana acınmaz." (Buhari, Edep, 18) demesi de bunu gösterir. İbadetler, bilhassa oruç ve zekat, merhamet duygusunu arttı-rır. Müslümanın merhameti bütün müminleri bütün insanları, hattâ bü-tün canlıları içine almaktadır. Çünkü İslam, yaratıcıya hürmet, yaratı-lana şefkat ve merhamet temeli üzerine bina edilmiştir. Rahmet Pey-gamberi (s.a.s); "İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez" (Müslim, Fedâil, 66) buyurur. Küçüklere, güçsüzlere, yardıma muhtaç olanlara, hayvanlara... rahmet ve şefkatle davranmak Peygamberimizin en önemli özelliklerinden ve ümmeti olan bizlere tavsiye ettiği şeylerdendir: "Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir" (Tirmizi, Birr,15), "Merhamet e-denlere Allah da merhamet eder. Siz yeryüzündekilere -bütün canlı-lara- merhamet edin ki, göktekiler de -Allah ve melekler- size merha-met etsin" (Ebu Davud, Edep, 58). “Eğer yakîn elde etmek isterseniz, göklerin yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir O Allah.” Göklerde, yerde ve her ikisi arasında olanların tümünü yaratan, yaşatan, ayakta tutan, onlar üzerinde hükmünü yürüten, onların yasalarını belirleyen Allah’tır. Eğer yakîn sahibi olmak istiyor ve yakînen iman etmek istiyorsanız... Göklerde ve yerde egemen olan O’dur. Tüm kâinatta rubûbiyetini devam ettiren O’dur. O’nun izni olmadan ne göklerde ne de yerde hiçbir varlığın var olması, varlığını sürdürmesi mümkün değildir.