En'âm Suresine Dön

En'âmالأنعام

106. Ayet

106En'âm Suresi

اِتَّبِعْ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ وَاَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِك۪ينَ

Rabbinden sana vahyedilene uy! O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. Müşriklerden yüz çevir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

106. Rabbinden sana vahy olunana uy, O’ndan başka ilâh yoktur, puta tapanlardan yüz çevir. Rabbinden sana ne gelmişse, Rabbin sana ne göndermişse, ne indirmişse sen ona uy, ona tâbi ol. O kadar hoş bir ifade ki, sanki yeryüzünde başka hiç kimse yok da sadece bir tek peygamberimiz varmış gibi ona hitap ediyor Rabbimiz. Demek ki Kur’an’la beraber olmak, Allah’la beraber olmak bunu gerektiriyor anlıyoruz. Bakın gökler, yer, göktekiler, yerdekiler, dağlar, denizler, dereler, tepeler, aylar, güneşler hepsi anlatıldı. Sonra denildi ki; işte bütün bu var olanlar sizin Rabbiniz olan Allah’ı anlatıyor. Hayata sebep, hayata egemen tek Rabbin Allah olduğunu ortaya koyuyor. Öyleyse haydi kul olun, köle olun bana. Haydi benim dediğimle görün hayatı. Haydi ben nasıl görmenizi istiyorsam öylece görün. Ben nasıl değerlendirmenizi isti-yorsam öylece değerlendirin. Ben nasıl yaşamanızı istiyorsam öylece yaşayın. Benim dediğim gibi bakın deyiverdi Rabbimiz. Kim benim dediğim gibi bakarsa hayata, benim dediğim gibi bakarsa ihtiyaçlarına, çözümlerine, problemlerine, hukukuna, kazanmasına, harcamasına, eğitimine kesinlikle bilesiniz ki bu, onun lehine olacaktır. Ama kim de kör davranırsa, kim benim gör dediğimi görmezse bilsin ki o da onun aleyhine olacaktır. İşte biz bu âyetleri evirip çevirip böyle tekrar tekrar gündeme getiriyorsak işte siz bunu anlayasınız içindir buyurduktan sonra, sanki gökyüzü yok, yer ve yerdekiler yok, hiç kimse yokmuş gibi, sadece peygamberimiz varmış gibi Rabbimiz ona görev yüklüyor. Ey peygamberim, sana Rabbinden ne vahiy edilmişse sen ona ittiba et. Sen onun peşi sıra git. Efendim, annen izin verdiyse, hayır yok anne. Baban müsaade ettiyse, hayır yok baba. Toplum, çevren uygun gördüyse, hayır yok çevre. Yönetmelikler el verdiyse, hayır. Piyasa iyi gidiyorsa, hayır. Müdürün, ağan, patronun, devletin, arkadaşların, karın, kocan, üstadın, şeyhin, hocan sana destek çıkarsa, hayır. Öyle denilmiyor bakın. Dünyada hiç kimse yok, sadece peygamberimiz var. Hiçbir engel, hiçbir destek yok. Kimseyi takma peygamberim. Kimseyi bekleme, Allah sana ne vahiy etmişse takış peşine, öylece inan, öylece bir hayat yaşa diyor Rabbimiz. İşte topluma uy, çevreye uy, yönetmeliklere, âdetlere, gaze­te-ye, mecmuaya, filan zâta, falan kişiye, babana, anana, devletine, â-mirine, müdürüne, ağana, patronuna uy, onlara tâbi ol değil! Eğer onlar sana vahyi ulaştırıyorlarsa tamam onlara da uy, tâbi ol! O za­man zaten sen onlara değil vahye uymuş olursun. Onlar vahyin ter­cümanı oluyorlarsa onlara da uyabilirsin, ama onlar vahye değil de kendi hevâ ve heveslerine tâbi olmuşlarsa kesinlikle onlara uymaya­cağız. Evet, dikkat ederseniz az önce sanki bu dünyada hiç kimse yokmuş farz ettirecek biçimde bir ifade vardı, ama şimdi müşriklerden sakınma, yüz çevirme emrediliyor. Yâni hayatta müşrikler de olacak, takma sen onları. Onlardan yüz çevir. Onlardan değil, onlar gibi olmaktan, onlar gibi inanmaktan, onlar gibi yaşamaktan yüz çevir. Bu ikisi biraz farklıdır. Onlardan yüz çevirmek, onlar gibi olmaktan yüz çevirmek. Nisâ sûresi öyle diyordu değil mi? “İşte bunların kalplerinde olanı Allah bilir. Onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver, kendilerine tesirli sözler söyle.” (Nisâ 63) Peygamberim, sen böylelerinden yüz çevir. Onlarla beraber olma. Ama onlara vaaz ve nasihat et. Peki nasıl oldu? Hem ilgiyi ke-seceğiz, hem de nasihat edeceğiz onlara. Hatta onlara nasıl vaaz edeceğimiz de belirleniyor. Onlara kendilerini, kendi dünyalarını ilgilendiren anlaşılır söz söyle. Yâni onların anlayacakları dilden onlara vaaz ve nasihatte bulunmak zorundayız. Kendi enfüslerinden, kendi dünyalarından, kendilerinin anlayacağı dilden onlara “kavlen beliyğa” yapmak zorundayız. Onları düzeltmeye, onları iyi bir Müslüman etmeye yönelik anlaşılır söz söylememiz isteniyor. Yâni kavlen beliyğa adamın kendi dünyasından, kendi hayatından söz söylemektir. Demek ki onlardan değil, onlar gibi olmaktan yüz çevirmemiz emrediliyor. Onların yolunu, yaşantılarını terk etmemiz emrediliyor. İşte bu mânâda onlarla ilgimizi keseceğiz. Değilse hepten onlardan uzaklaşıp, onları kendi hallerine bırakıp cehenneme gitmelerine göz yummayacağız. Görüşeceğiz, konuşacağız, anlatacağız. Allah’ın Resûlü elbette Ebu Cehil ve benzerleriyle onlar ölüp gidene kadar onlarla ilgisini bu mânâda kesmemiştir. Evet ey peygamberim, sen Rabbinden sana indirilene tâbi ol. Rasulullah’a vahye tâbi olma emri onun şahsında aynı zamanda bize de bir emirdir. Biz de Allah’ın indirdiğine tâbi olmak zorundayız. Biz de sadece Allah’ı dinlemek ve hayatımızı Allah’a sorarak yaşamak zorundayız. Fakat şu anda içinde yaşadığımız toplum, hayatın her bir kademesinde Allah’ın kendilerinden istediklerini bilmedikleri için, yâni Allah’ın kitabını tanımadıkları için başkalarını da dinlemeye, başkala­rını da memnun etmeye çalışan bir toplumdur. Allah’la birlikte baş­ka-larına da kulluk etmeye çalışan bir toplumdur. Bu durumda kişi gü­nahkâr olur. Yâni Allah’ın o konuda kendisinden ne istediğini bil­me-yen bir kişi meselâ modanın, âdetlerin istediklerini gerçekleştiri­yorsa günahkâr olur. Ama Allah’ın kendisinden ne istediğini bildiği bir konu-da onun tamamen zıddını isteyen modayı, âdetleri, tâğutları dinler ve onların arzularını gerçekleştirmeye çalışırsa o zaman bu kişi müşrik olur. Meselâ şu örneği daha önce de vermiştim: Bir kızcağız evle­nirken gelinlik giymemesi, vücudunu bu şekilde elâlemin gözleri önünde teşhir etmemesi gerektiğini, Allah’ın bunu yasakladığını bil­me-yerek gelinlik giymeye çalışırken, bu kızcağız bu hareketiyle gü­nah işliyor demektir. Ama bu kızcağıza Allah’ın bu konudaki yasağı hatırlatılınca, Allah’ın bu konudaki isteğini bilince yine de bu tür bir elbiseyi giymeye kalkışırsa, bu kızcağız müşrik demektir. Ama hayır ben bunu bilmiyordum, ben Rabbimin benden isteğinden yanayım diyerek böyle bir elbiseyi giymekten vazgeçerse bu da mü’mindir. Allah buyuruyor ki, “ey peygamberim ve ey peygamber yolu­nun yolcuları, Rabbinizden size ne indirilmişse sizler ona tâbi olun, ona uyun.” Biliyoruz ki Allah’ın Resulü Allah’tan kendisine gönderilen vahyi gece kendisi okuyor, o vahye kendisi tâbi oluyor ve kendi ken­dine bu vahyi tekrar ediyordu. Yâni Allah’ın Resulü her gece vahyi kendisine indirgiyordu. Şimdi ona emredilenin aynısıyla sorumlu olan bizlere soruyorum. Acaba her gece bize de vahiy geliyor mu? Her gündüz bize de vahiy geliyor mu? Biz de tıpkı Allah’ın Resulü gibi her gece ve her gündüz vahiyle beraber miyiz? Vahyin gözetiminde ve Kur’an’ın kontrolünde bir hayat yaşayabiliyor muyuz? Yâni şu anda bize vahiy geliyor mu ve gelen vahye tâbi olabiliyor muyuz? Ya da isterseniz biraz farklı sorayım. Sizler şu anda, gece­nizde, gündüzünüzde kimin vahyine tabisiniz? Kimden vahiy alıyor ve hayatınızı onunla düzenlemeye çalışıyorsunuz? Diyeceksiniz ki Allah vahyinden başka vahiyler mi var ki onlardan beslenelim? Evet daha önce onu Rabbimiz anlatmıştı, bir Rahmân’ın vahyi, bir de şeytan vahiylerinden söz etmişti. Öyleyse bizler kimin vahyine teslim olu-yoruz? Yoksa gecemiz gündüzümüz hep başkalarının vahyine mi teslim olmuş? Ya da biz başkalarının vahiylerinin kontrolünde bir ha-yat yaşıyoruz da Müslümanız diye bir de kendi kendimizi mi aldatı­yoruz? Allah’tan başka şeytan vahiyleriyle meşgul olup da hayatımızı onlarla mı düzenlemeye kalkıyoruz? Yoksa A.B.D’den, Avrupa’dan, yahudi dünyadan, hıristiyan âlemden, Zerdüştlerden gelen vahiylere mi tâbi oluyoruz? Bu vahiyleri dinliyor da hayatımızı onlar kaynaklı mı düzenlemeye çalışıyoruz? Bunu çok iyi düşünmek ve anlamak zo­rundayız. Başka çaremiz yok, her gün bize vahiy gelmelidir. Her gece, her gündüz biz Allah’ın vahyiyle beraber olmalıyız. Her gece ve gün­düz bize Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, En’âm inmelidir. Her gece ve gün­düz bu Allah vahyiyle beraber olmak zorundayız. Beraber olmak zo­rundayız ki, bizler bu vahye uyabilelim. Bize her gece ve her gündüz vahiy gelmeli ki, biz hayatımızı, gecemizi, gündüzümüzü, işimizi, aşımızı, hayatımızı onunla düzenleyebilelim. Değilse Allah vahyiyle il-gimizi kesersek Allah korusun o zaman şeytan vahiyleri gündeme gelir ki, biz onlarla hayatımızı düzenlemek zorunda kalırız. Eğer ha­yatımızı düzenlemek üzere Allah’tan gelen vahiyler hayatımıza hakim olmaz, eğer bu vahiyler bize inmeye devam etmezse, o zaman onlar bizim hayatımıza egemen olamaz ve biz onların egemenliği altında bir hayat yaşayamayız. Başka vahiyler bizim hayatımıza hakim olur ve biz başkalarının kulu kölesi olmaktan kendimizi hiç bir zaman kurtaramayız Allah korusun. İlah olan da, boyunlarınızdaki kulluk iplerinin ucu elinde olan ve sadece kendisini dinlemeniz gereken de O’dur. Ve ey peygambe­rim, müşriklerden de yüz çevir. Putçulardan ve put sistemlerinden yüz çevir. Onların inanışlarından, onların hayatlarından, onların anla­yışlarından, programlarından, âdetlerinden, vahiylerinden, vahiy kay­naklarından yüz çevir. Unutma ki senin onlar gibi inanmaya, onlar gi-bi yaşamaya, onlar gibi düşünmeye, onlar gibi giyinip kuşanmaya as-la hakkın yoktur. Hayatını onlara sormaya, onları örnek alıp onların istediği gibi yaşamaya, onlardan vahiy alıp onlardan bilgilenmeye, onlara kulak verip meyletmeye hiçbir zaman hakkın yoktur, ihtiyacın da yoktur. Çünkü sen onların kulu değilsin, seni onlar yaratmadı. Sen terk et onları. Sen sadece Rabbinin bilgisine, Rabbinin vahyine kulak verip, sadece onun âyetlerini dinlemek ve o âyetler istikâmetinde bir hayat yaşamak zorundasın. Bunu yaptığın andan itibaren, Rabbinden gelen vahye tâbi ol­duğun andan itibaren, artık senin başka hiçbir bilgiye, başka hiç bir yardımcıya, hiçbir desteğe ve örneğe ihtiyacın olmadan yeryüzünde aziz olacak, yeryüzünün en âlimi, yeryüzünün en bilgini, en yanılmazı ve en yenilmezi olacaksın. Yeryüzünün en şereflisi ve en üstünü ola­caksın. Yeryüzünde insanlığın, adâletin eşitliğin ve özgürlüğün ga­rantisi sen olacaksın. Yeryüzünde küfrü, şirki, bozgunculuğu, zulmü, karanlığı kaldırma gücüne sahip olan yine ancak sen olacaksın diyor Rabbimiz. Tabi Rabbimiz peygamberinin uğraşını biliyordu. Müşrikler toptan ortadan kalksın, kâfirlerin tümü Müslüman olup cennete gitsin şeklindeki çabasını biliyordu Allah. Bakın bu nokta da Rabbimiz elçisine diyor ki; ve sen ey peygamberim, sakın kâfirlerin ve müşriklerin varlı­ğına da üzülme, çünkü: