En'âm Suresine Dön

En'âmالأنعام

114. Ayet

114En'âm Suresi

اَفَغَيْرَ اللّٰهِ اَبْتَغ۪ي حَكَمًا وَهُوَ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ اِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلًاۜ وَالَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ اَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَر۪ينَ

(De ki:) “O, her şeyi detaylandıran Kitab’ı size indirmişken Allah’tan başka bir hakem mi arayacakmışım?” Kendilerine Kitap verdiklerimiz onun (Kur’ân’ın), Rabbin tarafından hak olarak indirilmiş olduğunu kesin bir şekilde bilirler. Sakın şüphecilerden olma.

Dipnot

Kur’ân’ın mufassal/detaylandırılmış bir kitap olmasının hikmetleri için bk. 6/En’âm, 55

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

114. Allah size kitabı açık açık indirmişken O’ndan başka bir hakem mi isteyeyim? Kendilerine kitap verdiklerimiz, onun gerçekten Rableri katından indirilmiş olduğunu bilirler. Öyleyse sen şüpheye düşenlerden olma! Şeytanlar istedikleri kadar vahyetsinler. İstedikleri kadar bu vahiyleriyle Allah kullarını saptırmaya, küfre düşürmeye çalışsınlar. İstedikleri kadar aldatıcı sözlerine, saptırıcı vahiylerine devam edip tüm dünyayı egemenlikleri altına almaya çalışsınlar. İstedikleri kadar bu sapık vahiyleriyle insanların ekonomik hayatlarına, siyasal hayatlarına, eğitim hayatlarına, beşerî münâsebetlerine, kılık kıyafetlerine egemen olmaya çalışsınlar. Müslüman bunlara hiç değer vermeyecek, her zaman ve zeminde şu sözü söyleyecektir: Ben kendime Allah’tan başka bir hakem mi bulayım? Ben ken-dime Allah’tan başka bir hakem mi kabul edeyim? Allah’tan başka güç, kuvvet sahibi, üzerimde hâkimiyet sahibi, hayatımda söz sahibi, otorite ve saltanat sahibi olan, ‘yap yapma’ diyen, ‘otur oturma’, ‘giy-giyme’, ‘sev sevme’ diyen bir hakem mi bulayım? Ben kendime kendi hayatıma Allah’tan başka bir hakem bulup onun emirlerine teslim mi olacağım? İşimi kendisine havale edeceğim, başım daraldığı zaman hükmüne baş vurabileceğim, benim hakkımda karar verecek Allah’-tan başka bir hakem mi bulacağım? Halbuki benim Allah’tan başka bir hakemim yoktur. Hakem olan, hâkim olan Allah ortada, Allah’ın kitabı ortada iken onun hakemliğini yeterli görmeyeceğim veya beğenme-yeceğim veya fazla bulup budamaya, az bulup eklemeye çalışacağım, hülasa O’ndan başka bir hakem bulacağım öyle mi? Var mı böyle bir hakem? Yok zaten. Semaya gitsem, arza insem bulamam böyle bir hakem. Kendim olsam, hiç lâyık değilim. Önderimiz, örneğimiz böyle söylüyor ve bizim de böyle dememizi istiyor. Öyleyse Kur’an’ı kendisine kitap kabul eden herkes söylemek zorundadır bunu. Zira yeryüzünde ve tüm kâinatta Allah’tan başka hakem yoktur. O bunu yap diyorsa, onu yapacağız, yapma diyorsa yapmayacağız. Her hususta hüküm ve hâkimiyet sahibi O’dur. Meselâ düşünün ki bir yerde oturuyoruz ve Allah da diyorsa ki burada Allah’ın âyetleriyle, Allah’ın sistemiyle alay vardır, burada oturmayın, hemen kalkacağız oradan. Niçin? Allah dediği için. Şu kazanç haramdır, niçin? Allah öyle dediği için. Şunlar sevilmeli, şunlar asla sevilmemeli. Niçin? Allah dediği için. İçki yasaktır, zina haramdır, niçin? Allah öyle dediği için. Şu kıyafet güzel, bu kıyafet haramdır, niçin? Allah dediği için. Ev şöyle olmalı, sofra böyle olmalı, niçin? Allah dediği için. Bütün hayatımızla ilgili hükümleri kitabında açık açık Rabbimiz anlattığı için artık bizim bir başkasına müracaatımız yasaktır. Hayatımızı düzenleme konusunda Allah’tan, Allah’ın kitabından ve sünnetten başka hiç bir kaynağa başvurmamız câiz değildir. Yalnız Kur’an şeklindeki Haricî mantığını reddederiz, çünkü sünnet ve diğer şer’î deliller de müracaat kaynağıdır. Evet hüküm Allah’ındır, hâkimiyet O’na aittir, bizim ondan baş-ka hakimimiz, hakemimiz olamaz, çünkü O Allah ki bize mufassal bir kitap göndermiştir. O Allah ki hayatı düzenlemek üzere, hayat programı olmak üzere bir kitap göndermiştir. Öyle bir kitap ki tüm sözlerimiz, fiillerimiz, problemlerimiz, ilişkilerimiz, kısacası bütün hayat programımız onda vardır. Tafsilatlı olarak Rabbimiz her şeyi o kitapta anlatmıştır. Bizim hayatımızı, bizim yaşam biçimimizi ortaya koyan eşsiz bir kitap. Şimdi Allah böyle bir kitap indirecek, ihtiyaç hissettiğiniz her şey olacak o kitapta, üstelik tafsilatlı bir biçimde her şey ortaya konacak, sonra da biz kendimize başka hakem arayacağız öyle mi? Hükmüne müracaat edeceğim, kararını soracağım bir hakem. Çok garip bir iştir bu dedi peygamberim. Şu anda ben diyorum, sizler de deyin. Herkes desin ki göklerde ve yerde hükmüne boyun eğilecek, arzuları yerine getirilecek, yasaları uygulanacak, çektiği yere gidilecek ve adına hayat yaşanacak bir tek hakim vardır, O da Allah’tır. O’ndan başka hakimliğe, hakemliğe, Rabliğe lâyık yoktur. Çünkü göklerde ve yerde varlık olarak, yaratılmış olarak ne varsa hepsi O’nun kulu ve kölesidir. Bakın bu sûrede üç garip konuya, üç yanlışa dikkat çekti. Birisi velî olarak, karar mercii olarak Allah dururken O’ndan başka bir velî arama yanlışlığı, bir başkası Allah’ın hakem oluşu ve O’ndan başka hakem arama yanlışlığı, ötekisi de Allah’ın tek Rab oluşu ve O’ndan başka program yapıcı rab arama yanlışlığı. Bu dünyada velî olarak, kullarına hayat programı belirleyici olarak Allah dururken başka yasa belirleyiciler arayanlar, hakem olarak, hükmedici olarak Allah dururken başka hakimler, hakemler arayanlar, başka rabler arayanlar sapıkların ta kendileridirler. Allah’ın hakem oluşu konusunda kitabımızın bir başka sûresinde, Nisâ’da bir âyet okuyalım. “Ey Muhammed! Sana indirilen Kuran'a ve senden önce indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Putların önünde muhakeme olunmalarını isterler. Oysa, onları tanımamakla emrolunmuşlardı. Şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak ister.” (Nisâ 60) Baksana! Bakmıyor musun? Farkında değil misin? Görmedin mi? Bir düşünsene ey peygamberim. Şu sana indirilen ve senden öncekilere indirilenlere inandığını iddia edenler var ya. Ben Kur’an’a inanıyorum! Ben Allah’ın vahiy gönderdiğine inanıyorum! Ben Allah’ın benim hayatıma karışmasına inanırım! diyenler var ya. Onlar tutmuşlar hayatlarına karışacak Allah’tan başka hakemler arıyorlar. Allah’ın dışında hükmetmeye, karar vermeye, yasa belirlemeye yetkili tâğutlar arayıp, bulup onların hükümlerine müracaat etmek istiyorlar. Halbuki onlar bunu küfretmekle, reddetmekle, inkâr etmekle yükümlü idiler. Bunu gündemlerinden çıkarmalı idiler. Ama heyhat ki şeytan onları çok boyutlu saptırmak istiyor. Bunu Nisâ sûresinde uzun uzun anlattık. Hakem Allah’tır. Hükmeden Allah’tır. Allah’tan başka hakem yoktur. Kur’an zaten baştan sona bu gerçeği anlatır. Hayata sadece ben karışırım, sadece benim dediğimi dinleyin, benden başka hakem kabul etmeyin demiyor mu Allah? Öyleyse bir düşünün. Ne yaptınız, kim dedi diye? Bugün saat ikide ne yaptınız, kim dedi de yaptınız? Ya da ne yapmadınız, kim dedi diye? Bunu hep kendimize sormalıyız. Bakın yine Zümer sûresinde Allah’tan başka birilerini dinlemenin yasaklığını şöyle anlatıyordu: “De ki: “Ey cahiller! Bana, Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi emredersiniz?” (Zümer 64) De ki ey bilgisizler, ey cahiller, ey Allah peygamber tanımazlar bana Allah’tan başkalarına kulluğu mu emrediyorsunuz? Ey tevhid-den gafiller benden böyle bir şey mi istiyor, bekliyorsunuz? Arkadaşlar, bu ifade, onlara cahiller diye hitap asla onlara bir hakaret değildir. Çünkü işte gerçek cahiller, gerçek bilgisizler bunlardır. Kopkoyu bir cehaletin içinde olanlar bunlardır. Bundan daha büyük bir cehalet olur mu? Yâni yaratıcıya kulluk edilmeyecek de kime edilecek? Kulluk yaratıcının hakkı değil de başka kimin hakkı olabilir? Rızık vericiye kulluk edilmeyecek de başka kime kulluk edilecek? Evet yaratıcı Allah’tır. Öyleyse kulluk da sadece Ona aittir. Övülmeye, hamd edilmeye ve kulluk edilmeye lâyık tek varlık Allah-tır. Hal böyle iken ey Allah tanımazlar sizler benim Allah’ı bırakıp da başkalarına hamd etmeye, başkalarına kulluk etmeye mi çağırıyorsunuz? Allah’ın yarattığı varlıkları yaratana denk tutmaya mı çağırıyorsunuz? Allah’ın yarattığı maddeleri, Allah’ın yarattığı kulları Allah makamına oturtarak ona denk tutmamı mı istiyorsunuz? Halbuki bunların hepsi birer yaratıktır. Hepsi de Allah’ın yarattığı kulu ve mülküdür. Kulluk bunlara değil tüm bunları yaratanın hakkıdır. Yaratıcı İlâh olmaya lâyık olandır. Yaratıcı kulluğa lâyık olandır. Yaratmayla ulûhiyet arasında böyle bir bağ kuruluyor. Yaratıcı olan, rızık verici olan Allah’ı bırakıp da başkalarını ha-yatımda söz sahibi kabul edip onların sözlerini dinlemeye, onların ar-zularını gerçekleştirmeye, onların kanunlarını uygulamaya mı çağırıyorsunuz beni? Hiç aklınız yok mu sizin? Hiç düşünmez misiniz? Halbuki İlâh olanın, Rab olanın, kendisine kulluk edilmesi gereken varlığın yaratıcı olması gerekir. Hani var mı Allah’tan başka böyle bir yaratıcı? Gökleri ve yeri yaratan başka birileri var mı? Varsa böyle birileri tamam o zaman ona da kulluk yapalım. Varsa tamam ona da kulluk edelim. Onu da hamd edelim. Onun arzularını da yerine getirelim. Onun programını da uygulayalım, onun kitabını da hamd edelim, onun sistemini de uygulayalım. Var mı böyle birileri? Hayır hayır bir şeyler yaratmak şöyle dursun, beni Allah’a denk tutmaya çağırdığınız bu varlıkların hiç birisi kendilerini bile yaratmamıştır. Hakemi Türkçe’deki hakem gibi düşünürsek, meselâ sen bir hakem seçtin, ben de aynı adamı veya başka birini hakem olarak ka-bul ettim. Ya da sen bir hakem, ben bir hakem, Allah dururken ben bir hakem mi bulacağım? Hükmüne boyun eğecek Allah’tan başka bi-rilerim mi olacak? Ki O Allah bana böyle her şeyi açık açık, tafsilatlı olarak anlattığı halde. Nereden bulabilirim böyle bir hakemi? Ama işte Rabbimizin bu apaçık beyânlarıyla anlıyoruz ki; gelin biz de hayatınıza karışalım, biz de hayatınıza program yapalım, bizi de dinleyin, Allah’ın dedikleriyle bizimkilerin ne farkı var? Dercesine insanları aldatmaya, kandırmaya çalışan şeytan ve dostları olacaktır. Onların bu çabaları kıyâmete kadar da devam edecektir. Rabbimiz bunu bize baştan anlatıyor. Birisi öyle diyor: “Kur’an’da her şey vardır diyorsunuz, peki acaba Kur’an’da otoban da var mı? Veya Kur’an’da Fujiyama da var mı?” Evet, Kur’an’da her şey var. Ama şunu unutmayalım ki bana lâ-zım olan her şey vardır, kulluğum adına bana lâzım olan her şey. Me-selâ gidiyorsunuz bir boyacıya ve diyorsunuz ki ben evimi badana yaptıracağım, kapılar ve pencereler için boya istiyorum. Siz bunu dedikten sonra boyacı her halde size bir ağaç aşılama makinesi, bir bağ budama makası, bir mozaik inceltme makinesi, bir tarla sürme pulluğu vermez değil mi? Her şey değil, sadece boya ile ilgili ihtiyaç maddeleri verir size: Boya, fırça, tiner vs… İşte Kur’an da böyledir. Onda her şey vardır derken, unutmayalım ki bu dünyada bizim kulluğu yaşamamız adına her şey vardır, bir Müslüman olarak hayatımızı idame ettirme adına her şey vardır. Meselâ suyunu çeşmeden mi içeceksin, yoksa dereden mi içeceksin? Bunu sen bilirsin, bu Kur’an’da yoktur. Ama ne içeceğin ne içmeyeceğin vardır Kur’an’da. Şunları içebilirsin, şunları içmemelisin denmiştir. Meselâ Kur’an’da, “Sabah kalkınca kahvaltında bir bardak çay, on gram zeytin, iki yumurta yiyeceksiniz” diye bir ayet olsaydı, o zaman hayatımız ne olurdu düşünebiliyor musunuz? Her zaman her kahvaltıda bunların dışında bir şey yemeniz mümkün olmayacaktı. Ama Kur’an’da Rabbimiz sadece yenmesi haram olanları ve serbest olanları açıklamıştır. Ya da düşünün ki Kur’an’da evleneceğiniz kızın burnu şöyle olacak, yaşı şöyle, isminin baş harfi böyle olacak diye bir âyet olsaydı, ne yapardınız bir düşünün?.. Oysa Rabbimiz Kur’an’da sadece evlenilmesi câiz olanları ve olmayanları açıklamış, ortaya koymuştur. Rabbimiz bize her şeyi tafsilatıyla anlatan bir kitap göndermiş-ken ben kendime ondan başka bir hakem mi bulayım?! Burada şunu da unutmadan söyleyelim: Madem ki hayatımızda tek hüküm sahibi, tek hâkimiyet sahibi hakemimiz Allah’tır, öyleyse Rabbimizin hükümlerini uygulayabilmek için bu hükümlerin neler olduğunu bilmek ve tanımak zorundayız. Hem bizim hakimimiz Allah’tır diyeceğiz, hem de hakemin bizim adımıza aldığı kulluk maddelerinden, yâni Allah’ın kitabından habersiz bir hayat yaşayacağız, bu kesinlikle kendi kendimizi aldatmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Maâlesef bugün bu ülkede uygulanan hükümler Allah’ın hükümleri değildir. Ölenleri öldürenleri görüyoruz bu memlekette, neden? Hüküm Allah’ın değil de ondan. Kardeş oldukları halde birbirlerinin gırtlağına sarılanları görüyoruz, neden? Hüküm Allah’a ait değil de ondan. Zinânın, ahlâksızlığın, hırsızlığın, rüşvetin adam boyu yükseldiğini görüyoruz, neden? Hüküm Allah’ın değil de ondan. Adam si-nirlendiği için hanımını boşuyor, neden? Hüküm Allah’ın değil de ondan. Neden boşanır kadın? Nasıl boşanır? Bu konuda insanlar Allah’ın hükmünü bilmiyor. Adam ticaret yapıyor, alıp sattığı şeyler, ürettiği şeyler tamamen israfa yönelik, neden? Allah’ın hükmünü bilmiyor. Halbuki israfa, şerre delâlet eden herkes aynen onu işlemiş gibidir. O halde hüküm Allah’ın olacak. Almamızda vermemizde, sevmemizde-küsmemizde, ilgimizde-ilgisizliğimizde, yememizde-içmemizde, kısacası her şeyimizde hüküm Allah’ın olacak. Sadece Allah’a soracağız, O’ndan müsaade alamadığımız hiçbir şeyi yapmayacağız. Allah’tan başka veliler, hakemler bulup onların arzularını gerçekleştirmeye çalışmayacağız. Ama zinhar Allah’ın hakemliğini kabulümüz şartlı olmamalıdır. Ya Rabbi, tamam ben senin hakemliğini kabul ederim, ama benim istediğim gibi hüküm verirsen. Ben senin kitabının hükmüne müracaat ederim, ama benim dediğimi dersen. Adam bana soru soruyor, ben kendi bildiğime göre cevap veriyorum, adamın hoşuna gitmiyor. Tekrar söylüyorum, bu benim soruma cevap olmadı diyor. Bana cevap vermedin ki diyor. O zaman ben de diyorum ki, arkadaş sen istediğin cevabı söyle, ben de sana onu söyleyeyim. Yâni Allah Rahmân olarak, Alîm olarak, Hakîm olarak ortada ama ben O’nu hakem bilme-yeceğim de başka hakemler arayacağım. Ya Rabbi akıl ver, basîret ver bize. Kitap Allah’tan gelmiştir ve kendilerine kitap verilenler yâni eh-l-i kitap bilirler ki, bu kitap Allah’ın kitabıdır. Zaten kitaba âşina olanlar, kitaplarını tanıyanlar bu son kitabın da, onun kendisine gönderildiği peygamberin de Allah’tan gelme bir hak, bir gerçek olduğunu baştan bilirler. Hattâ yine bu sûre bize avuçlarının içini bildikleri gibi, kendi isimlerini, kendi çocuklarını bildikleri gibi bildiklerini anlatıyordu. Aslında onlar bu kitabın Allah’tan hak olarak, hakikat olarak geldiğini, hak açığa çıksın diye, hakikat yaşansın diye geldiğini çok iyi biliyorlar. Yani kitap niçin gelir? Allah kitabı ne diye indirir? Allah’ın tek Rab ve İlâh oluşu hakikati ve insanların O’na kul köle olmaları gerçeği anlaşılsın diye. Kitabın bundan başka bir geliş amacı olmaz. Kitap yasa demektir, yazgı demektir, insanlığın hayat programı demektir, değiş-tirilemez prensipler demektir. Meselâ ben size bir mesaj göndersem. Desem ki, ben Salı gü-nü saat iki de sizin şehrin otogarındayım, beni o saatte oradan alın. Benim bu mesajımı aldınız, duydunuz ve sevindiniz, coştunuz. Bir dostunuz geliyor diye sevinçten yerinizde duramaz hale geldiniz. Benim mektup, mesaj elden ele dilden dile dolaşıyor. Herkes birbirine haber ediyor. Mesajı bilgisayarlarda yazıyorsunuz, yazı karakterini değiştiriyor, çıktılar alıyor, duvarlara asıyor, panolarda sergiliyorsu-nuz. Hattâ en güzel okuyanlara ödüller veriyorsunuz. Namelendiriyor, bestelendiriyorsunuz. Ama Salı oluyor, saat iki oluyor ve ben oradayım. Bakıyorum ki otogarda hiç kimsecikler yok. Etrafa bakınıyorum, tanıdık bir sima arıyorum, devam ediyorum beklemeye, bir iki daha oluyor, ama gecenin ikisi. Tekrar bir iki daha oluyor ertesi günün gün-düz ikisi. Ben ikiler ikiler beklemeye devam ediyorum, benim dostlar da benim mektubu okumaya, okudukça kendilerinden geçmeye devam ediyorlar. Sanki Allah’ın kitabını şu anda Müslümanlar da aynen böyle mi okuyorlar dersiniz? Ben garajda bekliyorum diye haber gönderiyorum, Allah farklı haberler gönderiyor. Kullarım sizi şu gönderdiklerimi anlayarak, öylece bir hayat yaşayarak cennette bekliyorum diyor. O beklesin biz bildiğimize devam ederiz diyorlar. Tarih boyunca tüm peygamberlerin en büyük dertleri işte budur. Peygamberlerin en büyük mücâdeleleri şu olmuştur: Ben Allah tarafından görevlendirilmiş bir insanım ve bu kitap da Allah’tan gelmiştir. Rabbimiz, kendilerine kitap verilenler, yahudi ve hıristiyanlar kesinlikle bu kitabın Allah’tan geldiğini bilmektedirler diyor. Onların bu konudaki bilgileri kesindir, Öyleyse ey peygamberim ve ey peygamber yolunun yolcuları, sakın bu konuda şüpheye düşmeyin. Yâni acaba bu yahudiler, bu hıristiyanlar bu kitabı tanıyorlar mı, tanımıyorlar mı? Acaba bu kitap kendilerine duyuruldu mu, duyurulmadı mı diye sakın şüpheye düşmeyin; onlar kendi öz oğullarını bildikleri gibi bu kitabın Allah’tan geldiğini bilmektedirler, bu konuda en ufak bir tereddüdünüz olmasın diyor Rabbimiz. Ya da Allah tek hakemdir, O’ndan başka hakem yoktur, sakın bu konuda zerre kadar bir şüpheniz olmasın. Bir de acaba bu insanlar bu kitabı anlayabilirler mi anlayamazlar mı diye veya ben bunu bu insanlara anlatabilir miyim, anlatamaz mıyım diye sakın şüpheye düşmeyin. Çünkü hakim Allah’tır, hâkimiyet sahibi, hikmet sahibi O’dur. O diyorsa ki bunu yapın, yapmak zorundayız. O diyorsa ki bu kitabı herkese ulaştırın, ulaştırmak zorundayız; gerisini düşünmeye hakkımız yoktur. O, hikmet sahibidir. Her hususta hüküm ve egemenlik sahibi O’dur.