115. Rabbinin sözü, doğruluk ve adâletle tamamlandı. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, işitir ve bilir. Rabbinin hükmü, Rabbinin hâkimiyeti tamamlandı. Bu konuda artık tartışmaya gerek yoktur, hüküm ve hâkimiyet sadece Allah’a ait-tir. Hâkimiyet sadece Allah’ın hakkıdır. Yeryüzünde ve tüm kâinatta egemenlik, söz hakkı Allah’a aittir. Rabbinin kelimeleri tamamlanmıştır, kimse onu değiştiremez, kimse onu yok edemez. Kimse ondan daha tutarlısını, ondan daha güzelini kesinlikle ortaya koyamaz. Allah’ın sözleri, Allah’ın kelimeleri adâlet ve sıdık olarak tamamlanmıştır. Bunu şöyle anlamaya çalışıyoruz: İki tür söz söylenir. Bunlardan birisi hüküm cümlesidir, ikincisi de haber cümlesidir. Meselâ "Bunun adı Ahmet’tir" haber cümlesi, "Ahmet çok iyi bir insandır" cümlesi de hüküm cümlesidir. “Bu güneştir”, haber cümlesi, “güneş insanlar için faydalıdır” cümlesi de hüküm cümlesidir. Allah’ın sözleri, Allah’ın kelimeleri haber vermek yönünden de hüküm ortaya koymak yönünden de sâdık ve âdildir. Hem sadâkati, hem doğrulanması, hem tasdiki açısından, hem de adâleti ve dengesi açısından tastamamdır. Sıdkın, sadâkatin zıddı kizbdir, yâni yalancılıktır. Adâletin zıddı da zulümdür. Öyleyse buna göre bir haber cümlesi söyleyen kişi bu sözünde ya sâdıktır ya kâzibdir. Ama bir hüküm cümlesi söyleyen, bir hüküm koyan kişi bu cümlesiyle ya âdildir ya da zâlimdir. Bir haber cümlesi söyledik. Meselâ "bu bardağın içindeki içkidir" dedik. Onun mahiyetinin içki olduğu haberini verdiğimiz bu sözümüzde ya sâdık olduk ya da kâzib olduk. Eğer verdiğimiz bu haber doğruysa, yâni o bardağın içindeki gerçekten içkiyse biz sâdığız, değilse biz kâzibiz, yâni yalancıyız demektir. Bu bir haber cümlesidir. Ama meselâ bir hüküm cümlesi söylesek, örneğin "içki insanlar için faydalı bir şeydir" veya "Televizyonsuz bir hayat olmaz" ya da "Meslek adına sakalı kestirmek gerekir", "Moda adına şöyle şöyle giyinmeliyiz", "Burada namaz kılınmaz" dersek bir hüküm cümleleri söylemiş oluruz. İşte bu cümlelerimizle biz ya âdil olduk, ya da zâlim olduk. Çünkü biz hüküm verdik, hüküm ortaya koyduk. Eğer verdiğimiz bu hüküm Allah’ın hükmüne uyuyorsa biz âdiliz, değilse Allah korusun biz zâlimiz demektir. Öyleyse söylediğimiz hüküm cümleleriyle günde kaç defa zâlim olduğumuzu, farkında olmadan kendimizi kaç kez zalim durumuna düşürdüğümüzü bir düşünelim. Allah’ın hükümlerini bilme-yen insanların konuştukları her sözlerinde ne hâle geleceklerini artık siz düşünün… Basit bir cümleyi bile söylerken unutmayalım ki, âdil de olabiliriz zâlim de, âdil olmamız kesin değildir. Çünkü âdil olmamız, Allah’ın hükümlerini tam olarak bilmemize bağlıdır. Bu, bizim Allah’ın kitabını ve o kitabın pratiği olan Resûlünün sünnetini bilmemize bağlıdır. Vah-yi ne kadar biliyorsak o kadar âdil olma imkânımız var demektir. O halde söylediğimiz her hüküm cümlesinde zâlim de olabiliriz âdil de. Ama biliyoruz ki sözlerinin tümünde Allah âdildir. Rabbimiz haber cümlelerinin tamamında sâdık olduğu gibi, hüküm cümlelerinin tama-mında da âdildir. Namaz kılın demiş, oruç tutun demiş, fâiz haramdır, açık giyinmeyin haramdır, cihad farzdır, ilim farzdır demiş ve hüküm cümleleri söylemiş, Rabbimiz bu sözlerinin tamamında âdildir. Yine Rabbimiz kitabında haber cümleleri söylemiş, Nuh’tan, İbrahim’den, Nemrut’tan, Firavun’dan haber vermiş. Tüm bu haber cümlelerinde Rabbimiz tam sâdıktır, tam sıdk sahibidir. Evet, Rabbimiz bir şey demişse, bir âyet göndermişse, bir sû-re göndermişse veya bir on âyette, bir beş âyette bir konu anlatmışsa, bütün bir Kurân’da bir aile, bir sosyal yapı, sosyal ilişkiler, sadece Allah’a kulluk, şirkten uzak olmak, tevhidi kabullenmek, yarın âhiretin varlığı, yeniden dirilip hesaba çekileceğimiz gerçekleri gibi hangi konu anlatılmışsa işte o anlatılanlardan her biri sıdkan ve adlen tastamamdır. Yâni Allah haber vermişse doğru, olsun dediyse doğru, var dediyse doğru, yok dediyse doğru, olmalıdır dediyse doğrudur. Var dediği bir şeyin olması gerektiğini anlatıyorsa doğru, yanlışlığını anlatıyorsa da doğrudur. Adem’i topraktan yarattım dediyse doğru, tarihte âd kavmi diye bir kavim vardı dediyse de doğrudur. Ne demişse, ne söylermişse hem haber olarak doğru, hem de hüküm olarak doğrudur. Bunlar Allah’ın tastamam kelimeleridir. Allah’ın sözleri, Allah’ın kelimeleri adl ve sıdk olarak tamamlanmıştır. Kimse onları değiştiremeyeceği gibi, hiç kimse de onun gi-bisini va’z edemez. Hiç kimse onun gibisini söyleyemez, onun gibisini ortaya koyamaz. Rabbimiz hükümlerini, yasalarını kullarına bildirmiştir. Gönderdiği bu dinini, bu yasalarını uygulayan insanların ve toplumların yeryüzünde yaşadıkları sürece mutlu olacaklarını ve yaşadıkları bu hayatın sonunda da cennette yine mesut bir hayatın onları beklediğini ortaya koymuştur. Ama Allah’ın dinini yok farz ederek, kitabını ve elçilerini yok sayarak kendi bildiklerince bir hayat yaşayanların da dünyada cehennemî bir hayat yaşayacağı gibi, bu hayatın sonunda da kendilerini cehennem azabı beklemektedir. İşte Allah böylece hükmedip işi bitirmiştir, bunu değiştirecek de yoktur. Peki acaba Allah’ın bu sözleri on dört asır önce söylenmiş ve bitmiş midir ya da günümüze kadar değişmemiş midir bunlar? Hayır hayır! Onun kelimelerini değiştirecek yoktur. Peki Allah âyetlerini, ke-limelerini, kelâmını, yasalarını göndermiş peygamberimize. Acaba peygamber aleyhisselâm Rabbinden kendisine gelen bu âyetlerin ta-mamını yazdırdı mı ki? Evet. Peki acaba unuttuğu, atladığı var mı ki? Peki sana göre zaten hangisi kalmış da? Yâni keşke insanlar biraz daha ciddi olsalar. Eğer gerçekten Kur’an konusunda şüpheleniyorlarsa buyursunlar incelemeye alsınlar. Yâni o incelemenin sonunda ne çıkınca ne yapacaklar? Yok yok kendilerini aldatıyor insanlar. Evet, Allah’ın kelimelerini, kelâmını değiştirecek yoktur. Ama bakıyoruz değiştiriyor insanlar. Kimisi yakıyor, kimisi yırtıyor, kimisi yarısını yakıyor, kimisi tamamını yakıyor, kimisi bozuk para gibi har-cıyor. Kim ne yaparsa yapsın, unutmayalım ki onun aslı asil olarak or-tada kalacaktır. İnsanlar o asla ulaşmak isterlerse kıyâmete kadar onu bulabileceklerdir. Yâni kıyâmete kadar insanlardan her biri; ben Rabbimden gelen Ku’an’ın baştan sona tümüne ulaşmak istiyorum, onu bulup onunla dinimi tamamlamak, Allah’ın istediği bir hayatı yaşamak ve sonunda cenneti hak etmek istiyorum derse, bilelim ki ondan bu imkânı hiç kimse alamaz, çatlasalar patlasalar da. Belki bir meâlden okur, o zaman acaba o meâl yazarının eksikliklerinden doğan yanlışlıklar ne olacak? Adam eğer bıkmadan, usanmadan ben peygamberimin anlatıp yaşadığı dini, peygamberimin kendisine dayanıp da Müslümanlığı gerçekleştiği dini öğrenmek istiyorum diyorsa bir müslüman kesinlikle o din, o kitap ona ulaşır. Bir meâl daha, bir de Riyâzu’s Sâlihîn arada. Sonra bir meâl daha, arada bir Buhârî, sonra bir meâl daha, arada bir Tirmizî okur. Sonra Taberî’den Razi’ye, Kurtubî’den Zenahşerî’ye, Elmalı’dan Tefhim’e kadar tefsirlerle benden önce Kur’an’ı öğrendiğine inandığım selef âlimlerimizin anlayışlarını da oku ki hepsi beraber sende peygamberin getirdiği İslâm’ın, Kur’an’ın anlayışını sağlayacaktır. Çünkü Kur’an’ın böyle bir özelliği var. Israrla ve samimiyetle kendisine müracaat edenlere en doğru yolu, kıvamında bir kulluğu gösterme, anlatma, hidâyet etme özelliği vardır. Allah’ın sözlerinde değişme yoktur ifadesini şöyle de anlıyo-ruz: Dün Allah dostlarına yardım etmiş ve onları destekleyerek tüm düşmanlarına karşı galip getirmiştir ve kıyâmete kadar dostlarına, mü’minlere yardım vaadinde bulunmuştur. Rabbimiz Mûsâ (a.s)’a, Nuh (as)’a, İbrahim (as)'a yardım edip desteklemiş; acaba bugün mü'minler olarak bize de yardım eder mi? diye bir derdiniz varsa, şu-nu kesinlikle unutmayın ki, Allah’ın kelimelerini, Allah’ın vaadini ve ya-salarını değiştirecek yoktur. Bizler de yasalara riâyet ettiğimiz sürece, biz de tıpkı o Allah elçileri gibi Allah yolunda olduğumuz sürece, onların misyonlarına sahip çıktığımız sürece bilelim ki Allah bize de yardım edecek, bizi de destekleyecek ve tüm düşmanlarımıza karşı bizi de galip getirecektir. Rabbimiz âyetin sonunda buyurur ki; Değilse siz bilirsiniz, unutmayın ki Allah her şeyi işiten ve bilendir. Sizin ne durumda olduğunuzu, neye muhtaç olduğunuzu en iyi bilen O’dur. Yâni sonunda sizi hesaba çekecek olandır. Üzülmeyin, korkmayın ve şartlar ne olursa olsun Rabbinizin kitabına tâbi olarak, Rabbinizi hakem bilerek, velî bilerek yolunuza devam edin buyuru-luyor. Öyleyse Allah’ın tüm yasaları, haberleri, hükümleri tastamam doğrudur. Bunu değiştirecek hiç kimse de yoktur. Yâni Allah bu kelimelerini boşuna göndermemiştir. Bu gönderdikleriyle sizden kulluk istemektedir. İşiten ve bilen olarak sizden haberdardır ve sonunda si-zi hesaba çekecektir.