En'âm Suresine Dön

En'âmالأنعام

116. Ayet

116En'âm Suresi

وَاِنْ تُطِعْ اَكْثَرَ مَنْ فِي الْاَرْضِ يُضِلُّوكَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَ

Şayet yeryüzündeki çoğunluğa uyarsan seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar, sadece zanna uyarlar ve yalnızca tahminle iş yaparlar.

Dipnot

Allah’ın (cc) çoğunluk ve azınlık hakkında söyledikleri için bk. 11/Hûd, 40. Hakikati vahyin dışında aramanın “zanna uymak” olduğuna dair bk. 10/Yûnus, 36

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

116. “Yeryüzündekilerin çoğunluğuna itaat edersen seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar, sadece tahminde bulunurlar.” Yol, çoğunluğun yolu değildir. Yol ekseriyetin yolu değil, Allah’ın yoludur. Eğer sen yeryüzündekilerin ekseriyetinin yolunda gidersen seni Allah yolundan saptırırlar. Allahu Ekber. Sözün ilk muhatabının kim olduğunu biliyoruz. Peygamberimize söyleniyor. Sen onların ekseriyetini dinlersen seni yoldan ederler. Çünkü herkes kendi inancının davetçisidir. Kim neye inanıyorsa herkes öyle olsun istiyor. Hattâ adamlar kendilerinin zanna uyduklarını bile bilmiyorlar. Halbuki onlar zannediyorlar ve sadece atıyorlar. Varsın onlar be yaptıklarını fark etmesinler, ama Allah peygamberine fark ettiriyor. Yeryüzünde yaşayan insanların pek çoğunun, kısm-ı âzâmisinin, ekseriyetinin hakkı kabule yanaşmadığı, insanların çoğunun Allah’ın hükümlerinin dışında kalıp Allah’a kulluktan kaçtığı gerçeğinden hareketle, kâfirlerin ve müşriklerin yeryüzünde çokluğuna bakarak; madem ki insanların çoğu Allah’ı tanımıyor, madem ki inanların çoğu Allah’ın dinini reddediyor, madem ki insanların çoğunluğu Allah’ı ve Allah’ın yasalarını hesaba katmadan yaşamayı yeğliyor. Madem ki çoğunluk böyledir, mademki çoğunluk böyle düşünüyor, böyle inanıyor öyleyse biz de çoğunluğun yolunda olmalıyız. Öyleyse biz de ço-ğunluğun tasvip edip benimsediği bir hayatı yaşamalıyız diyebilir insanlar. Eğer insanlar Allah’a gönül vermemişlerse, eğer insanlar inanç boyutunda peygamberle bütünleşmemişlerse, iradelerini, Benliklerini, kimliklerini vahye teslim etmemişler, vahiyle oluşturmamışlarsa, kesinlikle bilelim ki onları dinleyen peygamber bile olsa, imkân bulurlar onu bile saptırmaya çalışırlar. O zaman ey müslüman, toplum içinde tavrın şöyle olsun, kadınlığın böyle, kocalığın şöyle olsun, sofran şöyle, kazanman harcaman böyle olsun diyenleri dinlerken çok dikkat edin. Hayatında ticareti kocalarından gören nice kadınlar, sonunda ticarette kocalarının baş danışmanı oluyorlar. Birilerini dinlemeye başladınız mı size yol gösterirler. Yâni o dinlediğiniz insanlar, akıl sorduğunuz insanlar gel beraber bu konuyu Allah ve Resûlüne soralım demezler. İşte konunun odak noktası da burada düğümleniyor. Yâni âyetin anlatmak istediği işte budur. Sosyal hayatın problemlerini çözmeye çalışanlar problemi herkese sorarlar, objektif bir çözüm için bunu ana prensip kabul ederler. Allah’a ve peygambere sormayı akıllarının ucundan bile geçirmezler. Acaba bu konuda Kur’an ne diyor? Peygamber ne öneriyor? Hiç ilgilenmezler. Acaba Allah bu konuyu bilmez diye mi sormuyorlar, yoksa bunun da Allah’a sorulacağını mı bilmiyorlar? En iyimser ifadeyle söyleyelim; Allahu âlem bu insanlar Kurân’da ve sünnette de bunun çözüme ulaşacağını bilmiyorlar. Peki bırakın beni, peygamber bile danışsa saptıracak olan bu insanların kendileri ne yapıyorlar? Allah diyor ki; onlar sadece zanna tabi oluyorlar. Galiba, zannederim, herhalde, farz ederim, bana göre, diyelim ki, atıyorum, meselâ… diye başlıyorlar. Adamların yaptıklarının hepsi bu. Soruyorsunuz, beyefendi bunları söylerken nereye dayandınız? Adam gayet rahat koltuğuna yaslanıyor ve konuşuyor. Bakara’ya, Âl-i İmrân’a, En’âm’a, Nisâ’ya, Buhârî’ye, Müslim’e dayanacak değil ya. Allah diyor ki: Sadece atıyorlar adamlar. Kur’an’ın beyanına göre talan söyleyip saçmalamak anlamına gelen bu atmasyon işini, şeytan müs-lümanların diline yerleştiriverdi. Dinleyin insanları, misâl verecek adam, atıyorum diyor. Yahu sen atıyorsan ben de tutmuyorum, dinle-miyorum. At gitsin bana ne? Yâni senin bu atmasyonunun benim dünyamda yeri ne? Niye dinleyecekmişim seni? Atana itibar edilir mi? İşkembeden atanlar dinlenir mi? Atan bir adam neresinden atarsa at-sın hiçbir değeri yoktur. Çünkü Allah’la yarışmaya kalkışan bir adam nereden atar da? Allah bir konuda bir şey dedikten sonra, doğruyu yanlışı ortaya koyduktan sonra ve Onun ortaya koydu gerçekler tastamam doğruysa Onunla yarışa kalkışanlar nereden atarlar? Bakın Resûl-i Ekrem Efendimiz sahâbe-i kirâm efendilerimize bir şey sorduklarında, onlar şöyle diyorlardı; “Allahu ve Resûlühü a’lem.” Allah ve Resûlü daha iyi bilir. Bunu en bilen Allah ve Resûlüdür. Söyle ey Allah’ın resûlü biz sizden öğrenmeye hazırız diyorlar. Öyleyse pek çok insanı dinleseniz onlar sizi saptırırlar. Ev mi yaptıracaksınız? Dükkan mı açacaksınız? Evlenecek misiniz? Sorun sağdan, soldan komşularınıza. Akrabalarınıza, amcanıza, dayınıza, halanıza, teyzenize. Neler diyecekler onlar? Neler demeyecekler ki? Peki Allah’a ve Resûlüne sorsanız acaba bilirle mi ki? Bir fikirleri var mı ki bu konuda? Meselâ çok derin bir hoca efendi talebesine nasihat ediyor; evlâdım, evleneceğin kız kesinlikle Üniversite mezunu olsun. Hangi bölüm olursa olsun, yeter ki yüksek okul mezunu olsun, çünkü senin evden çıkarken gösterdiğin kitaptan fişleri akşama kadar evde yazarsa, senin için hazırlayacağı baldan, baklavadan daha hayırlıdır. Fe sübhanallah, sekreter filan mı alıyordu ki? Yoksa asistan mı? Öy-leyse evlenecek olanlar, ev yaptıracak olanlar, dükkan açacak olanlar, hülasa hayatının her bir döneminde, pozitif ve negatif eylemlerinin tümünde pek çoğu saptırıcı olarak ortaya konan insanları değil, Allah ve Resûlünü dinleyin. Allah ve Resûlüne sorun. Demokrasiye göre, demokratik anlayışa göre, demokrasi dinine göre her ne kadar çoğunluğun egemenliğini kabul edip bunu yasallaştırmışlarsa da görüyoruz ki tüm demokratik ülkelerde toplumlara hükmedenler hiç de dedikleri gibi çoğunluğu temsil etmiyorlar. Meselâ bu milletin yüzde doksan sekizi bir araya gelip; biz İs-lâm’ı istiyoruz, biz Allah’ın dinini istiyoruz, biz Allah’ın sistemini yaşamak istiyoruz, biz sadece Rabbimize kulluk yapmak, sadece Rabbi-mizin yasalarını uygulamak istiyoruz deseler, yine de bu hak onlara verilmez. Niye? Çünkü onlar ayrılıkçıdır. Ötekiler toplumun yüzde iki-sini teşkil etseler bile bu yüzde ikiyi teşkil edenler ayrılıkçı değil, ama yüzde doksan sekiz ayrılıkçıdır. Yüzde ikiyi teşkil edenler birlikten ya-nadır, ama bu yüzde doksan sekizi teşkil edenler bölmeden, bölücülükten yanadır. Halbuki ayrılıkçının kim olduğunu Allah söylüyor. İslâm’dan ayrılan kişi ayrılıkçıdır. İslâm köktür, İslâm asıldır; kim ondan ayrılmışsa, kim onu terk etmiş başka şeylerin peşine takılmışsa işte o ayrılığa düşmüş demektir. Aslında asıl olan İslâm’dır. Hz. Âdem’den ve Hz. İbrahim’den bu yana kök İslâm’dır. Kim ondan ayrılırsa onlar ayrılığın içine düşmüş olacaklardır. İslâm asıl olunca, nerede olursa olsun İslâm’dan yana olan, İslâm’dan söz eden kişi, birlikten ve beraberlikten söz ediyor demektir. Ama ne gariptir ki bugün birileri bir yerlerde İslâm’dan, dinden bahsedince birileri hemen onun ayrılıkçı olduğunu, ayrılık tohumları ekmeye çalıştığını söylüyorlar. Dinden, İslâm’dan bahsedenlere fitne çıkarıyorsunuz, ayrılık yapmaya çalışıyorsunuz diyorlar. Allah diyor ki, bakmayın siz onlara, asıl ayrılıkçı olanlar, asıl fitne çıkaranlar, asıl bölücü olanlar kendileridir. İslâm asıl olduğuna göre İs-lâm’dan kopanlar, İslâm’dan ayrılanlar ayrılık tohumları ekenlerin tâ kendileridirler. Şunu demek istiyorum, tüm demokratik ülkelerde öyle yutturmaya çalıştıkları gibi toplumlara hükmedenler hiç de çoğunluğu ve çoğunluğun görüşünü temsil etmiyorlar, çok küçük bir azınlık çoğunluğa hükmediyor. Müslümanlar onlar nazarında yüzde doksan dokuzu da temsil etse onlar yine azınlıktır, kendileri de yüzde biri ifade etse de egemenlik onların ellerindedir. Yâni yüzde doksana karşı yüzde beşin, yüzde onun hükmettiğini görüyoruz. Ama durum tamamen bunun aksine olsa, yâni yaşadığımız bu ülkede insanların tamamı küfrü tercih etmiş olsalar bile ve biz de tek başına kalmış olsak bile, yanımızda bizimle yürüyecek bir tek insan kalmamış olsa bile hiç önemli değildir. Biz Allah ve Resulünün tarif ettiği yolda yürümek zorundayız bunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız. Kur’an’la biliyoruz ki İbrahim (a.s) tek başına bir ümmetti. Yanımızda bizi destekleyenlerin olup olmaması bizim için hiç de önemli değildir. Önemli olan bizim Allah’ın kitabına uyup uymamamızdır. Allah’ın dinine göre Allah’ın hak dediği haktır, bâtıl dediği de bâtıldır. Demokrasilerde ise çoğunluğun hak dediği haktır, bâtıl dediği de bâtıldır. Allah’ın sistemiyle demokrasi temelde birbirine zıttır. İşte Rabbimiz âyet-i kerîmesinde bunu anlatıyor. Eğer Allah’a değil de yeryüzündekilere, insanların çoğunluğuna itaat ederseniz, baba, ana, eş, dost, menfaat, çevre ve piyasaya uyarsanız, onlar saptırırlar sizi diyor Rabbimiz. Üstelik bu söz peygambere söyleniyor. Peygamberini kendisi desteklediği halde ve onun sapması mümkün olmadığı halde Rabbimiz onu bile uyarıyor. Bu desteğine rağmen bu istikâmetine rağmen Allah’ın Resulü bile azıcık Allah’a kulluktan taviz verip onlara meylediverse, onu bile saptırırlar diyor Rabbimiz. Toplumu ve ekseriyeti dinlemeye kalkıştığımız zaman bizi ke-sinlikle haktan saptıracaklarını unutmamalıyız. Çünkü hakka istinat etmeyen çoğunluk zanna uymaktadır. Her hangi bir bilgiyle, hakka is-tinat eden bir ilimle değil, sadece zan ile hükmediyorlar, zanla hareket ediyorlar. Onlar gerçek bilgiyi reddetmişler, vahyi reddetmişler, Allah’ı ve Allah’tan gelen bilgiyi reddetmişlerdir. Sadece zannı ve yalanı temel kabul edip hayatlarını ona bina etmişlerdir. Bunlar zanna tâbi olduklarından bugün bir kanun yaparlar, ertesi gün tamamen aksine bir görüş ortaya koyarlar. Bugün güzel dediklerine yarın çirkin derler. Meselâ dün bu çoğunluk, doğan bir çocuk en az altı ay anasını emmeli diyordu, şimdi ise imal ettikleri mamaları satılsın diye çocuk annesini hiç emmemeli diyorlar. Şu şöyle olmalı, bu böyle olmalı diyorlar ve dediklerinin tamamında da sadece zanna uyuyorlar ve atıyorlar. Öyleyse kesinlikle İslâm’da çoğunluğa uymak yoktur. Efendim ne yapalım herkes böyle düşünüyormuş, herkes böyle yaşıyormuş, herkes çocuklarını filan filan okullara gönderiyormuş, herkes şöyle giyiniyormuş, böyle soyunuyormuş bunların hiç birisi bizi ilgilendirmez. Çünkü bunların hiç birisi bizi cennete götürecek yollar değildir. İnsanlar böyle düşünüyor diye, insanlar şöyle yaşıyorlar diye eğer biz de onlar gibi düşünmeye, onlar gibi yaşamaya kalkarsak o zaman unutmayalım ki sonunda biz de o çoğunluğun gittiği yere gitmek zorunda kalacağız bunu hiç bir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız. Sadece yaşadığımız bölgede değil, şu anda dünya üzerinde altı yedi milyar insan yaşıyorsa bile ve bunların tümünün istediği, razı olduğu ve arzu ettiği bir sistemi oturtmak zorundayız deseler bile, Rabbimizin âyetine göre bu caiz değildir. Madem ki çoğunluk böyle istiyor, madem ki toplum böyle istiyor, madem ki insanlık böyle istiyor öyleyse biz de bu insanların yaptıklarını yapmak zorundayız düşüncesinin bâtıl olduğunu anlatıyor Rabbimiz. Çünkü çoğunluk ölçü değildir. Çoğunluk için istenmez, Allah için istenir. Çoğunluk için yapılmaz, Allah için yapılır. Bir amelin yaptırıcı Allah değilse, kim olursa olsun o amel bâtıldır. Rabbimiz diyor ki ey kullarım! Dünya üzerinde çoğunluğun ya da azınlığın istediği, razı olduğu bir hayatı yaşamayı kabul ederek bir dünya yaşarsanız, hayat programınızı buna bina ederseniz bu size asla felah getirmeyecektir. Tüm dünya insanlığı Müslüman olsa bile, ya da tüm dünya kâfir olsa bile bize düşen onların çoğunluğu adına bir hayat yaşamak değil, Allah adına ve Allah’ın belirlediği biçimde bir hayat yaşamaktır. Çünkü şunu asla unutmayalım ki yeryüzündeki in-sanların tamamı kâfir olsa da onların içinden bir tek insan Allah’ın is-tediği hayatı yaşadığı zaman nasıl cennete gidecekse, bunun zıddını yapan bir kimse de cehenneme gidecektir.