119.“Size ne oluyor ki, Allah size darda kalmanızın dışında, haram olanları genişçe anlatmışken adının üzerine anıldığı şeyden yemiyorsunuz? Doğrusu çoğunluk, hevâ ve heveslerine uyarak, bilmeden sapıtıyorlar. Aşırı gidenleri en iyi bilen Rabbindir.” Evet size ne oluyor da başında besmele çekilerek Allah adına kesilen hayvanları yemiyorsunuz? Allah tarafından size helâl olarak belirlenmiş, Allah yasalarına göre size helâl kılınmış bu hayvanları yememe konusunda neden ayak diretiyorsunuz? Haram ve helâlleri belirleme hakkı sadece Allah’a aittir. Neyin haram neyin helâl olduğunu öğrenmek istiyorsanız buyurun Allah’ın sizin adınıza haram ve helâlleri belirlediği kitabına ve o kitabın pratiği olan Resulünün sünnetine bakın. Bu iş insanların yetkisinde olan, çoğunluğun elinde olan bir iş değildir. Muhakkak ki haram olanlar da, helâl olanlar da Rabbiniz tarafından size açıklanmıştır. Rabbiniz kitabında her şeyi size apaçık anlattıktan sonra sizler kendi kendinize haram ve helâller belirlemeye mi kalkışıyorsunuz? diyor Rabbimiz. Haram ve helâl belirleme hakkı sadece Allah’a ait iken bugün maalesef bu konu çoğunluğun elindedir. İnsanların, toplumun, çoğunluğunun helâl dediği, güzel dediği helâl, haram dediği, yasak dediği de haram ve yasak sayılmaktadır. Rabbimiz buyurur ki ey yahudiler! Ey hıristiyanlar! Ey kitap ehli olanlar! Ve siz ey Kur’an kitabıyla karşı karşıya gelenler! Haram ve helâl konusunda ne diye Allah’a kafa tutarsınız da kendi kendinize haram ve helâl belirlemesine kalkarsınız? Ne diye kendi kendinize hüküm çıkarırsınız? Allah bir şeyi haram ya da helâl kılarsa ne âlâ, nerden çıkardınız bu işi? Allah haram kılmamış da siz daha mı iyi bi-liyorsunuz? Düşünün hayatımıza koyduğumuz haramlar. Bugün kendi hayatımıza kendi ellerimizle koyduğumuz negatif ve pozitif haramları bir düşünün. Meselâ ne gibi haramlar? Adam diyor ki gardaş, sen o elbiseyi giyme! Neden? Yakışmıyor. Yahu İslâm yakıştırıyorsa sana ne bundan? Ya da ben bir daha evlenmem! diyor adam. Neden? Toplumun baskısı var da ondan. Allah’ın baskısı yoksa sana ne? İki evlenenleri Allah kınamıyor ve bu işe haram demiyorsa sana ne bundan? Veya diyor ki ben böyle bir evde oturamam! Ben bunu misafirime ikram edemem! Ben aileme böyle bir şeyi giydiremem! Neden o? Yâni neden var o yasaklar bizim hayatımızda? Neden var o haramlar, o hürmetler? Kim koydu bu haramları? Kim haram etmiş bütün bunları? Kendi kendimize kendi hayatınıza koyduğumuz haramlardır bunlar. Ayrıca haramın bir de hürmet anlamını düşünürsek, yâni do-kunulmazlık yüklediğimiz şeyler varsa. Yâni düğünde şöyle olacak, nişanda böyle olacak, giyimde böyle olacak, sosyal ilişkilerde böyle olacak... Şöyle saygılar, böyle eğilmeler, şöyle törenler, böyle bay-ramlar diye kutsadığımız şeyler varsa hayatımızda, o zaman bu âyeti bir daha anlamaya çalışacağız. Allah tüm bunları haram kılmadığına göre size ne oluyor ey kitap ehli? Size ne oluyor ey Müslümanlar? Üstelik yasak kılınanlar da Tevrat’tan önceydi. Siz bunu Yâ’kub oğulları olarak yapıyorsanız, ama bu iş Tevrat’tan önceydi. Allah ondan sonra Tevrat’ı gönderdi de Hz. Yâ’kub onunla amel etti. Veya ey bugünün ehl-i kitabı olan Müslümanlar! Eğer sizler de kitabınız ve peygamberinizin sünnetiyle tanışmadan önce hayatınıza bir kısım yasaklar koymuşsanız... Ama Kur’an’ı tanıdıktan sonra artık o yasakların ne anlamı kalır? Niye hâlâ o hesabın peşindesiniz? Allah yasak demişse yasaktır, dememişse yasak değildir. Ama köle ruhlu insanlar hem efendilerinin yasaklarına uyarlar, efendilerinin görüşlerine müracaat ederler. Acaba efendim ne der bu konuda? derler, hem de Allah’ın yasaklarına uymaya çalışırlar. İşte günümüz Müslüman köleleri de böyledir. Ama sadece efendimiz Samed olan Allah olunca artık, Allah’ın yasağından başka yasak kabul etmeyeceğiz demektir. Evet Allah size haram ve helâlleri belirlemiştir. Allah’ın ha-ramlarını haram, helâllerini de helâl bilecek ve o istikâmette bir hayat yaşayacaksınız. Haramları, Allah’ın haram dediklerini de şu şartla yiyebilirsiniz; ancak bunu belirleme hakkı da yine size değil Allah’a aittir. Bu ruhsattır ve bu ruhsatı da yine Rabbimizin yasalarından almak zorundayız. Peki neymiş bu ruhsat? Muzdar durumda kalmış ve çaresizlik sebebiyle yemek zorunda kalmışsanız, o haram kılınanlardan da yeme hakkımızın olduğunu anlatıyor Rabbimiz. Bakara’daki âyet bunu anlatır. Zaruret durumuna düşmüşsek, onsuz olmaz durumuna düşmüşsek Rabbimiz bu haramları yemeye de izin veriyor. Meselâ içki yasaktır. Ama susuz kalmış ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyorsak, sadece susuzluğumuzu giderecek ve ölümden kurtulabilecek kadar ve de başka birisinin hakkına tecavüze yeltenmeden haram olan içkiyi içebiliriz. Evet Rabbimiz kitabında haramlarını ve helâllerini açık açık haber verdiği halde, buna rağmen insanların çoğu kendi zanlarına dayanarak, kendi hevâ ve heveslerine tutunarak ilimsiz bir biçimde helâl haram belirlemeye kalkışarak insanları saptırmaya çalışıyorlar. Mecusiler, müşrikler, yahudi ve hıristiyan dünya gece gündüz uğraşıyorlar. Kendilerine göre haramlar helâller belirleyerek, kendilerine göre emirler ve yasaklar belirleyerek tüm yeryüzüne beyanatlar-da ve vahiylerde bulunuyorlar. Böylece Müslümanların zihinlerini idlal etmeye çalışıyorlar. Mü’minleri haram ve helâl belirleme konusunda Allah’tan koparıp kendilerine kul köle edinmek istiyorlar. Ama bu kâfirler ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar biz Müslümanlar kesinlikle onlara uymayacağız. Kesinlikle onların vahiylerine kulak vermeyeceğiz. Çünkü onlar bilgisizce kendi akıllarına, kendi zanlarına kendi hevâ ve heveslerine dayanmaktadırlar. Çünkü onlar insanları kendi sapık hayatlarına ortak etmek istiyorlar. İnsanları kendi cehennemlerine çağırıyorlar. İşte görüyoruz her gün ve her gece büyük şeytanla el ele vermişler çeşit çeşit haram ve helâl belirlemeye çalışıyorlar. Şunlar yenir bunlar yenmez! Şunlar giyilir bunlar giyilmemelidir! Şunlar içilir bun-ların modası geçmiştir! Bu devirde şöyle yaşanır böyle yaşanmaz! Şunlarsız olmaz! Bunlarsız hayat çekilmez! Şurada okunur, burada okunmaz! Şöyle kazanılır böyle harcanmaz! Şu meslekler seçilir! İn-sanlar şöyle yönetilir, bu devirde bu tür bir yönetim olmaz! Yönetime şunlar şunlar esas alınır, bunlar, bunlar alınmaz! Hukukun temel di-namikleri şunlardır, bunlar hukuk yönünden kabul edilmez! Eğitimin il-keleri şunlardır bunların modası geçmiştir gibi gece gündüz insanlara vahiyde bulunarak insanları Allah ilkelerinden uzaklaştırmak istemek-tedirler. Tüm dertleri, İnsanları Allah’a kulluktan koparıp kendi yasala-rına, kendi hevâ ve heveslerine kul köle edinmek. Gece ve gündüz bu adamların, bu insan ve cin şeytanlarının vahiyleriyle beraber olanlar, bu şeytan vahiylerinden beslenenler, on- ların kulu ve kölesi olmaktan asla kurtulamayacaklardır. Ancak gece gündüz Allah vahyiyle beraber olup, Allah vahyinden bilgilenenler bu şeytan vahiylerinden kurtulup Rablerinin kulu olarak kalmayı başarabileceklerdir, bunu asla hatırımızdan çıkarmayalım. Muhakkak ki Allah sapanları, taşkınları en iyi bilendir. Evet yoldan geçenler, sana bakanlar, yemez misin diyenler, içmez misim diyenler, sana zorla ikram etmeye çalışanlar ne için ikram ediyorlar, bunu düşünmeden yemeyeceğiz o zaman. Eğer ikramın hedefi Allah’sa, Allah adına ikram ediliyorsa hemen yiyeceğiz, değilse vazgeçeceğiz. Meselâ bir koyunumuz var ve biz onu Allah izin verdi diye, Al-lah cana ve mala hakimdir diye, Onun iznine binaen şöyle güzelce kıbleye doğru yatırdık, önceden bilediğimiz bıçakla bismillah Allahu Ekber diyerek kestik. Ya Rabbi senin adınla, senin izninle, sen dediğin için, senin yetkinle, sana boyun eğiyorum diyerek kestik. Yâni so-nunda kan aktı ve hayvan öldü. Bir başkası da aynısını yapıyor. Tutuyor, getiriyor hayvanı, biledikleri bıçakla o da kesiyor. Lâkin o, Allah dedi diye, Allah’tan böyle bir yetki aldık diye değil. İşte ikisinin farkı bu. Yâni işte Allah’ın hayata karışmasının temel esprisi budur. Böyle görüntülenir bu iş. Söyleyin, bu ikisi arasında ne fark var? Yâni bizim yaptığımız gibi Allah dedi diye besmeleyle kesilen önceki hayvanın etiyle, Allah dedi diye kesilmeyen, ya da Allah’tan başkası dedi diye kesilen bu sonraki hayvanın etlerinin ne farkı var? Yâni kesimde bes-mele çekilmenin, niyet farkının dışında başka hiçbir farkı olmayan bu hayvanların etlerinin ne farkı olacak? Hayatın tüm konuları da aslında aynen böyle değil mi? Meselâ Allah’a, Allah dedi diye, Kur’an ve sünnete dayandırılarak kıyılan bir nikahla, bir birleşmeyle onun dışındaki birleşmelerin ne farkı var aslında? Yâni erkek kadına, kadın erkeğe; ben sana vardım, ben de seni aldım, haydi beraber olalım demesiyle, bunu Allah adına yapıyoruz, değilse Allah izin vermemiş olsaydı asla yapmazdık diyenlerin farkını anlayabildik mi? Veya meselâ düşünün tertemiz bir tavuk kestiniz Allah adına, kesen de müslüman, güzel yolunmuş, şoklama filan yapılmamış, içini de çıkarmış, temizlemiş ve güzelce pişirmiş. Tam yiyecekleri sırada bir hırsız gelip çalmış, evine götürmüş ve çoluk çocuğuyla yiyecek. Bakın tavuk aynı tavuk. Ama önceki sofrada iken tertemiz olan bu tavuk, beriki sofraya geçince haram olmuştur. Peki ne farkı var? Neden birine helâl de ötekisine haram? Allah öyle dedi diye, bunun başka bir izah tarzı yoktur. İşte Allah’ın yetkili oluşuyla, Allah’ı yetkili bilişle Allah’a yetkisizlik izafesinin temel espirisi budur, başka yok. Bütün bir din, bütün bir hayat işte böyle anlaşılmalıdır. Allah tek Rab’dir, Allah tek İlah’tır, Allah hayata tek karışandır, Allah hayata tek program yapandır, Allah hakemdir, Allah hakimdir, Allah alîmdir, Allah istediğini yapandır, Allah yol gösterendir. İşte Allah’ın böylece yetkili olduğuna inanan ve Onun istediği gibi bir yaşayanlara müslüman, aksini yapanlara da kâfir denir. Yaşantısını Allah dedi diye ayarlayanlar müslüman, Allah ayarlar, ama ben de ayarlarım diyenler müşriktir. Ve işte hayata Allah’ın karışma yetkisini net anlatan bir örnek sunuldu burada. O dedi diye kesilince yiyoruz, o demedi diye kesilince de yemiyoruz. Kâfirler işte burada müslümanları yormaya, bunaltmaya, aldatıp saptırmaya çalışıyorlar. Geliyorlar müslümanlara diyorlar ki; efendim besmeleyle kendi kestiğiniz, kendi öldürdüğünüz hayvanları yi-yorsunuz, ama Allah’ın öldürdüklerini yemiyorsunuz. Bu nasıl bir iş? Sizin öldürdükleriniz yeniyor, ama Allah’ın öldürdükleri yenmiyor? Ha-ni vadesiyle, kendiliğinden ölen hayvanlar yenmiyor ya. Yâni kendi mantık oyunlarıyla müslümanları şaşırtmaya çalışıyorlar. Halbuki bizim kestiğimiz de Allah’ın öldürdüğü, Allah’ın öldürdüğü de Allah’ın öl-dürdüğüdür. Yâni ben, benim kestiğim Allah’ın öldürdüğünden daha iyi olduğu için onu yiyorum demiyorum. Böyle bir iddiam yok. Zaten bunu ben belirlemiş değilim ki. Hangi hayvanın, hangi kesimle kesilmiş bir hayvanın yenileceğini, yenilmeyeceğini Allah belirliyor. Diyor ki Rabbim; Vadesiyle, kendiliğinden, benim öldürdüklerimi yemeyin, siz benim dediğim gibi öldürdüklerinizi yiyin. Allah böyle deyince artık yetki Onun olarak ben, tamam ya Rabbi, can baş üstüne ya Rabbi, çünkü can da senin, mal da senin. Cana hakim olan da, mala hükmeden de sensin. Sen nasıl istersen öylece yaparım diyor ve sadece Onun dediğini dinliyorum. Bu konuda, her konuda sapkınları, sapanları, haddi aşanları asla dinlemem.