121. “Üzerine Allah'ın adının anılmadığı kesilmiş hayvanları yemeyin, bunu yapmak Allah'ın yolundan çıkmaktır. Doğrusu şeytanlar sizinle tartışmaları için dostlarına fısıldarlar, eğer onlara itaat ederseniz şüphesiz siz müşrik olursunuz.” Allah adına kesilmemiş hayvanları yemeyin. Yâni bu kesim Allah’tan değil mi? Üzerine Allah adı anılmadı mı? Besmele çekilme-di mi? Allah’tan dolayı değil mi? Allah’ın gündemde tutulmasının gereği değil mi? Allah’ın bir olurundan kaynaklanmıyor mu bu kesim, ya da önümüze sunulan bu yiyecekler? Bunlar asla yenmeyecektir. Çünkü bu fısktır, günahtır, isyandır ve itaatten çıkıştır. Bunu icra eden fâsık olacaktır, Allah’a itaatten çıkmış olacaktır. Kesim işlemi esnasında bile bile besmele çekip Allah adını anmaya yanaşmayan bir müşrikin kestiği yenmez. Eğer hayvanı kesen kişi bir müşrikse onun kestiği yenmemelidir. Çünkü bu büyük günahtır veyahut da dinden çıkıştır. Ama dünkü dersimizde de söylediğimiz gibi, bundan sadece kesim esnasında mücerret besmele çekivermeyi anlamayacağız. Al-lah’ı, Allah’ın hayata etkin ve egemenliğinin gündemi adına kesilenleri yiyeceğiz. Allah’ın gündemi adına olmayanları yemeyeceğiz. Bunun biraz daha net anlaşılması için bir örnek verelim: Meselâ sizin dinsiz, ateist bir komşunuz var. Bir gün bahçesinde beslediği koyununu kesmeye karar vermiş. Dedi ki size; komşu sana da ikram etsem. Hayır dediniz, yemem. Bir şartla yerim, ya kelime-i şehadet söyleyeceksin, ya da hiç olmasa keserken bismillah diyeceksin. Adam geri durdu, ısrar ettiniz, tekrar ettiniz ve nihayet dayanamayarak iyi hadi öyleyse diyerek bismillah dedi ve kesti, şimdi bu adam size göre müslüman oldu mu? Kesimi Allah adına yaptı mı? Kalpten demedi, müslüman oluyorum olarak demedi, sizin için söyledi, sizin hatırınıza söyledi, size gösteriş için, sizi memnun etmek için söyledi. Yiyecek misiniz bu eti? Peki ne dersiniz, nice bismillahlardan sonra açılan kapılarda Allah’ın kesin yasakladığı para kazanma yollarıyla kazanılan paraların ürünü ikramları kabul edecek misiniz? Bunu yerken düşünmeyecek misiniz? Evet adam bismillah diyor. Her kapıyı açarken taze bismillah diyor. Ama dükkanına Allah’ı karıştırmıyorsa, kazanmasına harcamasına peygamberi karıştırmıyorsa, hayatında Allah gündemde değilse nasıl yiyeceksiniz? Öyleyse hayvanı keserken besmeleyi çekmeyenin yemeğini yemeyin değil, hayvanı keserken, hayatını yaşarken Allah adını gündemde tutmuyorsa yemeyin diyor. Allah dedi diye değilse yemeyin diyor. Allah ben bu model kesime, bu model kazanmaya, bu model hazırlamaya, bu model ikrama izin veriyorum deme şartıyla yiyeceğiz. Değilse yenilmeyecektir. Buna göre yiyenler, yedirenler ve yenenler bir kere daha düşünülmelidir. Fâsık bulunduğu yerden zarar vermek için ayrılan demektir. Fâsık lügatte itaatten çıkan demektir. Nitekim bunun için deliğinden çıkan fareye de fuveysıka denmiştir. Fâsık büyük günahları işleyerek Allah’a itaatten çıkan kişi demektir. Bakara sûresinin anlattığına göre fısk şu anlamlara gelmektedir: Allah’la yaptıkları anlaşmayı bozmak. Allah’la anlaşma metin- lerini imzaladıktan sonra bozmak, bozmaya çalışmak. Yâni Allah’la anlaşma yapıyorlar: Ya Rabbi ben senin kulunum, sen benim Rabbimsin, sadece senin dediğini yapacağım! Senden başkasının dediklerine gitmeyeceğim! Sen ne istersen tamam! Benim hayatıma sadece sen program çizeceksin! Ben de bu anlaşmaya sâdık kalacağıma ve karşılığında cennet bulacağıma inanarak söz veriyorum ya Rabbi! değilse cehennem konusunun farkındayım! diyerek Allah’a söz veriyor adam, ondan sonra da nakzediyor. Antlaşma konusuna aykırı hareket ediyor. Evet demek ki fâsıkın birinci sıfatı Allah’la ahdini boz-makmış. Bu ahdi şöyle de anlamaya çalışmışlar. 2- Emirlerine itaat, nehiylerinden kaçınmak hususunda Allah-ın kitaplarında açıkladığı konulara ait ahitlerini bozmak demektir bu. Allah’ın dediklerini yapmamak, demediklerini, haram kıldıklarını yapmak gibi. Demek ki böyle Allah adı anılmadan, besmele çekilmeden ke-sim yapmak ve de o kesimden yemek fıskmış. Ama dikkat ederseniz âyet-i kerimede herhangi bir kesimden söz edilmemektedir. Öyleyse bunu sadece kesimle sınırlı düşünmeyeceğiz. Bunu genel düşünece-ğiz. Yâni Allah adı anılmadan, Allah adına olmadan yapılan tüm hazırlıklar soframıza yemek diye sunulmuşsa bunları da asla yemeyeceğiz. Meselâ ne gibi? Meselâ yiyecek ki hazırlanması, oraya getirilmesi, bize ikram edilmesi konusunda Allah hakim değilse, Allah adına hareket edilmemişse, Allah’tan dolayı ikram edilmemişse onlar da yenmeyecektir. Düşünün ki önünüze getirilen yemeğin hazırlayıcısı onları hazırlama adına namazı terk etmişse. Düşünün ki namaza en-gel kazançların ürünü olan yemeklerse. Namaza, zikre, Kur’an, sünnete ayrılacak zamanların öldürücüsü olarak yapılan kazançların ürü-nü olan yemekler de Allah adına olmayan yemekler değil mi? Evet fıskı anlattıktan sonra Rabbimiz fıskın kaynağı olan şeytanlara dikkat çekiyor. İnsanların sapmasında, fıska düşmesinde şeytanların en büyük rol oynadığını anlatıyor. Tüm günahlar şeytandan-dır. Şu anda yeryüzünde varolan kin, haset ve düşmanlıklar hep şeytandandır. Allah’ın kullarını zikirden, Rablerinin kitabını hatırlamak-tan, Kur’an ve sünnetle iştigalden alıkoyan şeytandır. İnsanları namazdan alıkoyan şeytandır. İnsanların Allah elçilerini Allah ve Rab olarak düşünmelerine sebep şeytandır. Îsâ’yı Allah makamına koyduran şeytandır. Veya müşriklere Allah’ın meleklerinin kızlar olduğunu düşündüren ve onları saptıran yine şeytandır. İnsanların karşısına Al-lah’tan başka secde makamları çıkarıp onlara secde ettiren yine şeytandır. İnsanların karşısına Allah sisteminden başka sistemler çıkarıp insanların onlara kul köle olmasını öğütleyen yine şeytandır. Unutmayalım ki bizi Allah’a kulluktan, bizi namazdan alıkoyan her şey şeytandır. Meselâ bir merkep kaybettin ve onu ararken namazın mı geçti? bilesin ki o merkep senin için şeytandır. Veya meselâ bir şey ki seni kine, düşmanlığa sevk ediyorsa o şey senin için şeytandır. Veya bir şey ki senin ilim öğrenmene, Kur’an ve sünneti tanımana engel oluyorsa, bu senin dükkanın olabilir, malın, mülkün, makamın, mesleğin, karın, kızın, arkadaşların olabilir bilesin ki bunlar se-nin şeytanındır. Öyleyse aman şeytana dikkat edin! Zira unutmayın ki yeryüzünde sizlerin en büyük düşmanınız odur. Ve o şeytan: Sizinle mücâdele etsinler diye kendi dostlarına vahiy ederler. Hem kafalarınızda, kalplerinizde, düşünce ve imanlarınızda şüphe ve sarsıntılar meydana getirmek, hem de kendi dostları sizinle mücâde-lelerini sürdürsünler için sürekli vahiyde bulunurlar. Evet şeytanlar, Allah’ın secde emrine kafa tutanlar, dostlarına, yardımcılarına, yeryü-zünde kendi misyonlarını üstlenmiş insanlara, iki ayaklı şeytanlara il-hamlarda bulunup süratlice onlara mesajlar ulaştırırlar. Haber merkezlerine, dostlarına, kendilerini dinleyenlere haberler gönderirler. Eviniz şöyle olsun, ev tefrişleriniz şöyle olsun, perdeleriniz mobilyalarınız şöyle olsun, kazanmanız harcamanız şöyle olsun, eğitiminiz, hukukunuz şöyle olsun, oturmalarınız kalkmalarınız şöyle ol-sun, sofranızda şunlar şunlar bulunsun vs vs. dostlarına uygulasınlar diye sürekli vahiy ulaştırırlar. Tıpkı Rabbinin peygamberine, hayatın şöyle şöyle olsun, şunları, şunları yap, ama şunlar şunlar haramdır diye vahiy gönderdiği gibi, bu Rabler de dostlarına, kullarına uygulanmak üzere vahiy gönderirler. Cebrâil ve Allah’ın Resulü nasıl ki Allah’tan gelen vahyi kendi aralarında birbirlerine tekrar ediyorlarsa, bu vahiy programlarını seyredenler de birbirlerine bu programları anlatıyorlar bugün. Ve Rasu-lullah’a gelen vahyi sahâbe birbirlerine nasıl aktarıp, birbirlerini nasıl bilgilendirmeye çalışıyorlarsa bugün bakıyoruz ki bu şeytan vahiylerini seyredenler de sabahleyin birbirlerine bu programları anlatıp duyuruyorlar. Seyrettin mi? Bu gece filan filana şöyle yaptı, filan filana şunu dedi diyerek şeytan vahiy programlarının gündem maddelerini bir-birlerine aktarıyorlar. Âyetin nüzûl sebebiyle alâkalı âlimlerimiz bize şunu anlatır: Medineli yahudiler din konusunda, Allah konusunda ve peygamber bilgisi konusunda kendilerinin akıl hocası konumunda bulunan yahu-di bilginleri, yahudi Hahamları Mekke’deki müşriklere vahiy aktarıyorlar, bilgi ulaştırıyorlardı. Diyorlardı ki sorun bakalım o Müslümanlara. Allah’ın öldürdüğü hayvanı niçin yemiyorlar da kendi kesip öldürdükleri hayvanları yiyorlar? Olacak şey midir bu? Allah’ın kesip öldürdüğü yenmiyor, insanların kesip öldürdüğü hayvanlar yeniyor diyerek onlara akıl vermeye çalışıyorlar, vahiy ulaştırmaya çalışıyorlardı. İşi mantık oyununa dökmeye çalışıyorlardı. Ya da başka bir rivâyete göre İranlı Mecusiler ulaştırıyordu Mekkeli müşriklere bu vahyi. O dönemim şeytanları, yahudiler, hıris-tiyanlar ve Mecusiler vahy ediyorlardı dostlarına, peygamber karşı-sında mücâdeleyi sürdürsünler de Müslüman olmasınlar diye. Aman peygamber karşısında şöyle yapın, böyle davranın diye birlikte kararlar almaya çalışıyorlar ve birlikte hareket imkânları arıyorlardı dostlarıyla. Birlikte Müslümanlarla mücâdele ortamı arıyorlardı. Dostlarına Müslümanlarla mücâdele metotları ulaştırmaya çalışıyorlardı. Bakıyoruz bu şeytanlar hiç değişmemiş. Bugün de bu insan ve cin şeytanlarının el ele vererek şu andaki yeryüzü Müslümanlarıyla mücâdelede birlikte hareket kararları alıyorlar. Müslümanları terörist ilân ederek birlikte terörle mücâdele kararları alıyorlar, anlaşmalar imzalıyorlar. Halkı Müslüman olan ülkelerdeki dostlarına, o Müslümanlarla mücâdeleye devam etsinler diye vahiyler ulaştırarak akıllar veriyorlar. Aman şu İslâmî gelişmeye dikkat edin! Aman şu hareketi ne yapıp, yapıp bastırın! Aman şunları, şunları yok edin! Kapatın! Susturun! diyerek onlara fikir babalığı ve şeytanlık yapmaya çalışıyorlar. Ey Müslümanlar! Ey Allah vahyine mahzar olanlar! Eğer sizler size gelmiş Rabbinizin vahyi dururken bu vahyi bırakır da onlara kulak verir, onların vahiylerine kulak verir, onların yayınlarını izlemeye devam ederseniz, onlara itaat etmeye kalkışırsanız şunu kesinlikle unutmayın ki çaresiz siz de onlar gibi müşrik olmak zorunda kalırsınız, kalacaksınız diyor Rabbimiz. Aynen onlar gibi inanmaya, aynen onlar gibi düşünmeye ve aynen onlar gibi yaşamaya mecbur olacaksınız diyor Rabbimiz. Onların tarzı telakkilerini, onların hayat anlayışlarını, onların haram helâl anlayışlarını kabul ederek aynen onlar gibi şirke düşeceksiniz diyor Rabbimiz. Evet ey Müslümanlar! Çok dikkat etmek zorundayız. Bu şey-tanların vahiylerine kulak veren Müslümanlar, gece gündüz bu şeytan vahiyleriyle ve yayınlarıyla beslenen Müslümanlar! Rabbimizin ifadesi gerçekten çok vahimdir. Onlar da aynen onlar gibi müşrik olmak zorunda kalacaklardır diyor. O zaman Allah için çok ciddi düşünmek zorundayız. Bu şeytan vahiylerini evlerimize bastırmamalıyız. Çoluk çocuğumuzu bu şeytan vahiylerinin eline bırakmamalıyız. Bununla beraber Allah vahyine de çok sıkı tutunmak zorundayız. Tıpkı sihirbazların sihri karşısında vahye tutunup sihirlere kapılmaktan kurtulup zafere ulaşan Hz. Mûsâ gibi biz de bugün Kur’an’a çok ciddi sarılmak zorundayız. Eğer bu şeytan yayınlarına karşı kulaklarımızı çok iyi tıkar, Allah vahyine de çok iyi açarsak kesinlikle bilelim ki bu şeytanların bize karşı yapabilecekleri hiçbir şey yoktur. Biz Allah’ın vahyiyle donanırsak, vahiyle silahlanır ve biz güçlü olursak, güç kaynağıyla irtibat kurabilirsek tüm dünya şeytanlarının yapabilecekleri bir şey yoktur. Ama: