123. “Bunun gibi, her kasabanın bir takım ileri gelen-lerini orada hile yapan suçlular kıldık. Oysa yalnız kendilerine hile yaparlar da farkına varmazlar.” İşte böylece biz her bir karye, her bir kasaba, her bir şehir, her bir kent için o şehrin mücrimlerini yarattık. Her bir şehre müc-rimlerin büyüklerini egemen kıldık. Her memleketin ekabirlerini müc-rimlerden kıldık. Her bir beldenin ileri gelenlerini zulmedenler kıldık. Orada hile yapıp, dümenlerle kirli işler çevirsinler diye. Her bir bel-dede kendilerinde renk gören, kendilerini bir şey zanneden, ben de, biz de biliriz! Biz de yaparız! Bizim de fikrimiz var! Bizim de ege-menliğimiz var! Egemenlik bizdedir! Hâkimiyet bizdedir! Biz istedi-ğimizi yaparız! diyen azgınlar kılarız. Orada tuzak kursunlar diye, orada insanlara zulmetsinler diye, zarar versinler diye, onları taciz etsinler diye müsaade ettik onlara diyor Rabbimiz. Onlar orada düzen kurarlar, plan proje yaparlar. Ancak onlar farkına varmadıkları halde kendilerine tuzak kurarlar. Kuyu kazarlar, kendilerine kazarlar. Sanki Allah bu tür insanlara diyor ki; haydi buyurun, istediğiniz plan ve projeyi yapın, nasıl isterseniz öylece yapın, size imkân ve fırsat veriyorum diyor. Ama onlar bu yapıp ettikleriyle ancak kendilerine ederler, kendi aleyhlerine hareket ederler. Peygambere, müslümanlara ve İslâm’a hiçbir şey yapamazlar. Peki acaba Kur’an’la beraber olan insanlar düşünüyor mu? Söyleyin, sizin bu Kur’an’la beraberliğiniz, Allah’la beraberliğiniz konusunda acaba bu insanlar etkili olmuşlar mı? Yâni acaba bu adamlar böyle plan program yaptılar da onun için mi müslümanlar Allah ve peygamberden uzaklaştılar? Kimileri hep böyle yorumlayarak ucuzculuğa gitseler de ben öyle olduğunu zannetmiyorum. Zaten eğer ben müslümanım di-yenler zaten Müslümanlığın temel kitabı olan Kur’an’la beraberliklerini bırakmışlarsa bu, benim anladığım şeytan ve dostlarının plan ve projelerinden kaynaklanmıyor. Çünkü işte Rabbimiz öyle diyor; onlar ancak kendi kendilerine plan ve projeler kurabilirler, ancak kendi ken-dilerini batırırlar, ancak kendi kendilerini saptırırlar, ama Kur’an’la beraber olanlara karşı yapabilecekleri hiçbir şeyleri yoktur. Allah’ın kitabıyla birlikte olmak isteyenlere ne şeytanlar, ne azgınlar, ne büyükler, ne küçükler bir zarar veremeyecektir. Garip değil mi? Bugün tüm köylerde, tüm kasabalarda, tüm şehirlerde, tüm yerleşim birimlerinde bu tür mücrimleri görürsünüz. Demek ki bunları egemen konuma getiren, onlara bu imkânı veren de yine Allah’tır. Onların suçluluklarını, onların tüm zulüm ve yolsuzluk-larını onaylayan da Allah’tır. Allah bunlara dokunmuyor ki böylece bu mücrimler diğer insanlar için bir imtihan konusu, bir denenme vesilesi olsunlar. Böylece anlıyoruz ki hem bu mücrimler, hem de onların zulümlerine maruz kalan diğer insanlar imtihan edilmektedirler. Ama âyetin ifadesiyle söyleyelim: Hem bu Allah’ın kendilerine imkân verip güçlü konuma getirdiği mücrimler, hem de onların zulümlerini sineye çekmiş, onların zulümlerini bertaraf etmeyi hatırlarından bile geçiremeyecek kadar onlara boyun bükmüş zavallı insanlar, her iki taraf da kendi kuyularını kazıyorlar. Her iki taraf da kendilerine tuzak hazırlıyorlar. Her iki taraf da kendilerine yazık ediyorlar. Her iki taraf da kendilerine zarar veriyorlar, zulmediyorlar. Her iki taraf da sonunda kendilerine ediyorlar ama bunu bilmiyorlar. Zulmeden zâlimler de zâlimlerin zulümlerine boyun büküp bunu sineye çeken mazlumlar da kendi kendilerine zulmediyorlar. Ama şuurları da olmadığı için bunu anlayamıyorlar diyor Rabbimiz. Öyle değil mi? Bir memleket insanı Allah’tan, Allah’ın kitabından, Allah’ın elçisinden ve Allah’ın kendileri için gönderdiği hayat programından uzaklaşarak zâlim durumuna gelirlerse elbette Cenâb-ı Hak zulme hak kazanan bu insanlar için bu zâlimleri görevlendirir. Düşününki filan adam Konya’da insanlara zulmediyor, insanların haklarını gasp ediyor, nefes aldırmıyor, yoldan geçirtmiyor. Peki nedenmiş bu? Neden var o adamlar? Neden zulmedebiliyor bu adamlar bu insanlara? Zira bu insanlar onları büyük görüyorlar da ondan. Onları takmayıverseler, onları saymayıverseler, onların üzerlerinde en küçük bir tasallutları olmayacak. Ama berikiler onları adam yerine koydukları için, hattâ adam yerine koymaktan da öte onları yasa koyucu tanrılar bilip, Allah’ı ikinci plana attıkları için Allah da onları bunlara musallat etmektedir. Hani Rasulullah’a ait olduğunu söyledikleri bir hadis vardı. Zâlim Allah’ın kılıcıdır, Allah onun vasıtasıyla kullarından intikam alır. Ama sonunda iş kılıcın, yâni zâlimin kendisine gelir ve bizzat Allah da ondan intikam alır. Bilhassa şirk sistemlerinde, şirk ülkelerinde Allah’ın hakimi-yetini reddedip, Allah’ın kanunlarını reddedip Allah’tan başkalarının kanunlarını yasallaştıran ve bu tanrılara kulluk etmeye çalışan tüm demokratik ülkelerde, onların büyüklerini mücrimlerden kılıyor Rab-bimiz. Allah’ı hayatlarından kovmaya çalışan bu ülke insanlarının ba-şına bu tür zâlimleri musallat ediyor. Şirk toplumlarının vazgeçilmez özelliğidir bu. Allah’ın hakim olmadığı devletlerin en üst kademele-rinde bu tür mücrimler vardır. Hep zâlim insanlardır onların reisleri. Çalan, çırpan, soyan, sömüren, zulmeden insan tipleridir onların tepelerindekiler. Ama hem bu adamlar, hem de bu tür insanlara egemenlik hakkı tanıyarak onları tanrılaştıranlar -zavallı insanlar- kendi kendilerine tuzak kurmaktadırlar. İşte zâlim bir Âd kavmi, işte zâlim bir Semûd, işte Eyke’liler, işte bir Nuh kavmi. Ve bu zâlimlerin karşılarında hep ezilen bir Müslümanlar topluluğu. Sonunda bakın görün ki bu zâlimlerin hepsi kahrolup gitmişler ve geride bir avuç Müslüman ve peygamberler kalmışlardır. Bakın bu mücrimler ve de bu mücrimlerin gönüllü kulları ne derlermiş: