126. 127 “Rabbinin, dosdoğru yolu işte budur. İbret alan kimselere âyetleri uzun uzadıya açıkladık. Rablerinin katında selâmet yurdu onlarındır. O, işlediklerinden ötürü onların dostudur.„ İşte dosdoğru yol budur. Rabbinizin yolu dosdoğrudur. İşte bu yol Rabbinin yoludur. Allah karışır bu yolda. Onun kes dediği kesilir, ye dediği yenilir, yeme dediği yenilmez. Konuş derse konuşulur, sus derse susulur. Al dediği alınır, ver dediği verilir. Mala da O karışır, ca-na da. O yola girenleri sonunda cennete götürecek, cennette Allah’la buluşturacak ve cehennemden, ateşten, azaptan kurtaracak yol budur. İşte kişiyi cennette Allah’la buluşturacak Allah’ın dosdoğru yolu budur. İşte En’âm sûresinde başından buraya kadar anlatılan yol bu yoldur. Kur’an’ın ilk sûresi olan Fâtiha sûresinden buraya kadar, buradan da kitabımızın son sûresine kadar anlatılıp ortaya konulan yol. Ama âyetlerimizi düşünen, öğüt alan, bu âyetlerle hayatlarını düzenlemeye çalışan müminlere biz böyle âyetlerimizi açık açık anlatıyoruz. Eğer bir kavim, bir toplum, bir insan bu âyetleri zikredecekse, gündemine alacaksa, onlar üzerinde düşünecek, kafa yoracaksa, on-larla yol bulacaksa, onlar rehberliğinde bir hayat yaşayacaksa işte Allah onları tafsilatlı bir şekilde anlatıyor. Tekrar tekrar, fasıl fasıl ortaya koyuyor. Hem öyle ki kullarının tüm problemlerini hall ü fasledici olarak. Onlar için, tefekkür erbabı için, düşünenler için, müstakim sıratta yürüyenler için, sonu cennet olan bu yolda gidenler için Rableri katında selâmet yurdu olan cennet var, daru’s selâm vardır. Selâmete erilecek yer vardır, ortam vardır. Orada onlar esenliğe kavuşacaklardır. O selâmet darında, yurdunda gam kasavet yoktur artık. Üzüntü keder yoktur orada. Orada dert yok, çile yok. Hastalık yok, ölüm yok. Orası selâm yurdudur, selâmet yurdudur. Öyleyse Allah için dünyayı cennetleştirmeye çalışanlar, ya da cennetliklerini dünyada arama cinnetine kapılanlar Allah için bu âyetler üzerinden bir daha düşünsünler. Dünyada gamsız, kasavetsiz, dertsiz, çilesiz, ölümsüz bir hayat hedefleyenler bir daha okusunlar bu âyeti. Bakın bir hadiste şöyle bir husus anlatılır: Dünyaya geldiği andan ölümüne kadar hep sıkıntı içinde yaşamış, bir kerecik yüzü gülmemiş bir adam cennete şöyle bir daldırılıp çıkarıldıktan sonra kendisine sorulacakmış. Ey insan, sen daha önce hiç sıkıntı gördün mü? Hiç çile çektin mi? Cenneti gören o kişi öncekilerin tümünü unutup diyecekmiş ki, hayır, ben daha önce hiçbir sıkıntı ve keder görmedim. Cennete bir kere daldırılıp çıkarıldı ya her şey bitmiş. Aynen bunun gibi dünyada hiç sıkıntı çekmemiş, bir eli yağ-da, bir eli balda yaşamış bir kâfir de cehenneme şöyle bir batırılıp çıkarılacak ve sorulacakmış. Sen hiç dünyada huzur yüzü gördün mü? Adam, hayır vallahi ya Rabbi. Ben dünyada hiç rahat yüzü gör-medim diyecekmiş. Ve amellerinden dolayı, yaşadıkları hayatlarından dolayı on-ların velileri Allah’tır. Yâni onlar dünyada Allah’ı kendilerine veli edin-mişler, Allah’ın velâyeti altına girmişler, Allah için bir hayat yaşamış-lar, Allah da onların karar mercileri olmuştur. Allah’ı veli kabul etmiş-ler, dolayısıyla birbirlerini, kendilerinden olanları veli kabul etmiş insanlardır. Kâfirlerin ve şeytanların velâyetini asla kabul etmemişler, onları kendileri adına karar mercii kabul etmemiş insanlardır. Yâni cenneti hak edecek ameller işlemiş kimselerdir onlar. Evet Rabbimiz âyetlerini işte böyle açık açık anlatıyor, ortaya koyuyor. Ama bu âyetler tefekkür edilip kavranmaya çalışılmazsa ne işe yarayacak da? Çok iyi tefekkür edenler ve onlarla hayatı düzenleme kavgası verenler anlarlar ancak bu âyetleri. Biz bunlarsız yapamayız, biz bunlarsız hukuk yapamayız, biz bunlarsız eğitimin temellerini bilemeyiz, biz bunlarsız hayatımızı düzenleyemeyiz, biz bunlarsız kulluk yapamayız, biz bunlarsız Rabbimizi razı edemeyiz, biz bunlarsız cennete gidemeyiz derdinde olanlar ancak bu âyetlerin kıymetini bilebilirler. Evet böyle yapanlar, böyle yaşayanlar için her türlü sıkıntıdan, her türlü borçtan dertten uzak selâmet yurdu olan cennetler vardır. Allah bu mü'minlerin velisidir. Onların hûrilerini, ğılmanlarını, şaraplarını, ırmaklarını, yiyeceklerini içeceklerini Allah verecektir. Bu da onların dünyadaki amellerinin karşılığıdır. Öyleyse ey Müslümanlar! Yirmi dört saate sığdırılabilecek amellerinize çok dikkat edin. İşte işledi-ğiniz, işleyeceğiniz bu amellerinize mukabildir bütün bunlar. Ama siz bilirsiniz. İsterseniz dünyada ebedî kalacakmış gibi plan program yapıp amelleri ikinci plana alın. İsterseniz Rabbinizin hayat programını terk edip kendi bildiğiniz gibi bir hayat yaşayın. İsterseniz kitap ve sünnetle diyaloglarınızı kesip şeytan vahiyleriyle meşgul olun. Ama bilesiniz ki bir gün gelecek ve yeryüzünde hayat bitecek. Bir gün gelecek herkes yaşadığı hayatın hesabını vermek üzere Rabbinin huzurunda toplanacak.