12."De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" De ki Allah’ındır!" O rahmet etmeyi kendi nefsine yaz-mıştır. Andolsun ki sizi vukuu şüphe götürmeyen kıyâmet gününde toplayacaktır. (Ama onlar) kendilerine yazık ettiler; Çünkü onlar inanmıyorlar." Bakın, bir “gul” emri daha geliyor. De ki ey peygamberim! Sizler de deyin ey Müslümanlar! Göklerde ve yerde olanlar kimindir? Göklerdeki ecram-ı semaviye, melekler, ay, güneş, yıldızlar, gezegenler, galaksiler ve bilmediğimiz daha nice varlıklar kimindir? Yerdekiler insanlar, hayvanlar, bitkiler, dağlar, taşlar ağaçlar evler villalar, köşkler, paralar, mallar, mülkler, altınlar, gümüşler kimindir? Tabi bu soruyu önce kendimize soracağız, sonra da karşımız-dakilere soracağız. Soracağız ama beklemeyeceğiz karşımızdakinin cevabını. Çünkü karşımızdaki yanılabilir, yanlış anlayabilir. Onun cevabını beklemeden biz kendimiz diyeceğiz ki Allah’ındır. Her şey Allah’ındır. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Eh madem bütün kâinat Allah’ınsa o zaman siz kiminsiniz? Bütün kâinat Onun mül-küyse, siz kimin mülküsünüz? Ya da tüm kâinat Onun emrine boyun bükmüşken, tüm varlıklar Ona teslim olmuşken siz kime teslim oluyorsunuz? Bütün varlıklar Allah’a kulluk ederken siz kime kulluk ediyorsunuz? Yegâne hakim olarak Allah’ı mı tanıyorsunuz? Yoksa göklerde Allah’ın hâkimiyetini kabul edip de yerde kabul etmeyen müşriklerden misiniz? Mekke müşrikleri böyleydi. Onlar göklerin hâkimiyetini Allah’a veriyorlardı, ama Onu yeryüzüne karıştırmamaya çalışıyorlardı. Onlar yerde Allah’ın yardımcıları olduğuna inanıyorlardı. Onlar yeryüzünde Allah’ın izni olmadıkça hiç kimsenin tasarruf hakkının olmadığını bir türlü kabule yanaşmıyorlardı. Hayatlarının bazı bölümlerine Allah’ı karıştırmayıp, bazı bölümlerinde Onu hakim kabul ediyorlardı. Onun için bunlara müşrik denmiştir. Peki ya günümüzde her türlü hâkimiyet haklarını Allah’tan alıp kendi ellerinde toplamaya çalışanlara ne demek lâzım? Yâni bunların adı nedir? Varın onu siz düşünün. Evet göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Herkes ve her şey ölecek ve sonunda miras Allah’a kalacaktır. Madem ki her şey fânî, her şey yok olacak öyleyse her şey Allah’ındır. Ve O Allah sizi gerçekleşmesinde en ufak bir şüphe olmayan bir günde hepinizi bir araya getirecektir. Geçmişteki peygamberleri yalanlayanlarla şimdi ki yalanlayan sizleri bir araya getirecektir. Rızası istikâmetinde hareket edenleri ve gazabı istikâmetinde burnunun doğrusuna gidenleri bir araya toplayacaktır Allah. "O Allah rahmet etmeyi nefsine yazmıştır." Allah rahmeti nefsine yazmıştır. Zira mülkün sahibi Odur. Bu konuda Onu kimse zorlayamaz. Kimse Onu minnet altında tutamaz. Mülkün sahibi olarak kendisi öyle dilemiş dünya ve âhirette mahlukâtına rahmet etmeyi kendisine yazmıştır. Rabbimizin dünya ve âhirette kullarına muamelesinin temeli işte bu rahmettir. Buhârî ve Müslim’de rivâyet edilen bir hadisi kutside: "Benim rahmetim gazabımı geçmiştir." Buyurulur. Allah kulları için rahmeti bol olandır. Kendisini inkâr edenleri bir anda yerin dibine batıracak güçte olduğu halde yine de bu insanlara rahmeti gereği mühlet tanıyor, dönüş imkânı veriyor. Hz Ömer Efendimiz anlatıyor. Rasulullah Efendimizin huzuruna bir kısım esirler getirildi. Bir de baktık ki esirler arasında bir kadın yana döne kaybolmuş çocuğunu arıyor. Bu kadını gösteren Allah’ın Resûlü şöyle buyurdu: "Şu kadını görüyor musunuz? Onun aradığı çocuğuna duyduğu şefkat ve merhametten çok daha fazlasıyla Allah size merhamet etmektedir. Çocuğunun kendisine dönmesine bu kadının sevinmesinden çok daha fazlasıyla sizin Rabbinize dönmenizden Allah sevinmektedir." Evet rahmet İslâm’ın ana umdesidir. Yaşadığımız bir tek saniye yoktur ki bizler Rabbimizin rahmeti altında olmayalım. Rabbi-mizin bizim adımıza rahmeti kendi üzerine yazdığını bildirmesi bile bir rahmet eseridir. Rabbimizin rahmeti önce insanın varlığında tecelli eder. İnsanın yoktan var edilişi, kendini bile bilmez bir varlık iken kendisine Allah bilgisinin ulaştırılması, kitap gönderilmesi ve halife yapılması, tövbe ettiği takdirde günahlarının affedilmesi, günahlarına misliyle ceza verilirken sevaplarına on misliyle bazen daha fazlasıyla mukabele edilmesi, günahlarının iyiliklerle silinmesi, rahmetiyle cennete konulması evet bunların hepsi rahmet eseridir. Ama sakın ha sakın Rabbinizin bu rahmeti ve merhameti sizi gevşekliğe sevk etmesin. Ümide kapılıp Rabbinize karşı vurdumduymaz bir duruma götürmesin. Çünkü O Allah sizi vukuu konusunda hiç şüphe olmayan bir günde, kıyâmet gününde huzurunda toplayacaktır. O sizin topunuzu bir gün huzurunda toplayacaktır. O günde asla şüphe yoktur. "Kendilerine yazık edenler inanmayanlardır." Evet iman etmeyenler, nefislerini ziyan edenler, kendilerini harcayanlar var ya. Sermayelerini kötüye kullanıp suiistimal edenler, iradelerini, akıllarını, istidat ve kabiliyetlerini suiistimal edenler var ya. Zamanlarını, imkânlarını, fırsatlarını kötüye kullananlar var ya. İşte bunlar kendilerini kaybetmişlerdir. Kendisini kaybeden bir insan bir şey kazanabilir mi? Bunlar sermayelerini kaybetmiş insanlardır. Sermayeyi kaybeden birinin kâr etmesi düşünülebilir mi? Fıtrî olarak Allah’ın kendilerine verdiği verici ve alıcı cihazları bozulmuş insanlardır bunlar. Hâsılı bozuk para gibi kendilerini harcamış insanlardır bunlar. Evet kaybedenler, zarara uğrayanlardır bu iman etmeyenler. Kendilerini İlâhî rahmetten uzaklaştıranlar ve böylece kendilerine yazık ederek vücutlarını cehenneme ipotekleyenler kaybetmişlerdir. Şurasını hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız ki kâr ya da zarar dünya hesabına göre yapılmaz. Kâr ve zarar âhiret hesabına göre yapılmalı, cennet ve cehennem hesabına göre yapılmalıdır. Öyleyse ey Müslümanlar! Ey insanlar! Kârınızı, zararınızı dünya hesabına göre yapmayın. Dünyada mal mülk sahibi olunca, dünyada filan ya da falan makama gelince kazandık zannetmeyin. Çok paraya sahip olunca kazandık zannetmeyin. Şunu kesinlikle bilin ki, kişi dünyada neye sahip olursa olsun, hangi mülke, hangi makama, hangi saltanata sahip olursa olsun iman etmemişse kesinlikle kaybetmiştir.