131.“Bu, haberleri yokken kasabalar halkını Allah'ın haksız yere yok etmeyeceğinden dolayıdır. „ Evet şirkleri sebebiyle, küfürleri sebebiyle Rabbin hiçbir beldeyi, hiçbir şehri, hiçbir kenti, hiçbir toplumu helâk edecek değildir. Allah hiçbir toplumu onlar gafilken zulmen helâk etmemiştir. Allah’ın yasasına yakırıdır bu. Rabbimizin böyle bir yasası var. Zulmetmez Allah kullarına. Habersiz helâk etmez. Gönderdiği elçilerle uyarmadıkça, kendi uyarılarıyla onları karşı karşıya getirmedikçe, onlar gafilken Rabbin hiçbir toplumu helâk edecek değildir. Allah zâlim değildir. Hiç kimseye zulmetmez Allah. Rabbimizin böyle bir yasası var. Kullarına peygamber göndermeden, onları kendi dininden, kendi isteklerinden, kendi hayat programından haberdar kılmadıkça onları cezalandırmaz Rabbimiz. Hattâ insanlar tercihleriyle cezayı hak etmiş olsalar bile, hemen cezalandırmaz. Boyun büksünler diye, kendilerine gelip pişman olsunlar diye yeniden uyarır, peş peşe uyarıcılar gönderir ve ar-tık onlar her şeye rağmen dinlemiyorlarsa o zaman da gereğini yapar elbette. Yâni onlar gaflet içindeyken, tevhidi tanımazken, şirkten ha-bersiz iken, tevhitle tanışmamışken, Allah’ın âyetlerinden, cennetten, cehennemden habersizlerken Rabbimiz onları helâk edecek değildir. Evet anlıyoruz ki uyarılmadan helâk yok. Tarihin her bir dö-neminde Allah’ın elçileri insanları uyardılar, toplumlarına Allah’ı ve Allah’ın âyetlerini anlattılar. Toplumları bildiler Allah’ın âyetlerini, bildiler tevhidi, şirki, bildiler cenneti ve cehennemi ve bir önceki âyetle söyleyecek olursak hiç itiraz etmeden kendi aleyhlerine de şâhitlikte bulunduklarını görüyoruz. Madem ki kendi aleyhlerinde şâhitlikte bulunuyorlar öyleyse uyarıldı bu insanlar. Öyleyse bu âyet bize şunu anlatıyor: Uyarılmadan insanlar helâki hak etmeyeceklerine göre, uyarının şart olduğuna göre ve bu-gün aramızda bu uyarı işini yapacak peygamber olmadığına göre, bu işi biz yapacağız. Bu görev şu anda bizim üzerimizdedir. Biz şu anda tüm yeryüzü insanlığına Allah’ın dinini, Allah’ın âyetlerini, tevhidi, şirki çok açık ve net bir biçimde ulaştırmak ve insanları cennet ve cehennemle uyarmak zorundayız. Uyarmalıyız ki kurtulanlar kurtulsun, helâk olmak isteyenler helâk olsunlar. Kâfirler, müşrikler, tâğutlar yaptıkları işlerle aslında Allah’a düşmanlık etmektedirler. Allah’la savaşa tutuşanlar asla iflah olmaz-lar. Bu yeryüzünde Allah’ın koyduğu yasadır. Müslümanlar bunu çok iyi bilmek zorundadırlar. Müslümanlar Allah düşmanlarını kendi güçleriyle, kendi imkânlarıyla, kendi planları ve kendi sayısal çoğunluk-larıyla değil Allah’la yeneceklerdir. O halde Müslümanlar Allah düşmanlarını, kendileriyle karşı karşıya değil Allah’la karşı karşıya getirmelidirler. Allah düşmanlarını, kendi güç ve kuvvetleriyle, kendi plan ve programlarıyla yenebileceklerine inanan Müslümanlar aslında far-kında olmadan materyalistçe bir güç anlayışının içine düşmektedir-ler. Oysa Allah düşmanlarının yaşama süresi Müslümanların güçlü yahut güçsüz, az yahut çok olmalarına bağlı değildir. Tarihin hiç bir devrinde Müslümanlar güçlü oldukları için kâfirlere galip gelmiş değillerdir. Önemli olan Müslümanların, Allah düşmanlarını açık ve net bir biçimde uyarıp Allah’la karşı karşıya getirmeleridir. Bunu yaptılar mı karşılarındaki kâfirler ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, Müslümanların durumları da ne olursa olsun, az ya da çok, güçlü ya da güçsüz ne olursa olsun, kâfirler mutlaka helâki hak edeceklerdir. Çünkü onları helâk edecek olan Allah’tır. Allah’ın yeryüzünde değişmez yasası olan bu sünnetullahı Müslümanların çok iyi bilmeleri gerekmektedir. Çünkü bu yasa günümüzde de, kıyâmete kadar da geçerli bir yasadır. Müslümanlar her şeyden önce Allah düşmanlarının karşısına, tâğutların karşısına ellerinde Allah’ın kitabı olduğu halde bir uyarıcı, bir haberci, bir korkutucu olarak çıkmak zorundadırlar. Onları kendileri ile, kendi plan ve programları ile değil Allah’la, Allah’ın azabıyla karşı karşıya getirmelidirler. Zira sünnetullah gereği onları Allah tehdit etmektedir. Allah’ın gücü yanında, Allah’ın tehdidi yanında Müslümanların güç ve tehditlerinin ne anlamı olacak? Bunu çok iyi bilen Allah elçileri karşılarındaki güçleri Allah’la, Allah’ın azabıyla tehdit etmişler ve onları Allah’la karşı karşıya getirmişlerdir. Açık açık elçiler tarafından uyarılan bu toplumlar da dinlemeyince sonunda azabı hak etmişlerdir. Şuarâ sûresinde bu husus şöyle anlatılır: “Hiçbir kasaba halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zâlim değiliz.” (Şuarâ 208,209) Evet helâk edilenler helâki hak etmeden önce mutlaka uyarıl-mışlardır. Uyarılmadan helâk yoktur. Uyarılanlar uyarılmalarına rağmen, Allah’ın âyetleriyle yüz yüze getirilmelerine rağmen yine de is-yanlarından, küfürlerinden, şirklerinden vazgeçmemişlerse o zaman sünnetullah gereği helâki hakketmişler ve Allah tarafından yerin dibine batırılmışlardır. İşte Ad, işte Semûd, işte Nuh kavmi, işte Lût kavmi, işte Firavunlar ve diğerleri. Bunların hiç birisinde Müslümanların azlığı ya da çokluğunun hiçbir rolünü görmüyoruz. Sadece Müslümanların vazifelerini yaptıklarını açık ve net bir biçimde onları Allah’ın âyetleriyle karşı karşıya getirip uyardıklarını ve Allah’ın düşmanlarını yok ettiğini görüyoruz. Evet, Rabbimizin bütün bu âyetlerinden anlıyoruz ki, onlar bu helâki dünya hayatına aldanmaları sonucu hak etmektedirler. Dünya hayatının onları aldatması. Şu içinde bulunduğumuz hayat. Dünya hayat, alçak hayat, denî hayat, yakın hayat. Neden aldanıyor insanlar bilmem ki? Nedir insanların bu kadar aldandıkları? Dünya neden bu kadar tatlı bilmiyorum ki. Ama bu dünyaya dalıp gidip, onu kucaklamaya çalışırken aldananlar, dünyada ebedî kalacağını zannederek, öylece plan program yaparak aldananlar, dünyayı cennetleştirmeye çalışarak aldananlar. Tarihte bunların çok enteresan örneklerini biliyorsunuz. Meselâ dünyaya kazık çakma sevdasına kapılan Semûd kavmi, muhkem binalar yapıyorlar, dağları yontup köşkler yapıyorlar. Neden? Çünkü zaten ölmeyecekler ya. Veya cenneti dünyada arama cinnetine kapılmış bir başka toplum. Ama bağlanmaya değmez ki. Bir arim seli yaptıkları barajlarını yıkıp yerle bir ediyor ve helâk olup gidiyorlar sonunda. Ama bilemiyorlar ki bunu. Yâni her bir peygamber dönemi toplumlarını hatırlayın, bu dünya hayata aldananlar helâk oluyor. Aldanmayanlarsa kurtuluyorlar. Ve böylece orada aleyhlerine şehadette bulunuyorlar, biz kâfir olduk, biz hakkı örttük, örtbas ettik, kendimiz şaşırdığımız gibi, bu şaşkınlığımızı başkalarına da empoze ettik diye itiraf edecekler ama, bu Allah’ın zulmederek, haksızlık yaparak bir ülke ahalisini helâk ettiği anlamına gelmemektedir. Evet Allah insanlar gafilken, kendilerine elçiler gelmeden onları yakalayıveren gafil avcısı değildir. Ya da insanları böyle denk ge-tirip yakalayan, işlerini bitiren değildir. Önce haber veriyor işte. Ey kullarım işte bu âyetler size ve sizden sonra herkese duyurulsun içindir. Bu görevi kendinize görev bilirseniz haydi duyurun insanlara bunu. Eğer duyanlar beni tek Rab ve İlah kabul ederse, benim lütfum ve ihsanım olarak onlara cennetim vardır, değilse helâki hak ederse o da kendi aleyhinedir, ben zulmetmem diyor. Yâni bugünden haber veriyor bize. Gelin bugünden uyanın, değilse helâke gidiyorsunuz, bakın duyduk duymadık demeyin, ben söylüyorum, anlayın öyleyse dercesine vahyiyle gerçekleri bize tekrar tekrar haber veriyor. Bakın Zuhruf sûresi Firavun ve toplumunun uyarılışını ve başarına gelenleri çok güzel anlatır: “ Böylece Bizi öfkelendirince onlardan öç aldık, hepsini suda boğduk.” (Zuhruf 55) Evet yıllarca uyarıldılar. Onlara çok çeşitli âyetler geldi. Her biri diğerinden etkili uyarılar kapılarını çaldı. Allah türlü türlü fırsatlar yarattı onlar için. Uzun süre dönüş imkânı lütfetti. Rabbimizin rahmeti çok geniştir. Hep rahmet kapıları açtı Rabbimiz onlara. Ama onlar kendilerine açılan tüm rahmet kapılarını kapattılar. Bu rahmetten isti-fade etmesini bilemediler. Allah’ın elçisinin uyarılarına aldırış edip adam olmadılar. İşte böyle, Allah uyarır, uyarır ama onlar yine de an-lamazlar da Allah’ı gazaplandırırlarsa Allah da onlardan öç alarak iş-lerini bitiriverir. Onları boğuverir. Hayatlarını boğuverir, programlarını boğuverir, gidişlerini boğuverir. Ama suda boğuverdi Allah onları. Aslında su da Rabbimizin rahmetlerinden birisidir. Rahmet olan su kendisine Allah’ın yüklediği yasa değişince böyle azap oluveriyor. Hayat için yaratılan su bir anda helâk sebebi oluveriyor. Allah onların tümünü suda boğdu da mü’-minlerin onların yerlerine yurtlarına vâris kıldı. Şimdi yeryüzünde Rabbimizin koyduğu bu yasadan habersiz olan bazı kardeşlerimiz şöyle diyorlar: Bu alçakların zulmü, bu Amerikanın bu Avrupa’nın zulümleri, bu yerli ve yabancı zâlimlerin zulümleri Firavunların, Lût kavminin, Âd’ın ve Semûd’un zulümlerini de geçti. Allah’la savaşa tutuştular, Allah’ın âyetlerini, Allah’ın sistemini reddettiler, yeryüzünde oluk oluk Müslüman kanı akıttılar. Acaba ne zaman yıkılacak bu zâlimler? Ne zaman helâk edecek Rabbimiz bu zâlimleri? Bunlar hâlâ helâki hak etmediler mi? Bugün pek çok Müslümanın aynı sözleri sayıkladıklarına şâhit oluyoruz. Halbuki unutuyor bu Müslümanlar, helâkten önce uyarılma şarttır. Bu kâfirler, bu zâlimler bilmedikleri, gafil oldukları, beklemedikleri bir âkıbetle değil kendilerine apaçık âyetlerle bildirilen bir âkıbetle karşı karşıya gelmelidirler. Biz onları bu âkıbetle uyarabildik mi ki onların helâklerini bekliyoruz? Onlar önce açık açık Allah’ın âyetleriyle karşı karşıya getirilecek kabul ettikleri zaman kurtuluşa erecekler ve reddettikleri zaman ancak helâki hak edecekler ve ancak o zaman helâkları gerçekleşecektir. Demek ki bütün mesele bugün bizim görevimizi yapmamıza bağlıdır. Değilse günümüz zâlimlerinin öncekilere bir üstünlüğü yoktur. Öncekiler helâk edildiler de bunlar edilmeyecek mi yâni? Ne ayrıcalıkları var bunların? Bizler Rabbimizin bizden istediğini yapabilecek bir noktaya geldiğimiz andan itibaren kesinlikle bilelim ki sünnetullah gereği bu kâfirler Rabbimizin helâk yasasının mahkumu olmaktan bir saniye bile kurtulamayacaklardır. “Ey Mekke putperestleri! Sizin inkârcılarınız bunlardan daha mı üstündür? Yoksa Kitaplarda size bir kurtuluş belgesi mi var? Ey Muhammed! Yoksa: “Biz öç alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar? Toplulukları dağıtılacak, yüz geri edeceklerdir.” (Kamer 43,44,45) Evet ne farkları var bunların öncekilerden? Tüm gavurlukları yapacaklar, içki, kumar, zina, zulüm tüm haramları meşrulaştıracak-lar, Allah’la Allah’ın sistemiyle alay edecekler, Müslümanlara zulmedecekler bütün bunlara rağmen yine de berat edip helâkten kurtulacaklar öyle mi? Biz güçlüyüz mü diyorlar yoksa? Öncekiler dağınıktı, öncekiler güçsüzdü Allah onlarla baş edebilmiş ama bizler şu anda birleştik, birleşmiş milletlerimizi kurduk, Natoyu kurduk artık Allah bizimle başedemez mi demek istiyorlar? Hayır hayır Allah onların to-punu bir anda helâk edecek güçtedir, ama yeryüzünde koyduğu yasa gereği bizim görev yapmamızı istiyor. Sünnetullah budur yeryüzünde.