136. “Kendi zanlarına göre, Bu Allah'ındır, bu da putlarımızındır diyerek, Allah'ın yarattığı hayvanlar ve ekinlerden pay ayırdılar. Putları için ayırdıkları Allah için ve-rilmez, ama Allah için ayırdıkları putlarına verilirdi; ne kötü hüküm veriyorlardı!” Gerek hayvanlardan gerekse ekinlerden, mahsullerden bir nasip ayırıp zanlarınca dediler ki bu Allah’ındır. Sonra aynı mallardan bir hisse daha ayırdılar ve yine kendi zanlarınca dediler ki bunlar da putlarımıza, putların arkasına saklanarak egemenliği ellerine geçirmiş olan egemen güçlerimize, toplumda iktidarı elinde bulunduranlara, ortaklarımıza, liderlerimize, idarecilerimize, otorite sahiplerimize aittir. Onlardan gelebilecek tahakkümü, zulmü önlemek için bunları da onlara ayırdık diyorlardı. Yâni nerden öğreniyorlar, nasıl öğreniyorlar gerçekten hayret ediyoruz. Ama İblis’ten öğreniyorlar, akıl hocalarından bilgileniyorlar ve birbirlerine öğretiyorlar bu işi. Mantığa bakın, düşünceye bakın ki, malları, ekinleri, tarlaları, hayvanları, davarları, sığırları tüm mal varlıklarını ve de hayatlarını ikiye bölüyorlar veyâ daha doğrusu üçe bö-lüyorlar, bir bölümü aslan payı olarak kendilerine ayırıyorlar, geri kalanının da bir bölümünü Allah’a, diğer bölümünü de putlarına, Allah’a ortak kabul ettikleri varlıklarına ayırıyorlar. Tanrısal özellik yükledikleri varlıklara pay veriyorlar. Niye? Zırvanın te’vili olmaz. Evet kendilerine ayırdıklarının dışındaki mallarını ikiye bölüyorlardı kendi zanlarınca ve diyorlardı ki şu Allah’ındır, şunlar da egemen güçlerindir. İşte şirkin temel felsefesi budur. Şirkin hayat programı budur. Demin de ifade ettiğim gibi müşriklerin, müşrik kafaların ikilem içinde bir hayatları vardır. Şirk kelimesinin ifade ettiği anlam da budur zaten. Şirkte ikilem vardır. Sürekli bir ikilem içinde yaşar müşrik. Hayatının bir bölümünde söz sahibi Allah’tır, öteki bölümlerinde de söz sahibi başka tanrıları vardır. Hayatının öteki bölümlerinde söz sahibi olan tanrılar isterse bir tane olsun, isterse birden çok olsun fark etmez. Allah’tan başka hayatlarında söz sahibi olan bu tanrılar bazen ekonomik tanrılardır, kimileri siyasal tanrılardır, kimileri bilimsel tanrılar, kimileri hukuk tanrısı, kimileri şifa tanrısı, kimileri oyun eğlence tanrısı, kimileri dua, tövbe ve sığınma tanrısı, kimileri kılık kıyafet tanrısı, kimileri moda ve âdetler tanrısı vs vs. Tüm şirk toplumlarında bu tanrıları yığınlarla görmek mümkündür. Allah’ın karıştırmadığı alanlarda bu tanrılar söz sahibidir müşrik toplumlarda. Çünkü hayat ikiye bölünmüştür. Allah’ın karıştığı bölüm, başka tanrıların söz sahibi olduğu bölüm. Zaman da ikiye bölünmüştür. Allah’a ayrılan zaman, başkalarına ayrılan zaman. İbadet gibi Allah’ın karıştığı zaman birimi, onun dışında başkalarına kulluk yapılan zaman dilimi. Tüm şirk toplumlarında görmek mümkündür bunu. Allah be-risinde hayata etkin olan bu tanrılar bazen canlıdır, bazen da cansız varlıklardır. Bazen canlıdır bu tanrılar insan gibi, insanlar gibi ve her biri hayatın belli birimlerini paylaşırlar. Sen şu bölümde tanrısın, şu bölüm sana aittir, ama şu bölüm de bana aittir gibi kendi aralarında yetkileri paylaşırlar ve kendi keyiflerince bir dünya oluştururlar, Allah kullarını kendilerine kul köle edinirler. İşte müşrikçe inanarak haya-tında bu ikilemi yaşamak zorunda olan insanların bir özelliğini anla-tıyor Rabbimiz. Allah’ın kendilerine lütfettiği mallarından, hayvanlarından, e-kinlerinden birer pay, birer hisse ayırıyorlar ve diyorlar ki şu hisse Al-lah’ındır, şu da şeriklerimizin, ortaklarımızın, egemenlerimizindir. Hal-buki tüm mallar Allah’ındı. Allah’ın malından Allah’a bir hisse ayırıyorlar, putların, hakimlerin, hükümdarların, idarecilerin onda zerre kadar hakları olmadığı halde onlara da bir hisse ayırıyorlardı. Allah’a ayrılanlar toplumun fakirlerine, muhtaçlarına harcanıyor, öteki tanrılara ayrılanlar da toplumun egemen güçlerine, idarecilere gidiyordu. Bu kendilerine hisse ayrılan tanrılar eğer canlı varlıklarsa, yâni insanlarsa bizzat kendileri alıyorlardı bunu, eğer bu tanrılar cansız putlarsa o zaman da bu putların arkasına saklanan uyanıklar alıyorlardı bunları. Ve böylece insanlardan emdikleri bu kanlarla güçlenip palazlananlar toplumda hakim konuma gelebiliyorlardı. Bir de bakın şöyle yapıyorlardı: Putlara ayrılan, krallara, idarecilere, egemen güçlere ayrılan, hakim zümreye ayrılan, loncaya, kliğe ayrılan, liderlere, sevilen kişilere ayrılanlar mutlaka verilmeliydi yerine, mutlaka ulaştırılmalıydı onlara. Ama Allah’a ayrılan mallarda her hangi bir telef, bir eksilme söz konusu olmuşsa ona verilmekten vazgeçilirdi. Bunu yaparken de ge-rekçeleri şuydu: Eh nasıl olsa Allah Ganîdir, Allah zengindir, Allah’ın ihtiyacı yoktur, vermesek de olur Ona diyorlardı. Ama berikilerin ihtiyaçları vardır. Onlar Allah kadar güçlü, Allah kadar zengin değildirler. Binaenaleyh onların hakkını kesemeyiz diyorlardı. Ne kadar da garip değil mi? Tam müşrik mantığı yâni. Peki madem ki Allah güçlüdür, Madem ki Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, madem ki onlar güçsüz-dür, madem ki onlar muhtaçtır, eh niye tapınıyorsunuz onlara? Niye onlara söz hakkı tanıyorsunuz hayatınızda? Niye uyguluyorsunuz onların yasalarını? Ve niye kulluk ediyorsunuz onlara? Neden Rab biliyorsunuz onları? Neden? Neden işlerinizi onlara havale ediyorsunuz? Neden hukuku Allah bilmiyormuş gibi onların kapısında hukuk dileniyorsunuz? Neden Allah yasaları dururken onlara yasa belirleme hakkı tanıyorsunuz? Neden velî ve hakim biliyorsunuz onları? Başka değil sadece şirk mantığı diyoruz buna. Evet nasıl olsa Allah’ın ihtiyacı yoktur ama bu beriki tanrılarımız fakirdir onlara vermek zorundayız diyorlardı. Bir de aslında an-lıyoruz ki bu adamlar Allah’tan korkmuyorlar ama öteki tanrılardan, idarecilerden, egemen güçlerden korkuyorlardı. Çünkü demin de ifa-de ettiğim gibi Allah’a ayrılanlar toplumda gariban fakir fukaraya harcanıyordu. Bunların haklarını vermedikleri zaman onlardan kendilerine gelebilecek bir tehlike yoktu, ama beriki egemen tanrılara, siyasal tanrılara vermedikleri zaman onlardan gelebilecek hapis gibi, başka cezalar gibi şeylerden korkuyorlardı ve onların haklarını derhal ödü-yorlardı. Tıpkı şu anda bu ülkenin müşrikleri gibi. Mallarından bir hisse Allah’a ayırıp bu zekâttır, bu Allah’ın hakkıdır diyen, sonra mallarından bir ikinci hisse daha ayırıp bu vergidir, bu egemen güçlerin hakkıdır diyen ve Allah’a ayırdıklarında bir eksilme olursa tâğutlara ayırdıklarından bu tarafa takviye yapmayan, ne yapalım az kazandık di-yen, ama tâğutlara ayırdıklarında bir eksilme olduğu zaman da Allah’a ayırdıklarından alıp o tarafa takviye yaparak onu mutlaka ödemeye çalışan kimseler gibi. Kendilerine o malları mülkleri veren Allah’tan korkmuyorlar adamlar ama öteki tanrılarından korktukları için onların haklarını hemen ödüyorlar. Evet Allah için ayrılan verilmese de olur ama öteki tanrılar ihmal edilmemeliydi. Önemli olan Allah’ın rızası değil öteki tanrıların rızasıydı. Allah’ı kızdırsalar da fark etmezdi, önemli olan öteki tanrıları kızdırmamalarıydı. Önemli olan bu tanrıların şişmesiydi. Önemli olan bu tanrıların bu tür kaynaklardan beslenerek güç ve kuvvetlerini, egemenliklerini sürdürmeleriydi. Öyle değil mi? Fakir ve güçsüz dü-şerek bu tanrıları yüzden gözden düşerse bu adamların hayatı nasıl olurdu? Önemli olan bu tanrıların göz dolduracak bir biçimde hayat-larını sürdürmeleriydi. Fakir fukara yaşamayıverse ne olacak? Zaten yaşamayı ne bilir de onlar? Efendilerinin yaşadıkları hayat da zaten onlar için değil miydi? Önemli olan efendilerin debdebeli ve şaşaalı bir hayat yaşamasıdır gerisinin hiç bir önemi yoktur kölelerin gözünde. Efendilerin büyümesi, şişmesi onlar için en büyük şereftir. Evet işte şirk, işte şirkin mantığı, işte müşrikler ve işte şirk di-ninin şekillendirdiği bir hayat. Bir de şunu söyleyelim burada: Şirk an-layışı, şirk mantığı müşrikin hayatında ilk önce ekonomik anlayışında kendisini gösterir. Yâni bir adamın müşrik mi, değil mi? Olduğunu an-lamak istiyorsanız onun mal anlayışına, ekonomik dünyasına bir bakmanız yeterli olacaktır. Şirk anlayışı önce kişinin mala bakışında te-zahür eder. Şirk anlayışı kişilerin hayatında öyle israf yolları açar ki kapanması bir ömür içine sığdırılamaz. Öteki tanrılarının kınamasın-dan korkusu sebebiyle yaya yürüyemediği için araba almak zorun-dadır. Çevre putunun kendisini yadırgayacağından korktuğu için ara-banın en pahalısına ve modellisine binmek zorundadır. Yamalı giye-mediği için hep yenisini almak zorundadır. Ayakkabısını tamir ettirmekten utandığı için hep yenisine yetişmek zorundadır. Modası geçti endişesiyle üç aylık elbisesini soymak ve yerine yenilerini almak zo-rundadır. Meslek icabı, mevki icabı şöyle bir evde oturmaktan haya ettiği için böyle bir villada oturmak zorundadır. Gelen misafirlerden korktuğu için evini şöyle şöyle tefriş etmek zorundadır. Evet Allah’tan başka tanrıların da varlığına inanan, hayatında onların da hatırını kazanabilmek için çırpınan bir müşrik bu tanrıları hatırına hayatında öyle olmadık gedikler açar ki bir ömür boyu çır-pınır durur da yine de bir türlü kapatamaz bu gedikleri. Bu put adına, bu spor adına, bu klik adına, bu parti adına, bu makam adına, bu sosyal hayat adına, bu şöhret adına, bu alkış adına, bu toplum a-dına, bu çevre adına, bu mevki adına diyecek ve harcadıkça harcayacak. Evet böyle topluma, çevreye, modaya, âdetlere, törelere de kulluk edilirse hayat böyle olur işte. Müşrikin hayatı böyledir. Şunu da memnun edebildim mi acaba? Şunun da gözüne girebildim mi acaba? Şunların sofrasında da ben konuşuluyor muyum acaba? diye bir ömür boyu çırpınır durur müşrik. Çünkü sadece Allah’ın kulu değildir o. Sadece Allah’a karşı sorumlu değildir. Onun sorumlu olduğu kulluk yaptığı başka tanrıları da vardır. Halbuki Müslümanın hayatında sadece hakim güç Allah’tır. Allah kendisinden razı olduktan sonra tüm dünya kınasa vız gelir onun için. Razı edeceği varlık tek olduğu için de çok rahattır Müslüman. Kalbi parça parça değildir onun. Çok efendiyi razı etmek için yorulmuş bir adam değildir o. Rabbi kendisinden razı mı tamam rahattır o. Evet Müslümanın kazanırken de harcarken de hayatında hakim güç sadece Allah’tır. Müşrikler mallarını parçalayıp onun bir bölümünde Allah’tan başka tanrıları söz sahibi kabul ettikleri gibi, bir de zamanı parçala yıp o konuda da ikilem yaşayan insanlardır. Görüyoruz işte adamlar zamanı da parçalıyorlar. Allah’ın kendilerine lütfettiği yirmi dört saatin sadece iki saatini Allah’a verdiler, iki saatini Allah’a ayırdılar bu Allah’a yeter dedeliler ve geriye kalan yirmi iki saatini kendilerine ayırdılar bu bize ait dediler. Mekân konusunda da aynı ayırımı yapıyorlar müşrikler. Şuralara şuralara Allah karışır, ama şuralarda şuralarda filanların hükmü geçerlidir diyorlar. Tamam mescitlerde Allah söz sa-hibidir ama onun dışında kalan yerlerde bizim söz sahibi başka tanrılarımız vardır diyorlar. Bu kadarı Allah’a yeter diyorlar. Allah öyle hayatımızın her bölümüne karışmamalı diyorlar. Yüzde on, yüzde yirmi Allah’a yeter diyorlar ama geri kalan yüz de seksen doksanını kendi keyiflerine, kendi putlarına ayırıyorlar. Âyeti bir de şöyle anlamaya çalışıyoruz: Ayırsınlar bakalım, kendilerince taksim etsinler. Ama bilsinler böyle bir mantıkla Allah’a ayırdıkları asla Allah’a gitmez, Allah asla böyle bir ayırımı kabul et-mez. Put yanında düşünülen, putla birlik düşünülen, ortaklı düşünülen bir Allah hakkı Allah tarafından asla kabul görmez. Öyleyse putlarına ayırdıkları elbette putlarına gider, ama böyle şirk içinde bir ayırımı Allah kesinlikle kabul etmeyecektir. Yarın putları, kendileri, ayırdıkları, verdikleri hepsi birden cehennemde birbirlerine lânetleşecekler. Bu hainle onu bekliyorlar. Evet, Allah’la birlikte O’nun yanında başkalarını da ilahlık makamında gören bu insanlar, Allah’ın kendilerine lütfettiği o malları konusunda bir pay ayırıyorlar ve diyorlar ki; ya Rabbi bu senindir. Bu senin hakkındır, ama şunlar da bizim tanrılarındır. Bizim hayatımızı düzenleyecek, bizi bize bırakacak, bizim kendileriyle ilişkilerimizi ayarlayacak sana ortak bildiğimiz, yasalarını uyguladığımız, kulu kölesi olduğumuz öteki tanrılarımızındır. O ortaklarına ayırdıkları asla Al-lah’a ulaşmaz. Ama bu Allah’ındır dedikleri onların putlarına, ilahlarına varır ulaşır. Allah diyor ki: Ne kadar da kötü hükmediyorlar? Ne kadar çirkin ve âdî bir iş yapıyorlar? Hiç düşünmüyorlar mı bu adamlar? Hiç akılları yok mu bunların? Bu kendilerinin sahip oldukları ekinlerde ve hayvanlarda, bu mallarında Allah’tan başka kimlerin hakkı olabilir? Bunları kim verdi onlara? Mallarını peşkeş çekmeye çalıştıkları bu yeryüzü tanrılarının, bu tanrı taslaklarının ne hakları olabilecek de bu mallarında? Dünyada tanrılığa soyunmuş bu âciz tanrı taslaklarının, bu âciz tanrıçaların tamamı toplansalar acaba o hayvanlardan bir tanesini yaratabilecekler mi? Bırakın bir hayvan veya canlı yaratmayı o hayvanların beslenebilmesi için gökten bir damla yağmur yağdırabilecekler mi bu tanrı taslakları? Bir tek buğday tanesi bitirebilecekler mi onlar yeryüzünde? Hiç düşünmüyorlar mı bu insanlar? Ne hakla veriyorlar mallarını onlara? Hangi hakla mallarında söz sahibi kabul ediyorlar bu adamları? Hayır hayır, ekinlerin de, hayvanların da, o hayvanların sahip-lerinin de sahibi Allah’tır. Hayatın sahibi Allah’tır. Göklerin ve yerlerin sahibi Allah’tır. Gecenin sahibi, gündüzün sahibi Allah’tır. Mallarımız da mülklerimiz de hayatımız da Allah’ındır. Bizler şu anda birer emânetçiyiz. Ve emânetin sahibi de Hayy’dir, hayattadır. Emanetin sahibi olan Rabbimiz bütün bu verdiklerini nerede ve nasıl harcamamızı, nerede ve nasıl kullanmamızı istiyorsa oralarda harcamak ve kullanmak zorundayız. Mallarımız emânettir, evlâtlarımız emânettir, bedenlerimiz emânettir, akıl emânettir, bilgi emânettir, zaman emânettir her şey emânettir ve emânetin sahibi de hayattadır. Tüm bu verdiklerini nerede ve nasıl kullanacağımızı O’na sormak zorundayız. Ama müşrikler Allah’a sormayarak kendilerini bu konuda yetkili görmüşler ve bu şekilde rezil bir hayatın adamı olmuşlar Allah korusun. Bu âyet bana şunları anlattı: Kimi arkadaşlarla görüşüyorum, beni sevdiklerini söylüyorlar, anlattığım Kur’an’a şiddetle ihtiyaçlarının olduğunu, birlikte ders yapmamız gerektiğini söylüyorlar. Tamam di-yorum, haftada bir akşam buluşup okuyalım, birlikte anlamaya çalışalım. Bir iki hafta çok dikkatli dinliyorlar. Üçüncü hafta soruyorum, bu hafta neredeyiz, kimin evindeyiz diye, adam başlıyor bin bir mazeretler beyan etmeye. Efendim, arkadaşlardan birisi yola gitmiş, ötekisinin misafiri gelmiş, kendisi de hemen evden bir arkadaşına gitmek üzereymiş de işte bu hafta dersi iptal etsek. Zaten haftada bir saatlik Kur’an’la bir beraberlik, onu da daha sonraki haftaya kaydırma teklifinde bulunuyorlar. Bazen içime bir kurt düşüyor, acaba on beş günde bile Allah’a zaman ayıramayacak kadar meşgul olan bu insanlar bu geceleri ne yapıyorlar diye birinin evine gidiyorum. Bakıyorum ki adam televizyonun başına oturmuş, elinde neskahvesi hazır, duman gölgesi altında, lâhûti bir manzarada kendi dünyasına dalmış. Meğer haftanın bir saatini bile Allah’a ayıramayan beyefendi bunlara zaman ayırıyormuş. Yıkılıyorum. Soruyorum, hani sen bu geceni Allah’a ayırmıştın? Dünkü gecen, evvelki günkü gecen zaten bu ekranındı, ne oluyor demeden kendimi alamıyorum. Ne dersiniz? Yâni Allah’a ayırdıklarımız da mı bazen putlara gidiyor? Ekran putu, ya da başka putlar. Allah’a ayıracağımız zamanları da başkaları mı çalıyor ne? Akrabalar, arkadaşlar, bacanaklar, enişteler, dayılar mı çalıyor? Öyle değil de hiç olmazsa haftanın bazı günlerini Allah’a ayırsanız, erken yatıp sahurda, seherde kalkıp bu gece Allah’a gidece-ğim deseniz. Seheri değerlendirseniz, Rabbinizle, O’nun kitabıyla da-ha bir yakın olsanız, hattâ gündüzünü de oruç tutsanız. Tabi bu, anneler günü, babalar günü gibi Allah günü, peygamber günü anlamına gelmemelidir. Çok iyi bilelim ki Allah’a ayrılanlar eğer bu mantıkla ay-rılmışsa asla Allah’a ulaşmaz. Ya Rabbi, bak ben sana günümün şu kadarını ayırıyorum, ama geri kalanları da artık sen idare et, onlara müdahale etme, onlar da bizim olsun yani, göksümüzü gere gere ge-ri kalanı da kendimiz harcayalım demeye kimsenin hakkı yoktur. Çünkü zamanı veren, imkânı veren, hayatı veren, ekini veren, ürünü veren Allah olunca, elbette kine ne kadarını vereceğimiz O belirleyecektir. Meselâ bize kulağı veren Allah’sa, ya Rabbi günde bir saat onu sana veriyorum, geri kalanında de sen bana müdahale etmesen de rahat yaşasak demeye kimsenin hakkı yoktur. Peki bu müşriklerin bozukluğu sadece malları konusunda mı-dır? Başka bozuklukları yok mu bunların? Evet her şeyleri bozuktur bu adamların. Bakın: ²