137. “Böylece, putlara hizmet edenler, puta tapanların çoğunu helâke sürüklemek, dinlerini karma karışık etmek için çocuklarını öldürmelerini onlara iyi göstermişlerdir. Allah dileseydi bunu yapamazlardı. Ey Muhammed! Sen onları ve iftiralarını bir tarafa bırak.” İşte böylece müşriklere onların Allah berisinde söz sahibi kabul ettikleri ve hayatlarında hâkimiyet hakkı verdikleri tanrıları, ilâhları, ilâheleri çocuklarını öldürmelerini de güzel gösterdiler. İlâhları onlara öz evlâtlarını öldürmelerini süslü ve mantıklı gösterdiler de onlar da öz evlâtlarını öldürmeye başladılar. Şeytanlar, tâğutlar, egemen güçler bu zavallı kullarının dinlerini ve hayatlarını bozmak için çocuklarını öldürmelerini öğütlediler de bu zavallılar da bu tanrılarının telkinleriyle çocuklarını öldürmeye koyuldular. Zavallı insanlar Rablerinin âyetlerini terk ettiler, Rablerinin hayat programını reddettiler de kendilerini helâk etmek isteyen şeytanî güçlere teslim oldular. Onlar da istedikleri gibi kullandılar onları. Mallarını aldılar, yetmedi evlâtlarına da göz diktiler. Müşrik toplumlarda müşrik kafaların hayatlarını kendilerine sorup yaşadıkları şeytanî güçlerin bir başka oyununu görüyoruz burada. Çocuklarını öldürmeyi süslü göstermek. Yâni onları helâke ve inançlarında şaşkınlığa sevk ettiler. Peki bu nasıl bir şeydir? Yâni insanların kendi öz evlâtlarını öldürmenin güzel gösterilmesini nasıl anlayacağız? Nasıl olur da hem çocuk öldürülür, hem de güzel olur bu iş? Eğer adam baştan şartlanırsa güzel olur. Hani öyle derler; kedi yavrusunu yemek istediği zaman, şöyle gözlerini kapatır, onu güvercin yavrusu gibi tasavvur eder, kendini buna şartlandırır, gözünü açarken bir hamlede saldırır, parçalar ve yermiş. Değilse hiç kendi yavrusunu yiyebilir mi? Peki anneler, babalar çocuklarını yerlerken, kumlara gömerlerken, toplum bataklıklarına gömerlerken, materyalist eğitim çukurlarına gömerlerken başka bir şeye şartlanmadıklarını kim iddia edebilir? İşte müşriklere Allah’ın or-tağıdır diye kulu kölesi oldukları varlıklar çocuklarını öldürmeyi süslü ve güzel göstermişlerdir de böyle zevkle öldürüyorlar. Acaba çocukları zevkle öldürmek, bıçağı almak, tabancayı al-mak veya başka bir öldürücüyü alıp öldürmek midir? Veya ipe bağla-yıp denize atmak mıdır? Veya bir başka öldürme yöntemi midir? Bakıyoruz kitabımıza, işte bu sûrenin önceki âyetlerinde Rabbimiz ölü ve diri konusunda farklı kavramlar öğretti bize. Kur’an’la beraber olan, vahyi tanıyan, vahiyle yürüyen, vahiyle hareket eden kişi diri, onunla beraberliğini yitirenler de ölüydü. Öyleyse ne dersiniz, çocuklarını kitapsız ve peygambersiz bırakanlar onları öldürmemişler mi? Bunu gayet rahat, neşeyle yapmı-yorlar mı bu insanlar? Belki ben çocuğumu kendi ellerimle öldürüyorum diyenleri göremezsiniz bugün. Ama meselâ bir anne ve baba canı ciğeri bildiği kızını evleneceği kocaya elleriyle götürüp teslim ediyorlar değil mi? Neden? Çünkü bu bir inanç işidir, öylece yapılmasına inanmışlardır. Onun mantığını kavrayınca çok rahat evlerinden çıkarıyorlar. İşte bu müşrikler de kendi kendilerine bir mantık geliştiriyorlar, diyorlar ki bu çocuk ölmeli, öldürülmeli, bu çocuk ortadan kaldırılmalı, bu çocuk benim soframa oturmamalı, bunu kabulleniyorlar. Evet müşrik insanların tanrıları olan bu şeytanî güçler, bu ta-ğutlar, Allah berisinde topluma egemen olan bu tanrı taslakları kullarının dünyada sıfırı tüketmeleri için, dünyada acı bir hayat yaşamaları için, kendi kendilerini yiyip bitirip mahvetmeleri için, öbür tarafta da cehenneme yuvarlanmaları için onlara kendi öz evlâtlarını bile öldürmelerini tavsiye ediyorlar. Ne kadar acı değil mi? İnsanlar Allah’ı bırakacaklar, Allah’ın sistemini bırakacaklar, sonra Allah berisinde birilerini tanrı kabul edecekler, onların kanunlarını uygulamaya çalışacaklar, onlara kul köle olacaklar ve sonra da bu tanrı taslakları velâyetlerini ellerine aldıkları bu kullarının mallarını, mülklerini ellerinden alacak, çoluk çocuklarına göz dikecekler ve diyecekler ki: Ey benim gönüllü kullarım! Ey gerçek Rablerini terk ettikleri için benim kucağıma düşmek zorunda kalan akıllı kullarım! Ben sizleri düşünürüm! Siz beni dinleyin gerisine karışmayın! Sizin fazla mala, mülke ihtiyacınız yoktur! Sizin fazla çocuğa da ihtiyacınız yoktur! Sa-kın ha fazla çocuk sahibi olarak bana vermeniz gerekenleri, bana ye-dirmeniz gerekenleri onlara yedirmeye kalkışmayasınız! Sizler akıllı insanlarsınız! Akıllı oluşunuz Rabbinizi terk etmenizden bellidir. Böyle akıllı, kültürlü, aydın insanlar olarak sizler her şeyden önce beni düşünmek, bizi hesap etmek zorundasınız. Onun için de çok fazla çocuk yapmamalısınız. Bazen ana rahminde onları henüz dünyaya ge-tirmeden öldürmelisiniz. Bazen ana rahmine düştüğü andan itibaren öldürmelisiniz. Bazen de dünyaya geldikten sonra defterlerini dürmelisiniz onların. Hem sizler merak etmeyin, ben bunların tümünü sizin için düşünüveriyorum. Öldürme usullerinin tümünü sizin ayağınıza kadar getiririm ben, siz hiç merak etmeyin. Bu benim işimdir. Aksi takdirde sizler çok çocuk sahibi olduğunuz zaman benim hayatım daralacak. Şey yanlış söyledim yâni o zaman sizin hayatınız daralacak. O çocuklara harcadığınız zaman bana harcamanız azalacak. Yo yine yanlış söyledim, kendinize harcamanız kısılacak demek istedim diyerek tanrılar emir veriyorlar kullarına ve zavallı kullar da onların telkinlerine boyun bükerek çocuklarını öldürüyorlar. Halbuki hepsi yalan. Hepsi yutturmaca. Eğer bu sahte tanrılar, bu egemen güçler, toplumun ka-nını emmeye çalışan bu bir avuç tâğutî ve şeytanî güçler bu ülkenin ekonomisini bozmasalar vallahi de, billahi de bu ülke şu andaki nüfusunun üç misli nüfusu bile besleyecek imkânlara sahiptir. Yalan söy-lüyor hainler. Yalan söylüyor insanlık katilleri. Çünkü rızkı ayarlayanlar, rızkı taksim edenler, rızkı yaratanlar onlar değil Allah’tır. Allah yarattıklarını asla ihmal etmez. Yeryüzünde ne kadar insan varsa ona göre rızık yaratan Allah’tır. Yeryüzünde Al-lahlığa soyunan bu doymazlar yalan söylüyorlar. Ne kadar insan az olursa o kadar çok şişebileceklerine inanıyor bu zâlimler. Tamam bunlar zâlim, ya bunlara kulluk edenlere ne demek lâzım? Onlar da en az bunlar kadar zâlim değiller mi? Evet şirk onlara da, bunlara da bunu yaptırıyordu. Ya doğmadan önce ana rahminde, ya daha evvel kontrol haplarıyla, ya doğduktan sonra namus korkusu ve ar duygusuyla, damada teslim acısıyla ya da ekonomik sebepler yüzünden çocuklarını öldürüyorlar, ya da doğduktan sonra onları dinsiz bırakarak, eğitimsiz bırakarak, materyalist bir eğitim sistemine terk ederek onları öldürüyorlar. Müşriki buna iten bir başka temel felsefe de bencillik duygu-sudur. Hayatını yaşama, hayatını bir başkasıyla paylaşmama mantığıdır. Batıdaki kâfirler buna inandıkları için orada ayrıca devlet baskısına gerek kalmamıştır. Ama halkı Müslüman olan ülkelerde bu iş devlet baskısıyla gerçekleştirilmektedir. Peki dertleri ne bu adamların? Birinci dertlerini söyledim, kendi karınlarını şişirmek ve insanları daha çok sömürmek istiyorlar. İkinci dertlerine gelince, o da aman İsmail oğulları çoğalıp da bize kafa tutacak duruma gelmesinler. Köleler palazlanıp da bize isyan edecek konuma gelmesinler diye efendilerimiz tedbirler düşünüyorlar. Kölelere efendileri bunları empoze ediyorlar. Demek ki insanlar vahyi tanımazlar, Allah’tan başkalarını da dinlerler, Allah’tan başkalarına da kul köle olurlarsa, işlerini onlara havale ederlerse; onlar da onların işlerini bozarlar, dinlerini karmaka-rışık hale getirirler. Böylece işte bu tür İslâm dışı anlayışları onlara güzel göstermeye devam ederler. Eğer bizler hayatımızı düzenleme konusunda yalnız Allah’ı dinler, yalnız vahye kulak verirsek, bize Allah ve Resulünün dediklerini aktaranlara kulak verirsek, yalnız vahiy gözlüğüyle hadiselere bak-maya çalışırsak o zaman dinimizi kurtarma imkânını elde edebiliriz. Değilse vahyi tanımayan insan şeytanı da tanıyamaz. Şeytanın oyunlarını da, tâğutların oyunlarını da tanıyamaz. Eğer şu anda bizler vahyi bir kenara bırakır da başkalarını dinlemeye çalışır, başkalarının sözlerini vahiy yerine koyarsak o zaman Allah korusunun dinimizi karmakarışık hale getirir, yolumuzu kaybederiz. Zaten âyet-i kerimede Rabbimiz, o başkalarının insanların dinlerini karmakarışık hale getirmek istediklerini anlatıyor. Bu şeytanlar, bu şeytanî güçler, bu tâğutlar, bu tanrı taslakları insanların dinlerini bozmaya, Allah dinini karıştırmaya ve sonunda Allah vahyi yerine kendi vahiylerini yerleştirmeye o kadar taliptirler ki bu uğurda yapamayacakları, fedâ edemeyecekleri bir şey yoktur. Çünkü toplumu bitirmek ve kendileri egemen olarak kalmak istemektedir bu hainler. Zaten kendi öz evlâtlarını öldüren bir toplumun geleceği bitmiş demektir. Kendinden başkalarını düşünemeyecek kadar canavarlaşmış bir toplumun sonu yıkımdan başka bir şey değildir. Yeryüzünde kendilerinin dışındaki tüm toplumları yok etmek isteyen zâlim güçler o toplumların karşısına resmi bir din çıkarırlar. Allah diniyle ilgisi olmayan resmi bir din. Yürürlükteki resmi ideolojiyle, resmi sistemle çatışmayan ve hayata asla karışmayan bir din. Müslümanlar eğer bu resmi ideolojinin kendilerine dayattığı dine göre değil de Allah dinine göre hareket etmeyi becerebilirler, dinlerini vahiyden almaya çalışırlarsa ancak o zaman kurtulabileceklerdir. Bunun başka hiçbir yolu ve çaresi de yoktur. Bu yeryüzü tanrılarından, bu tanrı taslaklarından korkmaya da gerek yoktur. Bakın âyetin sonunda Rabbimiz buyurur ki: Ama bu hainlerin insanlara çocuklarını öldürmeyi süslü göstermeleri sakın onların güçlü oldukları zehabına götürmesin sizi. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar, ne dümen çevirirlerse çevirsinler. Bilesin ki onlar gerçek güç ve kuvvet sahibi değillerdir. Gerçek güç ve kuvvet sahibi Allah’tır. Eğer Allah dileseydi onlar bu numaraların hiç birisini yapamazlardı. Eğer onlar şu anda bir şeyler yapabiliyorlarsa Allah müsaade ettiği için bunu yapabiliyorlar. Allah izin vermeseydi ne onlar Rablik iddiasında bulunabilirler ne de berikiler onların kulu kölesi olabilirlerdi. Allah dilemeseydi ne onlar insanların dinlerini karıştırabilirler, ne de berikiler onların bozuk dinlerine tâbi olabilirlerdi. Allah dileseydi bunların hiç birisi yanlışa gitmezlerdi. Ama Allah onların yollarını açıvermiş sapsınlar, sapıtsınlar ve sonunda cehennemi boylasınlar diye. Öyleyse bırakıver onları ey peygamberim. Salıver onları bildikleri gibi yaşasınlar kendi sapıklıkları içinde. Kendi dinleriyle, kendi şirkleriyle, kendi yollarıyla, kendi tanrılarıyla ve iftiralarıyla baş başa bırakıver onları. Sen yalnız Allah’ı dinle. Sen sadece Rabbinin vahyine kulak ver, O’na dayan, O’na güven, O’na sarıl ve yoluna devam et. Nasıl olsa bir gün Allah’ın huzuruna gelecekler ve hesap verecekler o hainler. Müşriklerin yanlışlarından birisi daha gündeme geliyor bundan sonraki âyet-i kerimede: