138. "Bu hayvanlar ve ekinleri dilediğimizden başka-sının yemesi yasaktır; bir kısım hayvanların sırtlarına yük vurmak da haramdır" iddiasında bulunarak ve bir kısım hayvanları keserken de Allah'ın adını anmamak sûretiyle O’ na iftira ederler. Allah, yaptıkları iftiralara karşı onları cezalandıracaktır.” . Burada da bir başka şirk mantığını anlatıyor Rabbimiz. Aslında şirk sistemlerinin hiç birisinin mantığı yoktur. Vahye dayanmadıklarından yaptıkları her şey saçma, her şey tutarsızdır. Önceki âyetlerde hayvanlar konusundaki tutarsızlıklarını, saçmalıklarını görmüştük, burada da yeme içme konusunda, yiyecek ve içecekler konusundaki tutarsızlıklarını görüyoruz. Diyorlar ki şu hayvanları ve şu ekinleri bizim dilediğimizden başkalarının yemesi yasaktır. Şu hayvanlara ve ekinlere yaklaşmak yasaktır. Bunlara dokunmak, bunları kullanmak, binmek, dokunmak, yaklaşmak, yemek, içmek yasaktır. Kendilerince, kendi zanlarınca, kendi ümniyelerince diyorlardı ki, bunları bizim dilediklerimizin dışın-da hiç kimse yiyemez. Şu hayvanların sırtları, onların sırtlarındakiler haram kılındı. Şu hayvanların üzerine de onların kesimi esnasında Allah’ın adı anılamaz. Onlar kesilirken besmele çekilemez diyerek Al-lah’a iftira ediyorlardı. Besmelesiz adamlar. Tanrı da böyle ister di-yerek kendi anlayışlarını kutsamaya çalışıyorlar. Hiçbir delilleri de yoktur bu konuda. Yâni İbrahim aleyhisselâm böyle dedi diye filan değil. Buhâri’de gördük, Müslim’de okuduk filan diye değil. Kendi zanlarınca, kendilerince öyledir de onun için. Demek ki bunu yaparlarken dayandıkları ne? Sebep ne? De-dim ya şirkin mantığı olmaz. Belki de şu anda yeryüzünde hayvan kesimini hoş görmeyen adlarına Vegetarian mı ne deniyor et yemez-lerin yaptığı da bu mantıksızlıktır işte. Günümüzde yok mu bunlar? Bir düşünün hayatınızdaki dokunulmazları. Bunlara dokunmayın! Bunlara kimse karışamaz! Bu konulara tanrı bile karışamaz! Bunlara Allah bile müdahale edemez! Allah bile bu yasakları değiştiremez, kaldıramaz dercesine hayata yerleştirilen nice dokunulmaz vardır değil mi? Hâşâ âyet de getirseniz, hadis de okusanız bu konu böyledir denen nice hürmetler, nice tabular var bugün. Yeme-içme konularında, giyim-kuşam konularında, dâvet-ziyafet konularında, sosyal ve siyasal ilişkiler konusunda nice dokunulmaz tabular var. Bunlara Allah karışamaz! Bunların kurallarını biz kendimiz koyarız! Diyerek hayatın kurallarını koymaya tek yetkili Allah’ı diskalifiye ederek koyduğumuz kurallar. İftiradır bunlar Allah’a. Allah böyle bir şey demediği halde Al-lah adına koydukları bu kuralları Allah’a onaylattırmaya çalışıyorlardı. Allah da böyle ister, Allah da bundan yanadır diyerek iftira ediyorlardı Allah’a. Tıpkı kendi kafalarından bir din, bir sitem belirleyip adına da demokrasi deyip, kendi tanrılarını kendileri seçip, seçtikleri tanrılarını istedikleri biçimde etkileyip kendi kendilerine tapınıp da Allah da bundan yanadır, Allah da böyle bir sistem önermektedir diyerek Allah’a iftira etmeye çalışanlar gibi. Allah da laiklikten yanadır, Allah da fâizden yanadır diyerek kendi yalanlarını Allah’a onaylattırmaya çalışanlar gibi. Diyorlar ki şu hayvanların sırtları haramdır. Yâni onların sırt-larına binmek, sırtlarına yük vurmak ve bu şekilde onları kullanmak yasaktır. Bu hayvanlar bu işlerde kullanılmayacak ve yeryüzünde serbest dolaşacaklardır diyorlardı. Mâide’de Rabbimiz bunu biraz daha açık anlatır. Peki niye yapıyorlardı bunu? Neden bu tür kurallar koyuyor-lardı? Allah diyor ki iftira en aleyh. Allah’a iftira etmek için yapıyorlardı bunu. Müşriklerin hayatında bu tür şeyler sayılamayacak kadar çoktur. Kendilerince yasa korlar, kendilerince haram belirlerler, kendilerince yasaklar koyarlar, kendilerince iyi kötü belirlerler. Halbuki sûrenin önceki bölümlerinde söylemişti Rabbimiz, insanların böyle bir hakları yoktur. İnsanların haram helâl belirleme, iyi kötü belirleme yetkileri kesinlikle yoktur. Bu hak ve yetki sadece Allah’a aittir. Bu ye-nir, bu yenmez. Bu içilir, bu içilmez. Bu haram, bu helâl. Bu iyi, bu kötü. Bu giyilir, bu giyilmez. Bu kullanılır, bu kullanılmaz deme hakkı sadece Allah’a aittir. Çünkü göklerin ve yerlerin yaratıcısı O’dur. Göktekiler ve yerdekilerin tümünün sahibi ve Mâliki Odur. Mâlik oysa; mülkü üzerinde söz söyleme ve karar verme yetkisi de sadece O’na aittir. Kim ki Allah’ın mülkü üzerinde Allah demediği halde bu haramdır, bu helâldir diyerek hüküm vermeye kalkışırsa o Allah’a iftira ediyor demektir. İftirasının cezasını da cehennemde Rabbimiz verecektir ona. Kendi varlıkları, kendi yaratılışları üzerinde bile yetkileri, egemenlik hakları olmayan bu insanlar nasıl oluyor da birbirlerine egemenlik iddiasında bulunarak Allah demediği halde haram helâl sınırları belirlemeye kalkışıyorlar? Bunu anlamak gerçekten mümkün değildir. Be Kur’an’da, ben Bakara’da, ben Nisâ’da, ben Kurtubî’de, ben Taberî’de böyle bir rivayet gördüm de ondan dolayı demiyorlar, öyle uygun görüyorlar. Akıllarına estiği gibi haram helâl yasaları be-lirliyorlar. Onlar diyecek haram, onlar diyecek helâl, onlar isteyecek yiyecekler, onlar isteyecek yemeyecekler. Onlar şöyle giyinin diyecekler öyle giyinecekler, böyle soyunun diyecekler soyunacaklar. Bugüne taşıyın bunu. Var mı bizde de öyle durumlar? Var mı bizde de böyle kendilerine dokunulmazlık izafe edilenler? Bunu Allah bile değiştiremez dercesine kesin âyetlere ve hadislere rağmen bu böyledir denenler. Yeme içmeden giyim kuşama, sosyal ilişkilerden eğitime, düğünden derneğe, dâvetten ziyafete kadar Allah’ı karıştırmamaya çalıştığımız nice alanlar, biz biliriz, kuralını biz koyarız dediğimiz nice hayat birimleri var değil mi? Ve yine dediler ki: