En'âm Suresine Dön

En'âmالأنعام

142. Ayet

142En'âm Suresi

وَمِنَ الْاَنْعَامِ حَمُولَةً وَفَرْشًاۜ كُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌۙ

Hayvanlardan yük taşıyan ve (yününden) döşek yapılanları da (yaratan O’dur). Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden yiyin ve şeytanın adımlarına uymayın. (Çünkü) o, sizin apaçık düşmanınızdır.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

142. “Hayvanları da yük ve kesim için yaratan Allah'tır. Allah'ın size verdiği rızıktan yiyin, şeytana ayak uydurmayın, o size apaçık bir düşmandır. ” Evet at gibi, deve gibi, merkep gibi kimilerini yük taşımak için, koyun gibi, keçi gibi, inek gibi, tavuk gibi kimilerini de etinden, sütünden, yününden istifade edesiniz diye sizin için yaratan, sizin emrinize âmâde kılan Allah’tır. En’âm, hayvanlar. Neydi en’âm? Hani bu sûreden bir sûre sonra biraz daha tafsilatlı gelecek, sekiz çift varlıktır. Ko-yun, keçi, sığır ve deve cinsinin erkeği ve dişisiyle sekiz çeşidi. Kimilerine binersiniz, yük taşırsınız, ama kimilerini de döşek yapımında, yatak yapımında kullanırsınız. Bunlardan yiyin, için ama sakın şeytanın adımlarına uymayın. Peki ne demektir şeytanın adımları? Nasıl uyulur şeytanın adımlarına? Şeytan bir yol tutturmuş gidiyorken eğer ben de onun arkasına düşüp onun gittiği yoldan gidiyorsam işte ben onun adımlarına tâbi olmuşum demektir. Peki acaba şeytan hangi yolda yürümektedir? Bu ciddi bir konudur, öyleyse benim kafa yorduğum kadar Allah için sizler de bu konuda biraz kafa yorun. Yorun da peygamber peşinde mi, peygamberin adımlarına tâbi olarak mı, yoksa şeytan peşinde mi yürüyoruz bunu bir anlayalım. Örflere, törelere, âdetlere, topluma, çevreye, modaya, yönetmeliklere uymak mı? Babaya, anaya, efendiye, lidere, re-ise uymak mı? Yoksa Allah’ın kitabına ve Resulünün sünnetine mi? Allah için bunu bir daha düşünelim inşallah. Bakın Rabbimiz diyor ki; Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden yiyin, ama zinhar şeytanın adımlarına uymayın. Peki acaba şu anda bana şeytanın adımlarını, izlerini gösterebilecek birisi var mı? Peki ne anlayacağız o zaman? Acaba ben nerede gidince şeytanın adımlarına uymuş olacağım, nerede yürümeyince onun adımlarını ta-kip etmemiş olacağım? Onun için işi karıştırmak niyetiyle değil, ama anlamak için sorular üretiyor, cevaplar bulmaya çalışıyoruz. Hani Ensar’dan bir kadın din endişesiyle gelip Resûlullah Efendimize sorar: “Ey Allah’ın Resûlü âdet döneminden sonra nasıl te-mizleneceğiz?” Samimidir, başka kimden öğrenecektir bu dini? En yetkiliye soracaktır elbette. Resûlullah Efendimiz iffet âbidesi olarak en güzel biçimde ona cevabı verir. Ama acaba anlayamadım mı endişesiyle kadın tekrar tekrar soruverir. Ama yâni nasıl ey Allah’ın Resûlü deyiverir. O esnada Ayşe annemiz eteğinden tutup çeker ve; “Allah hayrını versin, biz kadınları rezil ettin” diye uyarısını yapar. Allah’ın Resûlü buyurur ki; “ne mutlu Ensâr kadınlarına, çünkü dinlerini öğrenmelerine hayaları engel olmuyor.” İşte bizler de bu ölçüyü kaybetmemeden yana olacağız. İşte bundan dolayı soruyoruz. Şeytanın adımlarına tabi olmak nedir? Şeytan bir yolda yürür ve eğer ben de o yolda yürüsem ona tabi olmuş olurum. Peki acaba şeytan hangi yolda yürür? Kaç numaralı otobanda ki şeytan? Kasanın ucundan mı, kesenin yanından mı? Gerçekten bu ciddi bir konudur, biraz kafa yoralım inşallah. Şeytanın adımlarına tâbi olmak, onun gösterdiği yolda yürümek demektir. Kitap ve peygamber rehberliğinde bir hayat yaşamaktan uzaklaşmak demektir. Bir kişi vahyi tanımaz, Allah’ın istediği bir hayat programını tanımazsa şeytanların yoluna girmekten başka ya-pabileceği bir şey yoktur. Vahiyden habersiz bir kimse hangi şeytanın yoluna tâbi olursa olsun sonunda sapmak zorunda kalacaktır. Çünkü şeytan vahyi bırakıp da kendisine tâbi olan insanların yolunu ne yapar yapar İs­lâm’dan saptırır. Bunu beceremezse eğer, muhatabı her şeye rağmen yine de İslâm’a girerse, bu sefer de: o kişinin girdiği yolu, girdiği İslâm’ı eğri büğrü yapmaya çalışır. Yâni adamın İslâm’ını bozar. Din yaşıyorum diye bidatleri karşısına çıkarır onun, ya da din diye insanların sunduğu, aslını bir türlü öğrenemediği bir yığın felsefenin içine çeker onu. Allah’ın kitabına, peygamberin sünnetine değil de in-sanların kitaplarına, insanların sözlerine sevk eder onu. Biraz daha açık söyleyelim; Allah’a değil de güneşlere, güneş gibi büyüklere sec-de etmelerini sağlar. Allah dururken büyüklerin önünde secde ettirir. Güneş aslında büyük yıldızdır değil mi? Böyle güneş gibi piya­sada yıldızı parlayan niceleri vardır ki, niceleri onlara secde et­mektedirler, onlara secde etmek için çırpınmaktadırlar Allah koru­sun. Sadece şeytana değil, şeytan adına hareket eden yeryüzü şeytanlarına da dikkat çekiyor Rabbimiz. Belki de şeytanların, ya da yeryüzü şeytanlarının bugün en büyük başarılarından birisi de bir mü'-mini diğer bir mü'min kardeşiyle iman adına savaştırması­dır. Yeryüzü şeytanları bugün mü'minleri mü'minlerle savaştır­maktadırlar. Hem de din adına. Devletler planında böyledir, fertler planında da böyledir. Şeytanlar müslümanları bölmüşler, gruplara, hiziplere ayırmışlar, tıpkı Firavun taktiğiyle ve birbirleriyle savaştır­maktadırlar. Allah buyurur ki: Sakın ha sakın şeytanın size tarif ettiği hiç bir yola tabi olmayın. Şeytanın yoluna tabi olmamanın yolu da Allahu Teâlâ’nın bu kitabında bildirdiği küfür ve şirk yollarını bilmeye bağlıdır. Allah’ın yoluna tabi olmanın yolu da yine Allahu Teâlâ’nın bu kitabın-da bildirmiş olduğu sırat-ı müstakimi tanımakla mümkün­dür. Dikkat ederseniz Bakara sûresinde bu ikisi yan yana anlatılmaktadır. Bir tarafta iman diğer tarafta küfür, bir tarafta İslâm di­ğer tarafta şirk, bir tarafta Allah yolu diğer tarafta şeytan yolları ol­duğu gibi ikili bir anlatımla anlatılmaktadır. Ama unutmayalım ki, şeytanı ve onun saptırma taktiklerini sadece tanımak bu kitapla mümkündür. Çünkü şeytanı ve yollarını tanıtan sadece bu kitaptır. İslâm’ı tanı­mak da bu kitapla mümkündür. Öyleyse kitabı tanırız, böylece şeytanı tanı­rız. Şeytanı tanırız, şeytan yolundan uzaklaşırız, İslâm’ı tanırız, İs­lâm yoluna gireriz. Allah’ı tanırız, Allah yoluna gireriz ve tüm şey­tanlardan Allah’a sığınırız. Allah’ın kitabını ve kitabın pratiği olan Resûlullah efendimizin sünnetini tanımayan bir kişinin şeytanı da, onun yolunu da, onun insanları aldatma usullerini de tanıması mümkün değildir. Tabiatıyla onu ve saptırma yöntemlerini tanımayan bir kişinin ondan korunması da mümkün olmayacaktır. Allah için söyleyin, Rahmân’ın adımlarının peşi sıra mı, peygamberin adımlarının peşi sıra mı, yoksa onların dışında bir şeylerin peşi sıra mı gidiyoruz? Rahmetli babamızın bir bir adımlarını mı takip ediyoruz mu diyoruz, yoksa sosyal hayatı mı? Yoksa biz modern ha-yatın gereklerini takip ediyoruz, bize lâzım olan da budur mu diyo-ruz? Bunu tekrar düşünelim inşallah. Evet Allah size nimetler sunmuştur. Hem yüklerinizin taşınmasında, hem de yemeniz için hayvanlar yaratmıştır. Kimilerinin yünlerinden istifade edersiniz. Yünlerinden elbise yaparsınız, yatak yapıp üzerinde yatarsınız, çadır yaparsınız. Kimilerinin etinden, kimilerinin derilerinden istifade edersiniz. Allah’ın yarattığı bu hayvanlarda sizler için çok büyük menfaatler vardır. Rabbimiz bu hayvanlardan kimilerini de binmemiz ve üzerlerinde yüklerimizi taşımamız için bizim emrimize âmâde kılmıştır. Zuh-ruf sûresinde bu hayvanlara binerken şöyle dememizi istiyor Rabbi-miz: “Her sınıf varlığı yaratan O’ dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar, üzerlerine oturunca Rabbinizin nîmetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.” (Zuhruf 1214) Her sınıf varlığı yaratan, hem de her şeyi çift yaratan Allah’tır. Tüm çiftleri yaratan Allah’tır. Zaten kendisinin dışında her şey çifttir. Tatlı-ekşi, yağlı-tuzlu, siyah-beyaz, iyi-kötü, erkek-dişi tüm sınıf ve türleri yaratan Allah’tır. Buradaki "Ezvac" çiftler ifadesiyle kastedilen sadece erkek ve dişi değildir. Allah tüm mahlukâtını böyle çift çift yaratmıştır. Ve sizin için binesiniz taşınasınız diye denizlerde gemileri, karalarda da binit hayvanlarını yaratıp hizmetinize sunan da yine Allah’tır. Sırtlarına binmeniz, etlerinden yemeniz, sütlerinden istifade etmeniz için onları yaratıp sizin için zelil kılan, sizin emrinize âmâde eyleyen Allah’tır. Rabbimiz yeryüzünün efendisi ve halifesi olarak yarattığı insana verdiği nîmetlerden söz ettikten sonra kendisine verilen bunca nîmet karşısında insanın takınması gereken tavrı anlatmaya başlıyor. Nîmet, nîmetin sahibini hatırlatır. Her nîmet bir şükür gerektirir. Onların sırtlarına binip yerleştiğiniz zaman Rabbinizin nîmetlerini anarak, ya da nîmetleriyle Rabbinizi anarak şöyle deyin: Bunları bize boyun eğdiren, bunları bizim emrimize âmâde kılan Rabbimiz ne yücedir. Bunları bize ihsan eden Rabbimizi tesbih ve tenzih ederiz. Eğer Rabbimiz bütün bunları bize vermeseydi bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Rabbimiz o kadar yüce, o kadar lütuf ve merhamet sahidir ki bizler O’nun bize lütfettiği nîmetlere misliyle mukabele etmek şöyle dursun hakkıyla teşekkür bile edemeyiz dememizi istiyor. Düşünsenize: Bizden çok daha güçlü bir hayvan nasıl oluyor da bize itaat ediyor? Bu gemiler denizde nasıl yüzüyorlar? Bu suya kaldırma gücünü kim veriyor? Bütün bunları düşünmeden, bütün bu nîmetleri bahşeden, bağışlayan Allah’ı tanımadan, O’na tevekkül et-meden bir hayat yaşamamızı istemiyor Allah. Bu akıl ve vicdan sahibi bir varlığın işi değildir. "Allah’ın Resulü bineceği binite ayağını koyunca "bismillah" der sonra hayvanın üzerine bindiği zaman da "Elhamdü lillahi ala külli halin" diyerek yukarıdaki âyeti okurdu. Arkasından üç tekbir alır üç de tehlil getirirdi." (Ebu Dâvûd, cihad 72) Seferden döndüğü zaman da "Âyibûna tâibûna lirabbi-na hâmidûna" Biz Rabbimize tevbe ve hamd ederek dönüyoruz derdi. (Buhârî) Evet Rabbinizin sizin için yarattığı ve sizin emrinize âmâde kıldığı bu hayvanlardan yiyin ama tüm bunları size vereni asla unutmayın. Tüm bu hayvanları bizim için yaratmasaydı Rabbimiz bütün bunları nereden bulabilirdik biz? Nîmet bedava gelince ve elde olunca, yâni onu kaybetmeyince insan onun kıymetini anlamakta güçlük çekiyor. Gece bedava elimizde, gündüz meccanen elimizde, su yanımızda, hayvanlar hizmetimizde, etlerinden, sütlerinden, yünlerinden, ballarından istifade edip duruyoruz. Güneş tepemizde sürekli varlığını ve nîmet yağdırmasını sürdürdükçe onların kıymetini bile-miyor insanlar. Eğer tüm bu nîmetleri hayatımızdan kaldırıverseydi Rabbimiz biz ne yapardık ne ederdik? Bir tanesini bile bulabilir miydik bunların? Veya bütün bu nîmetler Allah’tan değil de insanlardan olsaydı onları bu kadar kolay kullanma imkânımız olur muydu? Bütün bunları insanların elinden alabilmek için neler harcamamız, ne bedeller ödememiz gerekecekti değil mi? İşte görüyoruz insanlar bir kaç alet edevat icat ediyorlar, üstelik de bunları Allah’ın kendilerine lütfettiği akıl ve bu aklın işleyeceği yeryüzünde Rabbimizin koyduğu yasaları sayesinde yapabiliyorlar, ama buna rağmen adamların gururlarından yanlarına bile varılmıyor sanki çok büyük bir şey yapmışlar gibi. Allah’ın âyetlerini diskalifiye ederek kendi âyetlerini hamd etmeye başlıyorlar. İşte biz şöyle büyüğüz, böyle becerikliyiz, atom çağındayız, modern çağdayız filan. Sormak lâzım yeryüzünde tanrılığa soyunmuş bu ahmaklara. Sormak lâzım Allah âyetlerini örterek kendi âyetlerini kendi güçlerini ortaya koymaya çalışan sahte tanrılara. Sormak lâzım bu sahte çağların sahte yaratıcılarına. Acaba sizler bir hayvan yaratabilecek misiniz? Bir koyun, bir keçi yaratabilecek misiniz? Bırakın böyle büyüklerini bir karınca yaratabilecek misiniz? Allah’ın size verdiği akılla bir şeyler yapabilen sizler, nasıl oluyor da bir şeyler becermiş gibi kendinizi Allah makamında görmeye başlıyorsunuz? Nasıl oluyor da yeryüzünde tanrılık pozları oynamaya kal-kışıyorsunuz? Nasıl oluyor da Rabbinizi ve Rabbinizin size lütfettiği bu kadar nîmetlere karşı nankörlük yapmaya çalışıyorsunuz? Niye Al-lah’ın âyetlerini örtmeye, diskalifiye etmeye çalışıyorsunuz? Niye ha-yatınızda Allah’a söz hakkı vermemeye çalışıyorsunuz? Allah’ı niye diskalifiye ederek yaşamaya kalkışıyorsunuz? Bu gücü nereden alı-yorsunuz? Evet Rabbinizin yarattığı bu hayvanlardan, bu nîmetlerden yiyin ama sakın ha şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü bilesiniz ki o sizin için apaçık bir düşmandır. Helâller haramlar konusunda sakın şeytanlara tâbi olmayın. Hangi hayvan yenir, hangi hayvanlar yen-mez bu konuda sadece Rabbinizi dinleyin ve sakın şeytanların vahiylerine teslim olup onlara kulak vermeyin. Allah size bu konudaki hükümlerini bildirmiştir. Neler haramdır? Neler helâldir? Tüm bunları açık açık anlatmıştır Rabbimiz. Sizler bu konuda Rabbinizin emirle-rine teslim olun. Önceki âyetlerde de anlatmıştı Rabbimiz; Şeytanlar insanları saptırır. Şeytan insanın en büyük düşmanıdır. Allah’ın Resûlü buyurur ki her insanın peşine takılmış onun kulluğunu bitirmek için fırsat kollayan bir şeytan vardır. Hattâ sahâbenin senin peşinde de böyle bir şeytan var mıdır ey Allah’ın Resulü? şeklindeki sorularına Allah’ın Resulü şöyle cevap verir: Evet, ama Rabbim onun Müslüman olması konusunda bana yardım etti buyuruştur. Evet her insanın peşinde onu haramlara düşürmek, onun kulluğunu bitirmek için fırsat kollayan şeytanlar vardır. Ve bu en büyük düşmanlar kıyâmete kadar insanları yoldan çıkarmak için durup dinlenmeden çalışmaya devam edeceklerdir. Ama yine Kur’an’ın ifadesiyle söyleyelim, eğer biz sâlih olursak, eğer biz ihlâs sahibi olursak, eğer biz Kur’an’la sürekli beraber olursak onların bize hiçbir etkileri ve zararları olmayacaktır. Bilelim ki şeytan sadece kendi dostlarını, kendisini bir şey zanneden, kendisini güçlü zanneden dostlarını korkutabilir, sadece onlar üzerinde etkili olabilir. Hain vesveseleriyle hep kendisini güç kuvvet sahibi gösterir. Tüm dünyada yetki benimdir, egemen olan benim der. Kendi gücünü, saltanatını Allah’ın gücünden daha üstün göstermeye çalışır. Böylece dostlarını korkutur. İşte şu anda görüyoruz ki dünyada insan ve cin şeytanlarının yaptıkları budur. Şu anda yeryüzünde insan ve cin şeytanları el ele vererek kendilerinin Allah’-tan daha güçlü olduklarını yaymaya ve bu propagandalarıyla tüm dünyayı kendilerinden korkutmaya çalışıyorlar. Allah kendisini Alîm, Habîr, Cebbâr, Kahhâr, Hakîm, Azîz, Kadîr, Azîm ve Ekber olarak ta-nıtırken, bunlar da kendilerini bu Allah sıfatlarının sahibi olarak tanıtmaya çalışıyorlar. Öyleyse bilelim ki güçlü olan sadece Allah’tır, mutlak güç ve kudret sahibi olan sadece Allah’tır. Rabbimiz sadece kendisine güvenip şeytan ve avenelerinden korkmamamızı istiyor. Kendi safında, kendi yolunda, kendi desteği altında şeytan ve dostlarıyla savaşmamızı, onlardan asla korkmamamızı emrediyor. Bu yüzden de onu ve avenesini bir şeymiş gibi gözlerimizde büyütmemize ve onlardan korkmamıza da gerek yoktur. Şurası bir gerçek ki şeytan ve avenesinden korkan, onları bir şey zanneden müslümanlar onlarla savaşı göze alamazlar. Allah korusun o zaman müslümanlar şeytan ve şeytani güçlerle savaş kapasitelerini kaybederler. Evet bu Allah düşmanı şeytan size haramı helâl, helâli haram gösterecek. Eğer Rabbinizin âyetlerini bırakır da onun peşine takılırsanız bilesiniz ki sonunda siz de onun gittiği yere gitmek onun âkıbetine razı olmak zorunda kalacaksınız. Sakın ha atanız Âdem’i bir vartaya düşürdüğü gibi sizi de peşine takıp kendi cehennemine ortak et-mesin diyor Rabbimiz.