En'âm Suresine Dön

En'âmالأنعام

148. Ayet

148En'âm Suresi

سَيَقُولُ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَٓا اَشْرَكْنَا وَلَٓا اٰبَٓاؤُ۬نَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ شَيْءٍۜ كَذٰلِكَ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ حَتّٰى ذَاقُوا بَأْسَنَاۜ قُلْ هَلْ عِنْدَكُمْ مِنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَاۜ اِنْ تَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ اَنْتُمْ اِلَّا تَخْرُصُونَ

Allah’a şirk koşanlar diyecekler ki: “Şayet Allah dileseydi biz ve babalarımız şirk koşmaz ve hiçbir şeyi haram saymazdık.” Onlardan önce (yaşamış müşrikler de) azabımızı tadıncaya kadar aynı şekilde yalanladılar. De ki: “Sizin yanınızda bize çıkarabileceğiniz bir ilim var mı? Siz sadece zanna uyuyor ve yalnızca tahminle iş yapıyorsunuz.”

Dipnot

Müşriklerin kaderci yaklaşımına verilen cevap için bk. 16/Nahl, 35. Hakikati vahyin dışında aramanın “zanna uymak” olduğuna dair bk. 10/Yûnus, 36

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

148. “Puta tapanlar, "Allah dileseydi babalarımız ve biz puta tapmaz ve hiçbir şeyi haram kılmazdık" diyecekler; onlardan öncekiler de, Bizim şiddetli azabımızı tadana kadar böyle demişlerdi. Onlara "Bize karşı çıkarabileceğiniz bir bilginiz var mı? Siz ancak zanna uyuyorsunuz ve sadece tahminde bulunuyorsunuz" de.” Şirk koşanlar, müşrikler, Allah’ı ortaklı düşünenler, Allah’a yet-ki sınırlaması getirenler dediler ki, diyecekler ki. Çünkü öncekiler de aynı şeyleri söylemişlerdi. Eğer Allah dilemiş olsaydı, Allah isteseydi biz asla O’na şirk koşmazdık, koşamazdık. Bizler O’na şirk koşamadığımız gibi atalarımız da asla O’na şirk koşamazlardı. Allah’a karşı şirk koşma imkânlarımız olmadığı gibi, şu haram kıldıklarımızı da ha-ram kılma hakkımız, gücümüz ve yetkimiz de olmazdı. Yeryüzünde dilediğimiz gibi yasa belirleme hakkımız da olmazdı. Tüm bu yaptıklarımız Allah’ın dilemesiyledir. Biz başka değil sadece kadere teslimiz. Biz kaderin mahkumuyuz. Kaderimiz böyle olduğu için biz bunları yapabiliyoruz diyorlar. Söylesenize ey müslümanlar. Ey bu yeni dinin sahipleri. Olacak şey midir bu? Allah’ın izni olmadan bir şey olur mu? Allah’ın izni olmadan bir yaprak yerinden oynayabilir mi? Allah izin vermeseydi biz müşrik olabilir miydik? Dikkat ediyor musunuz? Alçaklar suçlarının tümünü kadere yüklemeye çalışıyorlar. İşledikleri suçları Allah’a yüklemeye çalışıyorlar. Yaptıklarının faturasını Allah’a çıkarmaya çalışıyorlar. Allah istemeseydi biz bunları yapamazdık. Allah dilemeseydi biz bu suçları işleyemezdik. Allah istemeseydi biz zina edemezdik, Allah izin vermeseydi biz içki içemezdik, Allah istemeseydi biz put da yapamazdık, puta da tapamazdık diyerek işlediklerinin faturasını Allah’a çıkarmaya çalışıyorlar. Çok garip değil mi? Bugünkü kâfirler ve müşrikler de aynı mantığa sığınmaya çalışıyorlar. Gerçekten anlamak mümkün değildir. Yâni adamlar bir hayat yaşayacaklar, yaşadıkları bu hayatta hiç bir sınır tanımayacaklar, sürekli özgürlükten, hürriyetten söz edecekler. Bizler özgür insanlarız, yaşadığımız hayatta hiç bir kayd-u şart altına girmeyiz, kimseye karşı sorumlu değiliz, dilediğimiz gibi özgürce yaşarız diyecekler. Dilediğimiz gibi dilediklerimizi yaparız diyecekler. Dilediğimiz gibi hayatımıza yasa yaparız diyecekler. Dilediğimiz şeyleri haram, dilediğimiz şeyleri de helâl kılarız, kimse bu konuda bize baskı yapamaz, hesap soramaz diyecekler. Yeryüzünde egemen biz-leriz diyecekler. Egemenlik kayıtsız şartsız bizimdir diyecekler. Sonra da işledikleri günahların cezası ve sorumluluğuna katlanmaları söz konusu olunca da mantıksızca diyecekler ki biz kaderin mahkumu-yuz. Allah dilemeseydi, Allah böyle istemeseydi biz bunları yapa-mazdık diyecekler. Alın yazımız böyleymiş ne yapalım? diyecekler. Sormak lâzım bu kendilerini tanrı zanneden ve diledikleri gibi yaşayabileceklerine inanan zavallılara. Ey akılsız kâfirler! Ey beyinsiz müşrikler! Ey ne dediğini, ne yaptığını bilemeyecek kadar aptallık, sefihlik sergileyen akılsızlar! Söyleyin bakalım sizler yeryüzünde, ya-şadığınız hayatta Allah’ı da, Allah’ın âyetlerini de, Allah’ın yeryüzünde belirlediği hayat programını da reddederek özgürlük şarkıları söylerken, kendinizi tüm dünyaya karşı özgürlük ve hürriyet savaşçıları olarak lanse ederken, egemenlik bizdedir, biz dilediklerimizi yaparız derken, tanrılıklarınızı iddia ederken, ne oldu da böyle birdenbire Allah’la karşı karşıya gelip O’nun sorgulaması tepenize binince o özgürlük ve tanrılık şarkılarını unutup, dillerinizi yutup kuzu kesiliyorsunuz? Ne oldu? Hani siz özgür değil miydiniz? Hani siz hiçbir kayd-u şart altına girmeyen kimseler değil miydiniz? Hani siz tanrı değil miydiniz? Hani egemenlik sizde değil miydi? Niye suspus oldunuz böyle? Dünyada özgürce dilediğinizi yaparken, özgürce Allah kullarına zulmederken, özgürce insanların mallarını gasp ederken, özgürce Allah’ın helâl haram sınırlarını çiğnerken, özgürce insanların özgürlük haklarını ellerinden alıp onları kendinize kul köle edinirken, insanları Rablerine kulluktan koparıp köleleştirirken, kendi yasalarınıza itaat etsinler diye Rablerinin yasalarını onlara duyurmamaya çalışırken şimdi ne oldu? Ne oldu ki birdenbire değişiverdiniz? Dünyada işlediğiniz amellerinizle Rabbinizin huzuruna çıkıp onların karşılığı olarak alacağınız cehennemi görünce niye böyle birdenbire kuzu kesildiniz? Bizim elimizde bir yetki yoktu! Biz yaptıklarımızın tümünü Allah öyle istediği için yaptık! Bizi bu hale Allah getirdi! Değilse bunların hiç birisini yapamazdık. Eğer Allah dilemeseydi biz ne şirk koşabilirdik, ne haram helâl belirleyebilirdik, ne zulmedebilirdik, ne tanrılığımızı iddia edebilirdik, ne egemenlik bizdedir diyerek yeryüzünde kanun koyabilirdik. Üstelik bizim atalarımız da aynı şeyleri yapmışlardı diyerek kendinizi Allah’ın cehenneminden kurtarmaya çalışıyorsunuz? Evet müşrikler böyle diyecekler. Allah dilemeseydi biz bunları yapamazdık. Şeytan mantığını kullanıyorlar, şeytan mantığına sığınıyorlar alçaklar. Araf’ta anlatılır şeytan da aynı şeyi yapmıştı. İşlediği Âdeme secde etmeme suçunu kabullenmeyen şeytan da suçu Allah’ın üzerine atmaya çalışıyordu. Ya Rabbi madem ki beni saptırdın öyleyse ben de beni saptırmana mukabil kullarını saptıracağım diyordu. Rabbimiz buyurur ki: Bu sadece onların yaptığı bir şey değil, sadece şimdikilerin tavrı değil, öncekiler de aynı şeyleri yapmışlar, onlar da aynı şeyleri söylemişlerdi de onların yaptıkları yanlarına kalmadı. Bizim azabımızı tadıncaya kadar, tıraşları önlerine ininceye kadar öncekiler de aynı suçları işlemişlerdi. Bizim elimizde bir şey yoktur! Ne yapalım senâryomuzu Allah böyle yazmış? Senâryoyu yazan, belirleyen Allah’tır bizlerse sadece sahnede oyuncularız. Ne yapalım kaderimiz böyleymiş! Bizler kaderin mahkumuyuz dediler. Eğer şu anda bizler kâfirsek bunun suçu Allah’ındır dediler. Eğer şu anda bizler namussuzluk, şerefsizlik yapıyorsak suç Allah’ındır dediler. Öncekiler de aynı şeyleri söylediler. Hayır hayır kimse böyle bir iddiada bulunamaz. Yeryüzünde herkes özgürdür. Herkes özgür yaratılmıştır. Allah herkesi hür yaratmıştır. İnsanlar günah ya da sevap yaptıkları her konuda serbesttirler. Diledikleri yolu, diledikleri hayatı seçme konusunda hür yaratılmışlardır. Hidâyeti de seçebilirler, dalaleti de. İmanı da seçebilirler küfrü ve şirki de. Dünyada imtihan gereği, dünyanın konumu gereği Rabbimi-zin koyduğu yasa budur ve yaşadığımız sürece bu böyle devam edecektir. Ama unutmayalım ki bu yasa ölünceye kadardır. Öldüğümüz andan itibaren, dünyada imtihan dönemimiz sona erdiği andan itibaren artık Rabbimizin başka bir yasasıyla karşı karşıya geleceğiz. Öyle değil mi? Elli yıl kâfir yaşayan birisi elli yılın sonunda Müslüman olamıyor mu? Adam Müslüman olmak istedi de Allah buna imkân mı vermedi? Haydi bunu anlayan sizler ey müşrikler, haydi tövbe edin! Haydi La İlâhe illallah deyin! Haydi biz pişman olduk deyin! Biz Müslüman olduk deyin! Biz Allah’a inandık deyin! Eğer şu anda bunu beceremeyecek olursanız, Müslüman olma imkânınız olmuyorsa o zaman belki itiraz hakkınız doğacaktır. O zaman ne yapalım bizler Müslüman olmak istedik, kelime-i şehâdeti söylemek istedik ama bunu beceremedik. Dillerimiz bunu söyleye-medi diyebilirsiniz. O zaman gökleri ve yerleri, göktekileri ve yerdekileri buna şâhit tutun. Bizi buna şâhit tutun. Güneşi, ayı, yıldızları, dağları, taşları ve tüm canlı cansız varlıkları şâhit tutun. Tüm bu varlıkların şehâdeti altında deyin ki; ya Rabbi! Tüm varlıkların şâhittir ki bizler küfürden, şirkten vazgeçip Müslüman olmak istedik. Nefislerimize kulluktan vazgeçip sana kulluğa karar verdik, ama sen buna izin vermedin. Sen bu konuda bize imkân ve fırsat tanımadın. Ne yapalım biz de çaresiz kâfir ve müşrik olduk deyin. O zaman biz de size şâhitlik yapalım. Evet ya Rabbi! Bizler buna şahidiz! Bu adamlar kendilerinin tanrılığından vazgeçip senin Rabliğini kabul etmek ve senin gönderdiğin kitabın istikâmetinde bir hayat yaşamaya karar verdiler ama bu konuda sen onlara izin vermedin. Sen bunlara fırsat tanımadın diyelim. Ama kesinlikle bunu diyemeyeceksiniz. Çünkü Müslüman olmak istediğiniz zaman bu konuda kimse size engel olmamaktadır. Küfrü ve şirki tercih ederken kimsenin size engel olamadığı gibi. Üstelik sizler şu anda iman yolunu, İslâm yolunu, Allah’a kulluk yolunu tercih ettiğiniz zaman hattâ Allah sizin için onu kolaylaştıracağını, yolunuzu açacağını, gönlünüze inşirah vereceğini vaadetmektedir. Öyleyse gelin ey kâfirler! Gelin ey müşrikler! Dünyada bu tür mantıkların arkasına saklanarak Rabbinize karşı, Rabbinizin kitabına karşı, Rabbinizin hayat programına karşı savaş açarak kendi ellerinizle dünyanızı karartmayın. Her şey bu kadar açık ve net iken gelin kendi ellerinizle hem kendinizi, hem de yeryüzünde tanrılık taslayarak, yasalar belirleyerek saptırdığınız Allah kullarını cehenneme sürüklemeyin. Vazgeçin bu inatlarınızdan. Vazgeçin bu kuruntularınıza kulluk ederek kendinize yazık etmekten. Hiç düşünmüyor musunuz? Siz size Allah’ın verdiği beş paralık aklınızla, beş paralık gücünüzle yeryüzünde tanrılık taslamaya, öz-gürlük taslamaya, egemenlik taslamaya kalkışıyorsunuz. Yeryüzünde yetki bizdedir diyerek kendinizi bir şey görmeye kalkışıyorsunuz da sizi yaratan, sizin dışınızdaki tüm kâinatı yaratan sonsuz güç ve kudret sahibi olan Rabbinize niye söz hakkı tanımak istemiyorsunuz? Çok küçük bir dünyanın çok küçük bir şehrinde, çok küçük bir odasında, çok küçük bir koltuğa oturduk diye kendinizde yetki görmeye başlıyorsunuz da tüm kâinatta egemen olan Rabbinize neden egemenlik hakkı tanımaya yanaşmıyorsunuz? Ne oluyor size? Nedir bu haliniz? Üç kişiyi doyurduk diye, beş kişiye maaş verdik diye ki bunlar da Allah’tandır mahiyetinizdekilere emirler dağıtmaya çalışan sizler, size her şeyinizi veren Rabbinizin emirlerini niye görmezden geliyorsunuz? Rabbiniz hakkında nasıl da böyle bozuk düzen şeyler düşünüyorsunuz? Nelere lâyık görüyorsunuz Rabbinizi? Yâni Allah zannettiğiniz gibi böyle güçsüz kuvvetsiz birisi mi ki sizi zorunlu bir hayata mahkum etsin? Sizi neden kaderin mahkumu yapsın? Allah zevk mi alıyor ki kullarını böyle zorunlu bir hayatın esiri yapsın da onları kendisine sövdürsün? Yâni sebep ne ki Allah kâfiri kâfir olarak kalmaya zorlasın da kendisine küfrettirsin? Sebep ne ki kulunu içki içmeye zorlasın da sevmediği bir ameli işlemesine katlansın? Gerçekten bu çok garip bir şeydir. Böyle bir şey kesinlikle mümkün değildir. Hani sûrenin başlarında anlatmıştı Rabbimiz: Allah hidâyeti de, dalâleti de, imanı da, küfrü de, aydınlığı da, nûru da, karanlıkları da yaratmıştır. Her ikisini de yaratmış, kullarına irade vermiş ve bunlardan her hangi birini tercih özgürlüğü vermiştir. Ne yapalım, Allah bizi istediğimiz şekilde değil de istediği şekilde yaşamaya mahkum etmiş demeye hiç bir zaman hakkımız yoktur. Bakın âyetin sonunda diyor ki Rabbimiz: De ki bu iddiaları ortaya atıp onun arkasına saklanırken elinizde bir belge var mı? Bu iddianız bir bilgiye dayanıyor mu? Bu konuda dayandığınız bir deliliniz var mı? Eğer elinizde bir bilgi, bir belge varsa haydi buyurun getirin onu da konuşup tartışalım. Hani sizin âyetiniz? Hani sizin kitabınız? Nerede istinat noktanız? Hayır hayır! Onların bu konuda hiç bir delilleri yoktur. Onlar sadece zanna tâbi oluyorlar. Onlar sadece zanna tâbi oldukları için atarlar, saçmalarlar. Bugün bir hüküm ortaya korlar, yarın onu beğenmedikleri için yanlışlığını anlayıp hemen değiştirirler. Ortaya bir hüküm koyarken, bir yasa belirlerken dayandıkları hiç bir temelleri olmayınca en kısa zamanda temelsizliklerini anlayıp değiştirirler onu. Gerçek ilim olan vahiyle ilgileri, alâkaları olmadığı için, Allah’ın kitabını reddettikleri için onların hayatlarını zanlar, vehimler, şüpheler, mitolojiler ve cehaletler kaplamıştır. Allah’ın kendilerine lütfettiği bilgiyi bunlara satmış kimselerdir onlar. Allah’ın kendilerine verdiği özgürlüğü bunlara sattılar. Allah’ın kendilerine verdiği özgürlüğü kullara sattılar. Allah’ın kendilerine verdiği hayatı ağalara, beylere, paşalara, patronlara, tâğutlara, âdetlere, törelere, modaya, nefislerine, çevreye ve şeytanlara sattılar. Hayatlarını israf ettiler. Hayatlarını ve ömürlerini berbat ettiler ve sonunda cehennemi boyladılar. Evet bunları söylerken onlar ancak zanna dayanıyorlar. Sadece zanna tabi oluyorlar. Ve sadece atıyor, atmasyon yapıyorlar. Yalan söylüyorlar. Bir yerlere dayanma imkânı olmayan, işkembeden atma sözler söylüyorlar.