149. "Üstün delil Allah'ın delilidir. O dileseydi hepinizi doğru yola eriştirirdi" de. „ De ki gerçek delil Allah’a aittir. Tam deliller, gerçek deliller, ke-sin sonuca götürücü deliller, kesin gerçeğe ulaştırıcı deliller ancak Al-lah’tandır ve sadece Allah’a aittir. İnsanları yaşadıkları hayatta hidâyete, doğruya, kurtuluşa, mutluluk ve saadete ulaştıracak deliller sa-dece Allah’a aittir. Bütün gerçekleri, her gerçeği en güzel anlatan net delil sadece Allah’ın delilidir. Veya bütün şüpheleri ortadan kaldıran, gerçeği tümüyle ifade eden, her gerçeğe ulaşan, herkese ulaşan, u-laşacak olan, herkesin ulaşmak istedikleri zaman ulaşabilecekleri tek delil, kaynak delil Allah’ınkidir. Allah dediyse doğrudur. Delil O’nun delilidir. Çünkü varlık O’nundur. Gökleri ve yerleri, göktekileri ve yerdekileri yaratan O’dur. Yarattıklarına yol gösteren O’dur. Göktekiler ve yerdekileri hidâyete ulaştırma yetkisi de, onları saptırma yetkisi de sadece O’na aittir. İnsanlardan ve diğer varlıklardan hiç birisinin bu konuda her hangi bir yetkisi, her hangi bir delilleri yoktur. Tüm yetki Allah’ın elindedir. Eğer şu anda insanlar, yahut diğer varlıklar bir şeyler yapabiliyorlar, bir adım atabiliyorlarsa bu onlara Allah’ın verdiği yetki saye-sinde olabilmektedir. Veya meselâ şu anda insanlar iradelerini kulla-narak hidâyet ya da dalâletten birisini seçebiliyorlarsa, iman ya da küfürden birisini seçip o istikâmette hayatlarını sürdürebiliyorlarsa bi-lelim ki yine bu da Rabbimizin onlara verdiği yetki sayesinde olmaktadır. Evet yeryüzünü ve orada imtihan için insanlığı yaratan Allah imanı ve küfrü yarattı. Sonra da yarattığı kullarına iman ya da küfürden birini seçmelerini diledi. Dileyen iman eder, dileyen de küfreder dedi. Sonucuna kendiniz katlanmak kayd u şartıyla bunlardan her hangi birisini seçebilir ve öylece yaşayabilirsiniz dedi. Az evvel müşriklerin iddia ettikleri gibi insanları ne imana, ne de küfre zorlamadı. Yeryüzünde bu yasayı Allah belirledi. Öyleyse küfür ve şirk Allah yazgısı değildir. Küfür ve şirk Allah takdiri değildir. Burada bir de şunu söyleyelim: Maalesef bu konuda kâfir ve müşriklerin yanıldığı gibi pek çok Müslüman da yanılgı içine düşmektedir. Maalesef Müslümanlar da Allah’a iftira edercesine pek çok konuda kaderci kesilmektedir. Ne yapalım kaderimiz böyle imiş? Ne yapalım yazgımız böyleymiş ki Allah’tan başkalarının kanunlarına kul köle olmuşuz. Alın yazımız böyle yazılmış ki zillet ve meskenet içinde bir hayatı yaşamak zorunda kalmışız. Hayır hayır kendi ellerinizle düştüğümüz bu pis hayatın faturasını Allah’a kesmeye hakkımız yoktur. Şu anda yaşadığımız zillet ve meskenet de Allah’ın yazgısı değildir. Allah Müslümanlara da asla zillet ve meskenet yazmadı. Allah kesinlikle Müslümanları da zorunlu bir yazgının, zorunlu bir kaderin mahkumu yapmadı. Dileyen zilleti dileyen de izzeti tercih eder dedi. Eğer şu anda yer yüzünde yaşayan Müslümanlar kitaplarını terk etmişler, peygamberlerinin sünnetine ters düşmüşler ve sonunda da zillet içinde bir hayatın mahkumu olmuşlarsa bu konuda Allah’ı değil de kendilerini suçlasınlar. Ölümü göze alamadıkları için, şeha-deti göze alamadıkları için, uğrunda ölmeye değmeyen bir Allah’a inandıkları için, inandıkları Allah’ı hayatlarına karıştırmaktan bıkıp usanıp başka tanrıların yasalarını uygulamaya hevesli oldukları için bu duruma düşmüşlerdir. Bunun başka bir izahı yoktur. İşte bütün gerçeği en güzel anlatan, pek güzel ortaya koyan Allah’ın delilidir. Hüccetü’l bâliğa Allah’a aittir. Tüm şüpheleri ortadan kaldıracak bilgisidir. Veya herkese ulaşacak, anlamak isteyen, yol bulmak isteyen herkesin ulaşabileceği tek delil Allah’ın delilidir. Allah’ın dediği doğrudur. Başkaları ne derse desin hiçbir değer ifade etmez. Zaten eğer Allah dilemiş olsaydı elbette hepinizi hidayete ile-tirdi. Hal böyleyken Allah’ın delili ortadayken delil mi arayacağız? Al-lah’ın ortadayken O’nun hidayetinden başka hidayet mi arayacağız?