En'âm Suresine Dön

En'âmالأنعام

151. Ayet

151En'âm Suresi

قُلْ تَعَالَوْا اَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ اَلَّا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْـًٔاۜ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًاۚ وَلَا تَقْتُلُٓوا اَوْلَادَكُمْ مِنْ اِمْلَاقٍۜ نَحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَاِيَّاهُمْۚ وَلَا تَقْرَبُوا الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَۚ وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّۜ ذٰلِكُمْ وَصّٰيكُمْ بِه۪ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldıklarını size okuyayım: Hiçbir şeyi O’na ortak koşmayın, anne babaya iyilikte bulunun, fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin, sizi de onları da biz rızıklandırmaktayız. Fuhşiyatın açığına da kapalısına da yaklaşmayın. Hak olmadıkça Allah’ın haram kıldığı nefsi öldürmeyin.” (Allah) akledesiniz diye size bunları emretti.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

151. “De ki: "Gelin size Rabbinizin haram kıldığı şeyleri söyleyeyim: O’ na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anaya babaya iyilik yapın, yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin" sizin ve onların rızkını veren Biziz, "Gizli ve açık kötülüklere yaklaşmayın, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Allah bunları size düşünesiniz diye buyurmaktadır.” Gelin Rabbinizin neleri haram kıldığını size tela yapayım. Tela; takip etmek, takip ederek, izleyerek üzerinde düşünerek, kafa yo-rarak okumak demektir. Okumak da budur zaten. Okunan anlaşılacak, üzerinde düşünülecek ve hayat onunla düzenlenecek. Okunan şeylerin peşi sıra gidilecek, haramları haram helâlleri helâl bilinecek. Evet gelin şu hevâ ve heveslerinizi bir kenara bırakın da Rab-binizin size neleri haram kıldığını ben size okuyayım. Dinleyin beni. İzleyin beni. Bunu benden dinleyin. Siz bilmiyorsunuz. Siz bu konuda kendinizi yetkili zannediyorsunuz. Siz hep kendinize yontmaya çalışıyorsunuz. Siz kendinizi peygamber makamına koyuyorsunuz. Allah beni sözcü seçti. Madem ki önceki âyetlerde de ifade ettiğimiz gibi haram ve helâl belirleme hakkı sadece yaratıcıya aitse, bu konuda Ondan başka yetkili yoksa, işte bu tek yetkilinin bu konuda tespiti şöyledir. Hayatınızda nelerin haram, nelerin helâl olduğunu Rabbiniz-den öğrenin. Yaşadığınız hayatta, yaşadığınız dünyada, girdiğiniz bu sırat-ı müstakîmde, yürüdüğünüz bu yolda neler haram? Neler helâldir? Bunu Rabbimizden öğreneceğiz. Yaşadığımız hayatta nelere dikkat edeceğiz? Nasıl bir hayat yaşayacağız? Nerede duracak? Ne-rede yürüyeceğiz? Nerede bulunacak? Nerede bulunmayacağız? Ya-pılacak ve yapılmayacak şeyleri, haram helâl sınırlarını nasıl belirleyeceğiz? Nelerden sakınacak, nelerle beraber olacağız? Tüm bunları yol kurucusu olan Rabbimizden öğrenmek ve O’nun belirlediği biçimde hareket etmek zorundayız. De ki gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım. Sakın ha sizler bu konuda şunun bunun sözüne bakmayın. Bu konuda her konuda Allah’tan başkalarının değer yargılarına kulak vermeyin. Hayata yasa koyma hakkı, hayatınızda haram helâl belirleme hakkı sadece Allah’a aittir. Dinleyin ben size Rabbinizin haramlarını okuyayım. Evet haram helâl belirleme Allah’a aittir ve Allah’ın verdiği yet-ki gereği Resulüne aittir. Neymiş onlar? 1- Birincisi: Allah’ı ortaklı düşünmeyeceksiniz. Ne anayı, ne babayı, ne hacıyı, ne hocayı, ne lideri ne şeyhi, ne parayı pulu, ne dükkanı tezgâhı, ne göktekileri ne yerdekileri Allah’la beraber inanmayacaksınız. Allah’a hiç bir şeyi ortak koşmayacaksınız. Hiç bir şeyi Allah’a denk tutmayacaksınız. Hiç bir şeyin hatırını Allah’ın hatırına denk tutmayacaksınız. Hatırı kazanılacak tek varlık Allah’tır. Kulu kölesi olunacak tek varlık Allah’tır. Yolunda gidilecek tek varlık Allah’tır. Sözü dinlenecek tek varlık Allah’tır. Hayata karışmaya yetkili tek varlık Allah’tır. Hayatımıza kurallar koymaya, haram-helâl yasaları belirlemeye tek yetkili Allah’tır. Allah’ın yetkilerini hiç bir kimseye vermeyeceksiniz. Al-lah’ın sıfatlarını hiç kimseye vermeyeceksiniz. Allah’ın yetkilerini sınırlandırmaya kalkışmayacaksınız. Allah’ın yetkilerini sınırlandırmak ha-ramdır ve şirktir. Zamanı ve mekânı asla parçalamayacaksınız. Za-manın tümünde ve mekânın tümünde Allah’ı egemen ve yetkili bileceksiniz. Zamanı ve mekânı parçalayıp: Ya Rabbi, tamam sen güçlüsün! Sen Kahhâr’sın! Sen göklerin sahibisin! Göklerde egemensin, ama yeryüzünde yetkin yoktur! Bizim hayatımıza karışamazsın! Bizim hayatımızda söz sahibi başka Rablerimiz var diyerek şirke düşmeyin. Veya tamam ya Rabbi, sen bizim mescitlerimize karışabilirsin ama dükkanlarımıza karışamazsın! Okullarımıza, mahkemelerimize, parlamentomuza karışamazsın! diyerek şirke düşmeyin. Veya namazımıza karışabilirsin, bu konuda yetkilisin ama kılık kıyafetinize karışamazsın! Orucumuza karışabilirsin ama hukukumuza karışamazsın! Zekâtımıza karışabilirsin ama ekonomimize karışamazsın! Çünkü bizim hayatımızın o bölümlerini ayarlayacak başka tanrılarımız vardır diyerek Allah’a ortaklar bulmaya çalışmayın. Çünkü hayatın her bir biriminde etkili ve yetkili olan Allah’ın yetkilerini sınırlandırmak kesinlikle şirktir. Hayatın bazı bölümlerinde Allah’ı yetkili bilip, öteki bölümlerinde yasa belirleyecek başka ilâhlar kabul etmek şirktir. Hayatın bazı bölümlerinde haram helâl sınırları belirleyen, filan yerde şöyle davranılmalı, ama falan yerde de böyle davranılmalı diyen varlıklar kabul etmek şirktir. Zaman konusunda da bu böyledir. Zamanı parçalamak da şirktir. Efendim sabahleyin şu şu saatlerde Allah söz sahibidir, ama gündüzün filan saatlerinde falanlar yetkilidir, onlar dinlenmelidir demek de şirktir. 24 saatin tümünde sözü dinlenecek tek sorumlu ol-duğumuz yetkili Allah’tır. Şunu kesinlikle unutmayın ki böyle şirke bulaşmış bir hayatın Allah katında hiç bir değeri yoktur. Sûrenin daha önceki bölümlerinde Rabbimiz peygamber bile olsa şirk koşanın gözünün yaşına bakılmayacağını anlatmıştı: “Bu, Allah'ın kullarından dilediğini eriştirdiği yoldur. Puta taparlarsa amelleri boşa çıkar.” (En’âm 88) Yeryüzünde onlar kadar, Allah’ın o kutlu elçileri kadar Allah’a ciddi kulluk yapan başka birisini de görmek mümkün değildir. Yeryüzünde Allah’ın elçileri kadar insanlardan gelen yalanlamalara, alaylara, inkârlara, belâ ve musîbetlere sabreden, dayanan başka birini göstermek mümkün değildir. Yeryüzünde Allah’a en mükemmel kulluğu yapanlar onlardır. İnsanların en sâlihleri, en mükemmelleri ve en muttakileri onlardır. Rabbimiz yeryüzünde onlara en yüce değeri ver-miş. Ama bakın Allah o şerefli kullarına zaman zaman şu tehdidi de yapmıştır. Eğer onlar yeryüzünde Allah’ın seçtiği örnek kullar olarak Allah’ın kendilerinden istediği kulluğu, Allah’ın kendilerinden istediği teslimiyeti gerçekleştirmemiş olsalardı. Birazcık bu konuda gevşeklik göstermiş olsalardı. Azıcık da olsa kendilerini Rablerine kulluk ortamından uzaklaştırıp şirke düşüverselerdi. Hayatlarında azıcık da olsa Allah’ı ikinci plana atıverselerdi. Ya kendi hevâlarını, kendi arzularını ve heveslerini, yahut da Allah’tan başka birilerini ilâh kabul edip onların arzularını gerçekleştirmeye meylediverselerdi. Yâni tâğutları, liderleri, önderleri, toplumu, çevreyi, âdetleri, ayı, güneşi, yıldızları tanrı kabul edip onlar kaynaklı bir hayata azıcık meylediverselerdi. Veya bir lahza onların hatırlarını Allah hatırına tercih ediverselerdi, Allah yanında onlara da hayata karışma alanı, yâni onlara da ulûhiyet ve rubûbiyet hakkı tanıyıverselerdi. Yeryüzünde onlara da birazcık egemenlik hakkı tanıyıverselerdi kesinlikle bilelim ki Allah onların tüm amellerini boşa çıkarır ve şah damarını koparıverirdi. Evet şirk koşmayacaksınız bir, ikincisi: Anaya, babaya karşı muhsin davranacaksınız. Rabbimiz Kur’-an-ı Kerimde bakıyoruz kendisine kulluğu zikrettiği her bir bölümde anaya babaya ihsanı da zikretmektedir. İhsan Cibril hadisinde anlatılır. Allah’ı görüyormuşçasına bir tavır demektir. Kişinin Allah huzurunda olduğu şuurunda olmasının adına ihsan denir. Öyleyse ana babaya karşı ihsan demek, her hal-u kârda onlara itaat etmek demek değildir. Dikkat ediyorsanız âyet-i kerimesinde anaya babaya itaat demiyor Rabbimiz. İhsan diyor. Yâni ana baba karşısında da Allah huzurunda olduğumuzu unutmamamızı istiyor. Ana babamız karşısındaki tüm tavırlarımızda Allah huzurunda olduğumuzu, yâni o anda Allah’ın bizden ne istediğinin şuurunda olmamızı istiyor. Yâni biz onların değil Allah’ın kuluyuz. Yâni biz onlardan önce Allah’ı dinlemek zorundayız. Yâni babamızın anamızın Allah’a ters düşen isteklerini dinlememeliyiz. Yâni onları hayatımızda putlaştırmamalıyız. Onları dinlerken Allah huzurunda olduğumuzu unutmamalıyız. Onların istekleri Rab-bimizin arzu ve emirleriyle çatışırsa onları dinlememeli, Rabbimizi din-lemeli, ama onların bizden istedikleri Rabbimizin istediklerine uygun-sa o zaman yine Allah huzurunda olduğumuzu unutmayarak onların arzularını yerine getirme konusunda gevşeklik göstermemeliyiz. İşte ana babaya ihsan budur. Öyleyse ana babaya ihsan, onların Allah arzularına uygun isteklerini yerine getirmek, Allah arzularına ters düşen yerlerde de onları uyarıp putlaşmalarına engel olmaktır. Yâni onlara onların istediği biçimde değil de Allah’ın istediği biçimde davranmaktır. Eğer on-lar bakıma muhtaçlarsa onların bakımını üstlenmektir. Evet eğer onların maddeye ihtiyaçları varsa, dine ihtiyaçları varsa, kitap sünnet bilgisine ihtiyaçları varsa onları temin edeceğiz. Onlara merhamet edeceğiz. Tıpkı biz küçükken onların bize merhamet ettikleri gibi biz de ihtiyarlık dönemlerinde onlara merhamet kanatlarımızı gerecek ve onları üzmemeye çalışacağız. Onları cennete götürmenin kavgasını vereceğiz. 3- Üçüncüsü: Evet Rabbimizin haramlarından üçüncüsü de rızık endişesiyle, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onların da, sizin de rızkınızı biz veriyoruz diyor Rabbimiz. Üstelik dikkat ediyorsanız “Onların da sizin de rızıklarınızı” buyurarak onların rızıklarını öne almış Rab-bimiz. Öyleyse bundan da anlıyoruz ki bizim rızıklarımız da onların rı-zıklarına bağlıdır. Onları bizim doyurup beslememiz şöyle dursun, ak-sine bizim de şu anda çocuklarımız sayesinde doyduğumuzu unutmayalım. Biz kendi rızıklarımızı da kendimiz bulmadığımız gibi onların rızıklarını da biz bulmuyoruz. Ama müşrikler bu konuda böyle düşünmez, böyle inanmazlar. Çünkü onların velileri Allah değil tâğutlardır. Bu müşriklerin tanrıları, yöneticileri onlara bunu öğütlüyorlardı. Onlara kendi öz evlâtlarını öl-dürmeleri gerektiğini empoze ediyorlar, onların iliklerini emiyorlar, mallarına el koyuyorlar, güçlerini sömürüyorlar, onları fakir ve güçsüz hale getiriyorlar ve daha sonra da daha çok emme bölgeleri çıkarabilmek için de onlara çocuklarını öldürmelerini tavsiye ediyorlardı. Bu katil, bu sömürgen tanrıların emirlerine kulak veren zavallı kullar da, aman bakamayız besleyemeyiz, çok çocuk sahibi olunca efendilerimize ayırdığımızı onlara yedirmek zorunda kalırız da efendilerimiz zayıf düşerler endişesiyle çocuklarını öldürüyorlardı. Efendilerinin dediklerine iman ediyorlardı. Sanki az çocuklular daha iyi doyuyorlarmış gibi. Bakıyoruz milyarlar içinde olanlarımız bile açtır. Halbuki zenginlik ve fakirlik çok çocuğa, az nüfusa göre değil, çok paraya, az paraya göre değil, hedeflemeye göredir. Meselâ beş etli ekmek yemeyi hedefleyen bir adamın karşısına üç etli ekmek çıksa bu adam açtır. Niye? Ee, hedefinde beş etli ekmek vardı da ondan. Ama bir etli ekmek yemeyi hedefleyen bir adamın karşısına bir etli ekmek çıksa bu adam toktur. Niye? Zaten hedefinde o bire ulaşmak vardı ve ona ulaştı tamam. Aynen bunun gibi 100 milyara ulaşmayı hedefleyen bir adamın cebinde 90 milyar olsa bu adam fakirdir. Niye? E adamın hedefinde 100 milyara ulaşmak vardı da ondan. Ne yapsın 90 milyarda kalmış, hedefine ulaşamamış gariban. Evet bugün trilyonlar içinde yüzenlerimiz bile açtır ve dünyanın kulu kölesi olarak çırpınmaktadır. Öyleyse vazgeçin bu şeytan mantıklarından. Yok besleyemez-mişiz, yok çok çocuk bizim hayatımızı daraltacakmış. Vazgeçin bu kâ-fir ağızlarından. Vazgeçin bu bencilliklerinizden. Vazgeçin hainlerin propagandalarını dinlemekten. Bu hainlerin bunları söylerken bir tek dertleri var. O da sizin çoğalarak günün birinde kendilerine kafa tutacak duruma gelmenizdir. Bundan korkuyorlar bu adamlar. Sizin sayısal çoğunluğa ulaşmanızdan, güçlenmenizden ödleri kopan bu hıris-tiyan ve yahudi dünyanın size empoze etmeye çalıştıkları bu vahiylere kulak vermekten vazgeçin de Rabbinizin vahyine kulak verin. Bakın ne diyor Rabbiniz: Sizi de, onları rızıklandıran biziz diyor Rabbiniz. Sizi de, çocuklarınızı da rızıklandıran Biziz. Yeryüzünün dengesini koyan, tüm yarattıklarımızın rızıklarını takdir eden, yaratan onlar değil, Biziz diyor Rabbiniz. Evet hiç düşünmez misiniz siz? Sanki kendinizi siz mi doyuruyorsunuz? İşte bizim en büyük yanılgı noktalarımızdan biri de buradadır. Biz kazanırız, biz buluruz. Eğer bizler şu anda çalışmasak aç kalırız vs, vs. Tam bir kâfir ağzı. Eğer bu ağızları bırakıp da birazcık şu elimdeki kitabın âyetlerine kulak versek, birazcık Rasulullah’ın ha-dislerine yönelsek inanın hiç de böyle konuşmayacak, kâfirlerin ağzını kullanmayacağız. Öyle diyor değil mi adam? Alnımız terliyor bunları kazanmak için. Peki söylesenize alnınızı kim verdi? Ellerimiz nasırlaşıyor. Ellerinizi kim verdi size? Ayağımız gidiyor, onu veren kim? Kafamızı kulla-nıyoruz, onu kim verdi size? Ekip, dikiyoruz diyorsunuz, toprağı ve-ren kim? Yağmur bekliyorsunuz, onu yağdıran kim? Güneşinizi, havanızı veren kim? Söylesenize bütün bu sözleri söyleyen sizler şunu niye söyle- miyorsunuz? Niye Rabbimiz vermese aç kalırız demeye dilleriniz varmıyor? Niye Rabbinizi hayattan diskalifiye edip kendi tanrılığınızı iddia ediyorsunuz? Niye kendinizi Rezzak makamında görmeye çalışıyor-sunuz? Niye Rabbinize güvenmeyerek çocuklarınızı öldürüyorsunuz? Evet çocukları öldürmek de yasak. Madde planında öldürülenler, ana karnında öldürülenler, teşekkül ettikten sonra öldürülenler, doğum sonrası öldürülenler, madde planında yaşatılan ama ruh planında öl-dürülenler, madde ve ruhunun vahye teslim edilmemesi şeklinde öl-dürülenler, dinle diyânetle ilgisiz bırakılıp öldürülenler vs vs. İşte bun-ları sakın rızık endişesiyle yapmayın. Dünya ve dünyalıklar derdine sakın yavrularınıza kıymayın. Ekmek derdine sakın kendinizi ve ço-cuklarınızı fırınlara atıp cayır cayır yakmayın. 4- Dördüncüsü: Bir de fahşanın, fuhşiyatın gizlisine de açığına da yaklaşmayın. Fahşa, fuhuş; aşırılık demektir. Fahşa haddi aşmak demektir. Hangi konuda? Maddî manevî her konuda. Meselâ eşya talebinde aşırılık, mal talebinde aşırılık, rızık talebinde aşırılık, bilgi toplama ko-nusunda aşırılık, mesken konusunda aşırılık, sevgi saygı konusunda insanları putlaştıracak biçimde aşırılık, on kişiyle devlet kurma hayallerine kapılarak hedefte aşırılık. İşte bunların tamamı fahşâdır. Ama buraya yönelik söyleyecek olursak: Babaya anaya karşı ya onların meşru isteklerini dinlememe hususunda aşırılıklar, ya da onların Allah’la çatışan her arzularını ye-rine getirerek onların putlaşmalarına imkân hazırlamak türünde çizgiyi aşma aşırılıkları. Veya rızık konusunda Allah’a güvenmeyerek çocukları öldürme aşırılıkları. Ya da kadın erkek ilişkilerinde zina dediğimiz aşırılıklar. Bu aşırılıkların tümünden sakının diyor Rabbimiz. Bilhassa kadın erkek ilişkileri konusunda aşırılık hususunda çok yanlışlarımız var. Meselâ bizim toplumda şu anda bu aşırılıkları kadınlar yaptığı zaman onlara fahişe denirken aynı şeyleri erkekler yaptıkları zaman onlara bir şey denmiyor. Halbuki bunları yapan kadına da erkeğe de fuhuş sahibi yâni fahişe denir Bugüne kadar sadece fuhuş denildiği zaman sadece kadın erkek ilişkilerinde aşırılık, haddi aşma anlaşılmaktadır. Halbuki sadece bu konuda değil her konuda aşırılıktan men ediyor Rabbimiz. Hem de aşırılığın, fahşanın gizlisinden de açığından da sakınmamızı isti-yor. Peki acaba fahşanın, aşırılığın gizlisi ve açığından ne anlayacağız? İnsanlar arasında açıktan açığa işlenen fahşalara da yaklaşmayın kimsenin göremeyeceği bir tenhada işlenenlerinden de sakının. Veya metres hayatı gibi, dost tutma gibi toplumun yasallaş-tırdığı, insanların kurumlaştırıp haram ve yasak görmediği fuhuşlar-dan da sakının, insanların, toplumun hoş görmediği aşırılıklardan da sakının. Toplumun onayıyla, insanların izniyle yapılanlarından da sa-kının, toplumun kınadıklarından da sakının. Meselâ nasıl? İşte toplumun yasallaştırdığı ve ruhsat çıkardığı genel evlerde yapılanlardan da sakının. Veya işte diyorlar ki bir kadınla yaşayacaksın. Nikâhın bir kadınla olacak ama bin kadınla ilişki kurabilirsin bu normaldir. Ama toplumun koyduğu bu kuralın dışına çıkar da ikinci bir kadınla nikâhlı bir beraberlik kurmaya kalkışırsan o zaman bu fuhuştur, bu ilişki zinadır filan diyorlar ya. Yâni yaşadığın ülkede veya dünya üzerinde egemen güçlerin yasak dedikleri şeyler yasak ama yasak demediği şeyler serbesttir ya. Halbuki Allah’ın haram dedikleri haram, helâl dedikleri de helâldi. Öyleyse insanlar ister meşrulaştırsınlar ister haram deyip yasaklasınlar bizim için bunun hiç bir önemi yoktur. Bizim için Allah’ın yasak dedikleri yasaktır, yasak değil dedikleri de yasak değildir. 5- Beşincisi de Ve bir de ancak hak olarak öldürülmesi müstesna adam öl-dürmeniz de haramdır. Haklı öldürme Allah’ın öldürülmesine izin verdiği öldürmedir. Yâni hadisin ifadesiyle evli olduğu halde zina ederek veya müminken dinden çıkıp mürted olarak ve yahut da adam öldürerek ölümü şeran hakketmiş kimselerin öldürülmeleri hak olan, haklı olan öldürmedir. Ama bunlardan birini işleyerek şeran ölümü hak et-memiş insanları öldürmek de haramdır. Kur’an’ın başka yerlerinde görüyoruz ki ölümü hak etmeyen bir mümini öldürmek sanki yeryüzündeki tüm insanları öldürmek gibidir Allah katında. Çünkü yeryüzünde dinin yaşanması müminin varlığına bağlıdır. Yâni yeryüzünde bir mü’min varsa bir müminlik bir din var demektir. Bin mü’min varsa bin müminlik bir din var demektir. Öy-leyse durup dururken bir mü’minin canını almak demek yeryüzünde Allah’ın dinini eksiltmek demektir ki buna kimsenin hakkı yoktur. Haklı öldürmeyi, Allah’ın izin verdiği öldürmeyi de şöyle kısa-ca özetleyeyim inşallah: 1- Müslümanları ve dolayısıyla onların şahsında İslâm’ı yok etmek isteyen, İslâm’ın ve müslümanların varlığını kabul etmeyen kâ-fir öldürülecektir. Yâni savaş halinde olan kâfirler öldürülecek. Değilse durup dururken bir kâfiri öldürmeye hakkımız yoktur. Kâfirin varlığına her ne kadar rızası yoksa da yeryüzünde onun varlığını kabul etmiştir Rabbimiz. Her kâfir değil, yeryüzünde Allah’ın otoritesini reddeden, müslümanların varlığını kabul etmeyen, Allah kullarının özgürce imanlarını yaşamalarına ve dinin tebliğine engel olmaya çalışıp, Allah’a, dinine ve müslümanlara karşı savaş açan kâfirler öldürüleceklerdir. Bunlar ölümü hak etmiş kimselerdir. 2- Bir adam önceden ben müslümanım dediği halde sonra-dan bu dinden çıkar, irtidat eder ve arkasından; ben bu dini beğenmedim, olmaz olsun böyle bir müslümanlık derse bu kişi de öldürülür. Ben bu dini sevmedim, yaşanacak bir şey değilmiş diyenler öldürülür. Çünkü ben müslümanım, Müslümanlığımdan şeref duyuyorum, ben mutluluğu, ben huzur ve saadeti bu dinde buldum diyen bir kişiyle bunun aksini söyleyerek insanlara karşı kötü örnek olan, bu dine yeni girecekleri baştan kötü şartlandırma çabası içine giren bir tutulmamalıdır. Hiçbir sistem böyle yaparak kendi varlığına karşı tehdit oluşturan birinin varlığını onaylamaz. İslâm da böyle müslüman iken irtidat eden, sonra da bu dinin aleyhinde olan kişiye hayat hakkı tanımaz. 3- Şartları gerçekleştikten sonra evli olduğu halde zina eden kişi öldürülür. Yâni şahitleri var ve şartları gerçekleşmişse o da öldürülür. 4- Kasten bir müslümanı öldürmüş kişi de öldürülür. Bir müs-lümanı kasten öldüren kişi ona mukabil kısasen öldürülür. 5- İslâm’ın siyasal yapılanmasını tehdit edecek, müslüman-ların dirliğini bozacak davranışlarda bulunan bâğî ve tâğî kimseler de öldürülecektir. Müslümanların sosyal düzenlerini bozan, müslüman-ların din, can, mal, namus düzenlerini tehdit eden kimselerin öldürül-melerine izin verir Rabbimiz. Hattâ meselâ müslümanların meşru bir biçimde oluşturdukları halifeleri varken ona isyan ederek kendinin de halife olduğunu iddia eden kimse de öldürülür. İşte Allah’ın haramları, işte Allah’ın yasakları. Allah size bunları böylece vasiyet edip açıklıyor ki akıllarınızı kullanasınız, aklede-siniz, akıllarınızı vahyin emrine teslim edesiniz de böylece dünyada da ukba’da da mutlu bir hayatı elde edesiniz diye. Devam ediyor Rabbimizin vasiyetleri:
En'âm Suresi 151. Ayet | Tevhid Meali