152. “Yetim malına, erginlik çağına erişene kadar en iyi şeklin dışında yaklaşmayın; ölçüyü ve tartıyı doğru yapın. Biz kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Konuştuğunuzda, akraba bile olsa sözünüzde âdil olun. Allah'ın ahdini yerine getirin. Allah size bunları öğüt almanız için buyurmaktadır.” Evet güzellikle kullanmak hariç yetimlerin mallarına da yak-laşmayın. Ama onların mallarından onları istifade ettirmek, onlara ka-zandırmak, onları o mallarından menfaatlendirmek için onlar lehine o mallara el uzatırsanız bu müstesnadır. Onlar buluğ çağına ulaştıkları ve mallarına sahip olabileceklerini ortaya koydukları zaman da onları şöyle bir deneyin. Eğer onlar akıllanmışlar, haram helâl sınırlarına riâyet edebilecek, mallarını koruyabilecek ve onlar üzerinde Allah’ın yasalarına uygun tasarrufta bulunabilecek bir noktaya geldiklerine kanaat getirmişseniz o zaman mallarını kendilerine güzellikle kendilerine teslim edin. Evet Rabbimiz yetimlerin mallarına hiç yaklaşmayın, hiç do-kunmayın demiyor. Onların yararlarına olacak biçimde yaklaşın bu-yuruyor. Kendileri ergenlik çağına girip o mallarına sahip oluncaya kadar onların mallarını değerlendirin. Çoğaltın, kazandırın. Ama za-rarına dokunmayın. Ölçüye ve tartıya da riâyet edin. Aranızda ölçü ve tartıyı da adâletle yapın. Haksız yollarla insanların mallarını eksiltmeyin. Haksız yere insanların mallarını yemeye kalkışmayın. Reklamlar aracılığıyla ihtiyaç olmayan şeyleri ihtiyaçmış gibi göstererek insanların mallarını sömürmeye çalışmayın. Zorla insanlara satmaya çalışmayın. Suni ihtiyaçlar oluşturmaya ve insanları şartlandırmaya çalışmayın, buna hakkınız yoktur. Yapmayın böyle. İnsanların ellerindekilerinin tamamını alsanız bile yine de doymayacaksınız, doymuyorsunuz da zaten. Ekonomik gücünüz geçen yıla oranla bu yıl en az iki üç misli arttı, ama siz yine de köleliğinize devam ediyorsunuz. Malınız arttıkça aynı oranda köleliğiniz de artıyor. Bir türlü doymuyorsunuz, doyamayacaksınız da bu gidişle. Başka değil ancak gözlerinizi toprak doyuracak sizin. Halbuki Müslümanları kardeş bilecektiniz. Onların mallarını kendi malınız, onların menfaatlerini kendi menfaatiniz bilecektiniz. Dükkanınıza alış veriş yapmak için gelen kardeşlerinize, ihtiyaçları olmadığı halde ihtiyaçmış zannederek size gelen kardeşlerinize: Kardeşim vazgeç bundan, senin buna ihtiyacın yoktur, şu anda evinizdekiler sizin için yeterlidir demeliydiniz. Bu insanları sömürmekten vazgeçip, akıl vermeliydiniz onlara. Ama sizler tam tersini yapıyorsunuz. Evet ölçü ve tartıya riayet edin. Ama bu sadece para ve mal ile ilgili değildir. Her konuda ölçü ve tartıya riayet edeceğiz. Meselâ şimdi İslâm’a göre yapılmaması gereken bir şeyi net ve düzgün bir şekilde yapınca buna ölçülü diyebilecek miyiz? Allah’ın istemediği bir tarzda kendince çocuklarına dengeli davranan bir ana-baba ölçülü müdür? İçki içen bir kişinin, zina eden bir kişinin kendince dengeli davranmasına ölçü diyebilir miyiz? Ölçüp biçip en uygun bir şekilde hırsızlığı gerçekleştiren kişi Allah’ın istediği ölçüyü yerine getirmiş sayılabilir mi? Allah’ın istemediği bir ev tefrişi düzenine nasıl düzen diyeceğiz? Allah’ın istemediği bir hukuk düzenine, bir eğitim düzenine, bir toplum düzenine nasıl düzen diyeceğiz? İyi de biz bunu nasıl becerebilelim? Buna nasıl güç yetirebiliriz? demeyin. Allah hiç kimseye gücünün yetmeyeceği bir yük yüklemez. Allah’ın sizden istediklerinin tamamı size göredir. Bunların tamamı sizin fıtratlarınıza uygun ve sizin yapabileceğiniz cinsten şeylerdir. Yâni sakın ha bu devirde bunlar mümkün değildir, bu devirde ölçüye tartıya riâyet imkânsızdır, kazanmak için çeklerde senetlerde şöyle şöyle yapmak zorundayız, yetimlerin, güçsüzlerin mallarından yemek zorundayız, buna riâyet gerçekten zordur filan demeye kalkışıp Allah’a iftira etmeyin. Çünkü Rabbinizin sizden istediklerinin tamamı tam size uygun şeylerdir. Konuştuğunuz zaman, söz söylediğiniz zaman da âdil davra-nın. Konuştuğunuz zaman Allah’ın istediğini konuşun. Peygamberin örneklediğini, razı olduğunu konuşun. Peygamber modeliyle konu-şun. Hep haktan yana, hep adâletten yana konuşun. Asla zulme sapmayın. Kendi aleyhinize bile olsa, akrabalarınız aleyhine bile olsa konuşmalarınızda adâletten ayrılmayın. Zulme sapmadan hep adâletten yana olun. Eğer bu doğru söylemenizin karşılığında zarar görecek olan yakınlarınız, akrabalarınız bile olsa fark etmez siz zinhar adâleti gerçekleştirin. Allah’ın ahdine vefalı davranın. Allah’ın ahdini gerçekleştirin. Rabbinize verdiğiniz sözlerinize sâdık olun. Ya da şâhitliği adâletle yerine getirin. Sözlerinizi yamultmayın. Eğri büğrü konuşmayın. Allah’ın ahitlerini de yerine getirin. Kitaplar göndererek, peygamberler göndererek, insanlar öldürüp dirilterek her bir dönem Allah’ın sizden aldığı ahitlerine de riâyet edin. Allah gönderdiği kitapları ve peygamberleri vasıtasıyla size sizden istediklerini bildirmiştir. Sizler Rabbinizin sizden istediklerini yerine getirin. Siz ona karşı verdiğiniz sözlerinizi yerine getirin ki o da size olan vaatlerini yerine getirsin. Allah’a verdiğiniz sözlerinizi tutun. Bir de Allah kullarına karşı verdiğiniz sözlerinizi de yerine ge-tirin. Randevularınıza ve verdiğiniz sözlere sâdık davranın. Allah’a verdiğiniz sözlere sâdık davranın ki kullara verdiğiniz sözlerinize sadâkat alışkanlığı kazanasınız. Zaten Rabbine verdiği söze sâdık olmayan bir adamın insanlara verdiği sözlerine sadâkati beklenemez. İşte tezekkür edesiniz diye, bunları akıllarınızın en üst köşesine yazıp unutmayasınız diye, bunlarla hayatlarınızı düzenleyesiniz diye Rabbi-niz bunları size vasiyet ediyor, tavsiye ediyor. İşte Allah böyle emrediyor, böyle vasiyette, tavsiye de bulunuyor, belki tezekkür eder, tefekkür eder, öğüt alır, üzerinde düşünür ve bunu gündemde tutarsınız.