154. “Sonra, iyilik işleyenlere nîmeti tamamlamak, her şeyi uzun uzadıya açıklamak, doğruyu göstermek ve rahmet olmak üzere Mûsâ'ya Kitabı verdik. Rablerine kavuşacaklarına belki inanırlar.” Sonra biz Mûsâ’ya kitap verdik. Mûsâ’ya Tevrat’ı verdik. Mûsâ’yı da kitapla müşerref kıldık. Yâni şu anda sizin karşınızda duran peygamberim türedi, yeni çıkmış bir elçi değildir. Ondan önce de pey-gamberler gönderdik biz. Veya bu sırat-ı müstakîm üzerinde bu-lu-nan, sırat-ı müstakîmin yolcusu sadece Muhammed (a.s) değildir. O yolun yolcusu, o yolun peygamberi ve mihmandarı sadece o değildir. Sadece İbrahim as, sadece Îsâ (a.s) değildir. İnsanlığın ilk atası ve ilk peygamberi Hz. Âdem (a.s) dan son elçi Hz. Muhammed (a.s) a kadar gelmiş geçmiş tüm peygamberler bu yolun yolcusu ve önderleridir. Tarih boyunca hiç bir ümmeti, hiçbir toplumu vahiysiz ve rehbersiz bırakmamıştır Rabbimiz. Her ümmete, her topluma elçi gönderilmiştir. Ve artık bundan sonra hiçbir toplumun mâzeret hakkı da kal-mamıştır. Hiçbir toplum ya Rabbi biz bunu duymamıştık, bizim bundan haberimiz yoktu deme hakkı kalmamıştır. Bütün insanların ona bakarak, tutunarak hidayet bulabilecekleri kitaplar göndermiştir Rab-bimiz. İşte burada da Rabbimiz yıllar önce Hz. Mûsâ (a.s) a ve onun toplumuna da kitap gönderdiğini anlatıyor. Mûsâ’ya da Tevrat’ı göndermiştir ki muhsinlere, Allah’ı görüyor muşçasına Allah’a kulluk edenlere, Allah huzurunda ve Allah kontrolünde olduklarını hiç bir zaman hatırlarından çıkarmayarak ona lâyık kulluk yapmaya çalışan-lara nîmetlerini itmam etmek için ve onlara ihsan buyurduğu nîmet-lerinden en zirvede bir nîmet olarak kitap nîmetini de onlara ulaştır-mak istemiş. Rabbimizin İsrail oğullarına tarih boyunca ulaştırdığı nîmetlerini biliyoruz. Firavunun zulmünden ve ona kölelikten kurtarmış, onları hürriyetlerine kavuşturmuş, çöl ortamında bıldırcın eti, kudret hel-vasıyla onları doyurmuş, yeryüzünün efendisi yapmış vs vs. Ama tüm bu nîmetlerinin üzerinde en büyük nîmeti olarak onlara Tevrat’ı göndermiş Rabbimiz. Kimileri; efendim hani burada Tevrat’tan filan söz edilmiyor, binaenaleyh nereden çıkarıyorsunuz bunu filan diyorlar. Peygamberimden öğreniyorum. Kur’an’da anlatılan mantıktan öğreniyorum. Yâ-ni Allah kitabında; Biz Musa’ya Tevrat diye bir kitap verdik demiyor, demesin. Yâni Rabbimizin âyetlerini gönderme modelleri ne zamandan beri insanların mantıklarına uymak zorundaydı da? Meselâ kısasla ilgili kimi âyetleri de Rabbimiz bir başka şekilde anlatmıştır. Ya da orucu bir başka çeşit anlatmıştır. Meselâ oruç farz mı? Evet. Peki İslâm’ın şartlarından birisi mi? Evet. Peki Allah saymış mı böyle İslâ-m’ın şartı şunlardır diye? Hayır. Meselâ aynı merkezden düşünenler Kur’an’da kader yoktur demeyi kendilerine iş ediniyorlar. Oysa bakıyoruz Kur’an baştan sona kadere imanı anlatıyor. Bakın Yakup ve Yusuf dönemindeki kadere, meğer Rabbimiz Yakup oğullarını Mısır’a girdirecek, meğer yüz yıllar sonra Musa aleyhisse-lâm Yakup’un oğullarını Mısır’dan çıkaracakmış. Bu Allah’ın kaderi, takdiri değil mi? Buna nasıl iman etmeyecekmişiz biz? Kadere iman eğer Allah istediği imtihan eder’e imansa evet, Allah her şeyi bilire imansa evet, Allah her şeyi nasıl isterse öylece takdir eder, dilemesine sınır yoktur, her şeyi yaratan O’dur gerçeğine imansa elbette bu kadere iman edeceğiz. Kur’an baştan sona bunu gündeme getirir. Sema bunun için vardır, arz bunun için gündemde tutulur. Adem’den iblise, Nuh’tan, Hûd’a, Sâlih’ten, Semûd kavmine hepsi sanki bu kaderin anlatımı içindir. Rabbimiz Hz. Musa aleyhisselâma Tevrat vermiştir. Tastamam her şeyi tafsilatıyla anlatan, her problemi fasıl fasıl halledici bir kitap olarak. Onda her şeyi açık açık anlatıyordu Rabbimiz. Sırat-ı Müstakîmi, takva yolunu, dünyada huzur ve sükûn, âhirette de cennet yolunu anlatıp açıklıyordu. İşte tıpkı onun gibi bir kitap da son elçi-sine gönderiyordu. Evet her şeyi tastamam açıklayan, ihsan sahiplerine her şeyi bütün tafsilatıyla anlatan, fasıl fasıl her problemi çözen, halleden bir kitap olarak o Tevrat döneminin hidayet rehberi ve rahmet olarak, rahmet vesilesi olarak gönderildi. Böylece insanlar onunla yol bulup hayatlarını düzenlesinler diye. Peki ya bizim kitap? Tevrat bizim kitabımız değil mi? Evet Allah’tan geldiği orijinal şekliyle, bozulmamış şekliyle o kitap bizim imanımızın konusu olan bir kitaptır. Ama şu anda onunla amel edecek miyiz? Amellerimizi ona dayandıracak mıyız? Hayır. Tevrat’tan bizim kitabımıza aktarılanlar varsa artık biz Kur’an diye onunla amel ederiz. Bizi bizim kitabımız bağlar. Çünkü son kitap odur. Yâni o zaman şöyle bir soru sorarsak: Tamam anladık, o dönemde kullarına yol göstermek için Rabbimiz, bir kitap göndermiş, Tevrat’ı lütfetmiş, hayat programı olarak gönderdiği kitabıyla onların yollarını açmış. Gönderdiği bilgisiyle onların gerek dünyalarını, gerekse âhiretlerini kazanmalarına imkân hazırlamış. Peki bugün biz ne yapacağız? Biz hayatımızı nasıl düzenleyeceğiz? Biz neyle amel e-deceğiz mi diyorsunuz? Dünya ve ukba saadetini kazanacak bir yol, bir program, bir yasa, bir rehber, bir kitap mı arıyor, soruyorsunuz? Alın işte size de bir kitap, buyurarak Rabbimiz bizim karşımıza da bir kitap sunuyor: