155,157. “Bu, indirdiğimiz kutsal Kitaptır, ona uyun. "Bizden önce iki topluluğa kitap indirildi, bizim onların okuduklarından haberimiz yok" demekten, veya "Bize kitap indirilseydi onlardan daha doğru yolda olurduk" demekten sakının ki merhamet olunasınız. Şüphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir. Allah'ın âyetlerini yalanlayanlardan ve onlardan yüz çevirenden daha zâlim kimdir? Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, kötü bir azapla cezalandıracağız” Evet şimdi de Kur’an tanıtılıyor. Bizim kitabımız olan Kur’an. Elimizdeki kitabı, yahut duvarlara astığımız, sandıklara bastığımız, düğünlerde gelinlere, damatlara hediye ettiğimiz, hatimlerde, cenaze başlarında okuduğumuz, ama bir türlü anlamaya yanaşmadığımız kitabımızı tanıtıyor Rabbimiz. İşte bir kitap ki, onu biz indirdik diyor Rabbimiz. Biz onu bu ümmete indirdik. Sürekli insanların ellerinin altında, masalarının üstünde, soflarının başında, yataklarının kenarında, yorganlarının ucunda yâni hayatlarının içinde olsun diye. İnzal, tenzil, tenzil-i rütbe indirmek demektir. İndirmiş Allah onu. Peki ne özelliği varmış bu kitabın? Nasıl bir kitapmış bu son kitap? Mübarekün, mübarek, bereketli, bereket kaynağı bir kitap. Bereket insanın hayra, hakka, hidayete ve cennete ulaşması demektir. Evet işte bu kitap kendisine baş vuranları hakka, hidâyete ve cennete ulaştıran bir kitaptır. Peki ne için indirmiş Rabbimiz onu? Ne yapalım yâni? Yazısını güzel yazalım. Kûfî olsun, sülüs olsun, lafzatullahlar alt alta, üst üste gelsin. Lüks kılıflar ve süslü ciltler yapalım ona. Hayır hayır bunların hiç birisi istenmiyor bizden. Ya ne isteniyor? Ne için indirmiş Allah onu? Ona tâbi olun. Ona uyun. Onu takip edin. Yemek hazırdır, haydi buyurun demek gibidir bunun mânâsı. Haydi buyurun ve başka hiç bir şeye bakmayın demektir. Berekete hayra, hakka, hidayete, cennete ulaşmak istiyorsanız haydi alın elinize bu kitabı. Gece-gün-düz okuyun onu. Anlamaya çalışın. Kafa yorun. Değilse bu kitabı durduğu yerden herkese bereket ulaştıran, herkesi cennete ulaştıran bir kitap değildir. Durduğu yerden kendi kendine insanların dünyasını aydınlatan, insanlara nûr dağıtan, insanları hidayete ulaştıran bir ki-tap değildir bu kitap. Unutmayın ki bu kitap kendisine yol soranlara yol gösteren, kendisine baş vuranları nûra, hakka, hidayete ulaştıran bir kitaptır. Onunla beraber olanlar, onunla yol bulmak isteyenlere, onun tarif ettiklerine kulak veren kimseler için bereket kaynağıdır bu kitap. Ona ittiba etmeyenler, tarif ettiklerini dinlemeyenler, peşi sıra gitmeyenler kesinlikle onun bereketinden mahrum kalacaklardır. Sadece okumak istenmiyor ama bakın. Yâni okuyacak insanlar bu kitabı, sonra da diyecekler ki; tamam, öyle, aynen dediğin gibi, çok hoş buyurdun ey Kur’an, ne kadar da güzel söyledin diyecekler, ama peşi sıra gitmeyecekler, dediklerini uygulamaya yanaşmayacaklar. Yâni sen çok güzel söylüyorsun, nasıl da tatlısın, ama yâni ne yapayım ben burada bulunmuş bulundum? Çaresizim, imkânsızım gibi kalbine yerleştirdiği mazeretlerden dolayı ona ittiba etmeyenler asla Kur’an’ın bereketinden istifade edemeyeceklerdir. Muttaki davranın. Onunla yol bulun. Yolunuzu ona sorun. Ha-yat programınızı ondan alın. O desin siz yapın. Ondan izin alamadıklarınız şeylerden uzak durun. Sürekli O’nun kontrolü ve murakabesi altında olduğunuzu unutmadan yaptıklarınızı O’na lâyık yapın. O’nun koruması altına girin. Bir an bile O’ndan gafil olmadan O’nun istediği gibi bir hayat yaşayın. Böylece Allah’ın rahmetine ve merhametine eresiniz. Allah’ın merhametine ehil hale gelesiniz. Kendinizi cennette bulasınız. Hemen hemen her sohbette, her toplantıda konuşulan şey budur. Yahu ne yapalım? Ne edelim? Nasıl yapalım? İşte Rabbimizin en güzel ve en net ifadesi. tâbi olun ona. Uyun bu kitaba. Onu anlayın ve sizden ne istiyorsa öylece yapın. Yemek yemeniz konusunda, meslek seçmeniz konusunda, kazanmanız harcamanız konusunda, çocuklarınıza isim vermeniz konusunda, almanız vermeniz konusunda, küsmeniz barışmanız konusunda ve hayatınızın her bir konusunda size ne tarif ettiyse, nasıl yapmanızı tarif buyurduysa uyun ona. Peki tamam da ne bileceğim ben bu kitabın bana ne tarif ettiğini? Nasıl anlayacağım ben bunun bana ne dediğini? Elbette okuyacak ve bileceğiz. Kitabın geliş gayesini de şöyle anlatıyor Rabbimiz: Bu kitabı sizler şöyle demeyesiniz diye indirdik. Ne oluyor? Bizden önce iki taifeye kitap geldi de bize gelmedi, demeyesiniz diye. yahudi ve hıristiyanlara Allah kitap gönderdi de bize göndermedi, Mekkelilere Allah kitap indirmedi, bizim kitaptan da, Allah’tan da, Allah’ın ve kitabın istediği hayattan da haberimiz yoktu. Biz böyle bir şey duymamıştık. Biz bu kitabın dersinden, dirasetinden gafildik demeyesiniz diye size de bu kitabı gönderdik diyor Rabbimiz. Yâni bizden önceki Yahudi ve Hıristiyanlara kitap gönderilirken bize gönderilmedi. Biz kitabın dersinden, dirasetinden, mesajından, eğitiminden gafil kalmıştık, bizim senin istek ve arzularına ulaşamamıştık, ilgi kuramamıştık demeyesiniz diye bu kitabı gönderdik. Sonra bir de şöyle demeyesiniz diye bu kitabı gönderdik: Ah keşke bize de bir kitap gönderilmiş olsaydı, bizler de Rabbimizin vahyine muhatap olmuş ol-saydık elbette biz o bizden önceki ehl-i kitaptan daha ciddi hidâyet üzere bulunur, iyi bir müslüman olurduk. Evet dikkat ederseniz biz bu kitabın dirasetinden gafildik demeyesiniz diye deniyor. Dirase, diraset sadece mücerret okumak de-ğildir. Dirase, ders sadece sevap kazanmak için ölülerin üzerine okumak değildir. İnsanların anlamak ve anladıklarını uygulamak üzere, onunla hayatlarını düzenlemek üzere okuyup anlamak ve bilgilenmek demektir. Öyleyse bu âyetten anlıyoruz ki bu kitabı anlayamadık diye bir itiraz hakkımız kalmamıştır. Artık hiç kimsenin bu konuda her hangi bir itiraz hakkı kalmamıştır. Evet Rabbimiz kıyâmete kadar insanların böyle bir itiraz hakları kalmasın diye bu kitabı indirdik buyuruyor. Artık hiç kimsenin itiraz hakkı yoktur. Kitap bizden önceki yahudi ve hıristiyanlara geldi de bize gelmedi. Bu kitap sahâbeye geldi de bize gelmedi. Bu kitap İmâm Ebu Hanife, İmâm Şafii’ye geldi de bize gelmedi. Kitap hocalara, hacılara geldi de bize gelmedi. Eğer bize de bir kitap gelseydi bizler onlardan daha güzel anlar, onlardan daha güzel amel eder ve onlardan daha doğru yolda olurduk demesinler diye bu kitabı indirdik diyor Allah. Eğer Rabbimiz bize de bir kitap gönderseydi biz de tüm problemlerimizi onunla çözerdik, hayat programlarımızı o kitaptan alırdık, onun yap dediklerini yapar, yapma dediklerinin de yakın semtine uğramazdık. Ama bize böyle bir kitap gelmedi. Eh şimdi ne yapalım biz? Biz kime gidelim? Nasıl bir hayat programı yapalım? Bizim elimizde böyle bir kitabımız olmayınca mecburen birilerinin kitabıyla amel etmek zorunda kaldık. Elimizde böyle açık net bir örneğimiz olmayınca mecburen kendimize örnekler aradık, bulduk ve onlar gibi yaşamaya başladık. Onlara tâbi olmaya, onları taklit etmeye mecbur kaldık demeyesiniz diye size bu kitabı ve onun pratiği olan son peygamberi gönderdik diyor Rabbimiz. Artık bundan sonra Allah’ın kitabını, Allah’ın elçisi Hz. Mu-hammed (as)’ı yok farz ederek, onları yalan sayarak, onların gösterdiği hayat programından habersizce bir hayat yaşayan kimselerden daha zâlim kim vardır? Kitap geldiği halde onu görmezden gelerek başkalarının kitaplarına yönelenlerden daha zâlim kim vardır? Örnek olarak Peygamber geldiği halde, o peygamberin örnek hayatı gün gi-bi hayatta olduğu halde onu bırakıp da kendisine başka örnekler ara-maya çalışan kimselerden daha zâlim kim vardır? Allah onlara kitap göndersin onunla yol bulsunlar, yollarını ona sorsunlar diye, hayatlarını onunla düzenlesinler diye, peygamber göndersin ona bakıp onun gibi yaşasınlar diye, sonra kalkıp bu insanlar kitapla da peygamberle de ilgilenmesinler, Allah’ın kendilerine açtığı bu rahmet kapılarından istifade etmesinler ve böylece kendi kendilerini zâlim yapsınlar olacak şey midir bu? Sonra da üstelik bu insanlar kendi zulümlerine başkalarını da ortak etmek için çırpınsınlar. Bundan daha büyük bir zulüm ve nankörlük düşünmek mümkün değildir. Kitaptan, sünnetten uzaklaşan, insanların peşine takılan zavallılar da efendim işte bizi filanlar falanlar aldattılar. Bize siz bu kitabı anlayamazsınız dediler ve bizi sapıttılar diye filanları, falanları suçlamaya kimsenin hakkı yoktur. Çünkü: İşte size ize Rabbinizden bir beyyine, işte size Rabbinizden bir açık, ayan beyan bilgiler geldi. Hidâyet rehberi, cennet sebebi ve rahmet eseri ve merhamet unsuru olarak bir kitap geldi. Gelen bu kitap beyyin olan son derece açık ve net anlaşılabilen bir kitaptır. Hiç bir kapalılığı, hiç bir eğri büğrülüğü olmayan bir kitaptır bu kitap. Yâni bu kitapta her hangi bir tenakuz, her hangi bir çelişki, bir uyumsuzluk bir münâsebetsizlik yoktur. Onda insanların anlayamayacağı, şaşkınlığa düşerek bocalayacakları bir karışıklık, bir bulanıklık, bir tutarsızlık yoktur. Bu kitap her sınıf ve her dönem insanlığının anlayabileceği doğrulukta, netlikte ve berraklıkta bir kitaptır. Sadece belli sayıda ve belli sınıf insanların anlayabilecekleri diğerlerinin anlayamayarak bo-calayacakları içinden çıkamayarak sapıtacakları bir kitap değildir bu kitap. Tüm diğer kitaplardan üstün, arınmış, insan eli değmemiş bir kitaptır o. Rabbinizden size yol gösteren bir hidâyet ve rahmettir o. Evet beyyindir bu kitap. Eğer insanlar bu kitaba dayanarak konuşacak olurlarsa, muhatap ateist bile olsa belki kızacaktır onu duymaktan, ama mutlaka onun doğruluğunu kabullenip susacaktır. Eğer insanlar bu kitaba dayanarak hareket edecek olurlarsa kesinlikle bilelim ki hatalarını en aza indirebileceklerdir. O halde gücünüz yettiği kadar bu kitapla beraber olun. Gücünüz yettiği kadar bu kitapla konuşun. Sözlerinizi, amellerinizi gücünüz yettiği kadar bu kitaba dayandırmaya, bu kitapla hareket etmeye çalışın. Desteğiniz, dayanağınız, hareket noktanız bu kitap olsun inşallah. Hüden dir bu kitap. Hidâyet kaynağıdır. Hakkı bâtılı, iyiyi kö-tüyü, doğruyu yanlışı ayırandır, öğretendir bu kitap. Rahmettir bu kitap. Rabbimiz mahza rahmetinin eseri olarak göndermiştir bunu bize. Bir de burada şunu söyleyelim inşallah: Sanki âyetten anlı-yoruz ki Rabbimiz tabiri caizse kendisini garantiye alıyor. Kendisini töhmet makamında bulundurmuyor. Yarın bize kitap gelmedi diye her hangi bir itirazınız olmasın diye bu kitabı size gönderiyorum diyor. Halbuki hiç kimse Ondan hesap soramazken, hiç kimse O’nu bu konuda sorgulama hakkına sahip değilken, yine de Rabbimiz bu konuda sanki kendisini garantiye alıyor. Buyuruyor ki bakın: Yarın sizden böyle bir itiraz gelmesin diye ben bunu size gönderiyorum. Rabbimiz aslında bizden çekindiği için filan değil de bize burada bir örnek gösteriyor. Diyor ki, ey kullarım, ben bile Allah olduğum halde kendimi bu konuda garantiye alıyorum da, ya sizler ne ya-pacaksınız? Yarın çocuklarınızdan böyle bir itiraz gelirse. Babamızdı, ama bize bu kitabı anlatmadı ya Rabbi! Kadınlarınızdan bir feryat yükselirse. Kocamızdı, ama bize bu kitabı duyurmadı ya Rabbi! Kom-şumuzdu, ama bize duyurmadı! Akrabamızdı, kendisi okuyordu bu kitabı, tanıyordu bu kitabı, ama bizler ondan, onun dirasetinden habersizdik. Bizler bu kitabın varlığından gafildik. Bize anlatmadılar ya Rabbi! Bize duyurmadılar! Bizi bu kitapla tanıştırmadılar! Eğer bilenler bize de anlatsalardı biz belki onlardan daha güzel onunla amel edecek, onlardan daha doğru yolda olacaktık! Diye çevrenizden gelebilecek itirazlar karşısında sizler ne yapacaksınız? diyerek bize yol gösteriyor Rabbimiz. Öyleyse yarın çevremizden bu itiraz feryatlarını duymak iste-miyorsak anlatalım bunu çocuklarımıza. Anlatalım akrabalarımıza. Anlatalım komşularımıza ve tüm çevremize. Değilse siz galiba şunu bekliyorsunuz: Şimdi Allah böyle bir kitap gönderecek, rahmetinin gereği sizi kendi bilgisiyle şereflendirecek, sizi muhatap kabul edecek ama insanlar o kitaba karşı nankör bir tavır takınacaklar, yalan sayacaklar, o kitabın bereketinden istifade etmeyecekler, söyleyin bundan daha büyük bir zulüm olur mu? Böyle yapanlardan daha büyük zâlimler olur mu? İşte böylece âyetlerimizden sapanları, kendilerini saptıranları, insanları saptıranları, âyetlerimizden yan çizenleri en korkunç azabımıza çarptıracağız. Böyleleri azabımızı beklesinler. Evet Rabbimiz peygamberine hitapla buyuruyor ki, ey pey-gamberim ben sana bir kitap gönderdim. Biz bu kitabı bu ümmete indirdik. Biz bu son kitabımızı tüm insanlığa indirdik. Yâni sürekli eli-nizin altında, dilinizin altında olsun diye, sürekli masanızın üzerinde, cebinizde, sofranızın üzerinde, yatağınızın kenarında, yâni hayatı-nızın içinde olsun diye. Sürekli gündeminizde canlı tutulsun diye. Âyetlerimizden insanları saptıranlar, âyetlerimizi kamufle ederek, örterek, örtbas ederek gündemden düşürmeye çalışanlar, yanlış anlamlar vererek insanların sapmasına sa’y edenler, âyetlerden yan durup kenar duranlar en korkunç, en çetin azabı hak edecekler. Evet işte bu kitabın indirilişi böyledir, ama: