En'âm Suresine Dön

En'âmالأنعام

15. Ayet

15En'âm Suresi

قُلْ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّ۪ي عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ

De ki: “Şayet Rabbime isyan edersem şüphesiz ki o büyük günün azabından korkarım.”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

15."Ben Rabbime karşı gelirsem büyük günün aza-bından korka­rım." Evet ben büyük günün azabından korkarım. Bunu söyleyen Al­lah’ın Resûlüdür. Ya da peygamberinin böyle demesini istiyor Rab-bimiz. Kur’an-ı Kerîmde Rasulullah Efendimize böyle bazı hitaplar gö­rüyoruz. Meselâ eğer şöyle şöyle yaparsan senin şah damarını kopa­rırız! Veya eğer böyle böyle yaparsan dostun da yok, yardımcın da! gibi âyetler görüyoruz. Peki Allah’ın sevgilisi peygamber bile böyle olursa biz neyimize güveniyoruz da? Bakın Rasulullah korkuyor. Tabi öyle yapmaz Allah’ın Resûlü de Rabbimiz yine de onu ikaz ediyordu. Meselâ bazen bir içtihat olarak Allah’ın Resûlü bir şeyler ya­par. Meselâ Mekke müşriklerini huzuruna almış ve onlara bir şeyler anlatabilmenin heyecanı içinde kıvranırken bir Ümmü Mektum gelir ona şöyle şöyle davranır da Allah hemen onu uyarıverir. Ama bu ko­nuda mazurdur Allah’ın Resûlü. Çünkü o konuda daha önce kendi­sine bir uyarı gelmemiştir. Yâni onun içtihadıydı bu. Ama uyarı geldiği andan itibaren Rasulullah hemen Allah’ın uyarısına uyuverir. Meselâ yine münâfıklar hakkında istiğfar eder bir içtihat gereği Allah’ın Resûlü, veya bir münafığın namazını kılar da peygamber he­men Allah’tan uyarı geliverir bir daha böyle yapma diye. O bir beşer olarak bizim kendisine uyabileceğimiz, kendisini örnek alabileceğimiz, tam bize göre bir hayat yaşıyordu. Zira biz beşeriz, biz gaflet ederiz, biz hata ederiz. O gaflet etmez ama bir defasında Allah’ın Resûlü u-yuyup kaldılar, kendilerinin nöbetçi olarak bıraktıkları Hz. Bilal de uyu-yup kalınca sabah namazını geçirirler. Peki buna ne diyeceğiz şimdi? Allah’ın Resûlü hata etti mi diye­ceğiz buna? Hayır, ama bu şekilde namaz kazaya kalınca, kaza edileceğine dair bize bir hüküm verilecek, bize bir ders olacaktı bu. Tıpkı Hz. Adem ağaca yaklaştı, yâni Allah onun yaklaşmasına izin verdi ki dünya olsun. Allah buna müsaade etti ki tövbe gündeme gel­sin ve kıyâmete kadar günah işleyenlere tövbe konusunda bir hüküm vaz edilebilsin. İşte bakın Allah’ın Resûlü hata etmeyeceği halde: "De ki, eğer ben Rabbime isyan edersem o büyük günün azabından korkarım!" Peki peygamber böyle korkarsa bizim ne yapmamız lâzım? Ama unutmayalım ki korkmak için bilmek lâzım. Meselâ bıçağın nasıl kes­tiğini bilmeyen kişi korkamaz. Ateşin yaktığını bilmeyen kişi korka­maz. İlerde birilerinin pusu kurduğunu bilmeyen kişi korkamaz. ce­hennemi bilmeyen kişi korkamaz. Allah’ın Resûlü biliyordu ki korku­yordu. Ben o günün dehşetinden korkuyorum diyordu. Yâni o gün, ya da bugün Rabbim benim belâmı veriverse ben ne yaparım! Bana kim yardım edebilir? Kim benim elimden tutabilir? Rabbime karşı kim bana yardım edebilir diyordu. Öyleyse âyetin ifadesiyle söyleyelim, biz de hem Allah’tan korkacağız, hem de bu korkumuzu insanlara du­yuracağız, çevremize ilân edeceğiz ki onlar da korksunlar. İşte Allah bize bunu anlatır.