164. “De ki: "Allah her şeyin Rabbi iken Ondan başka bir Rab mi arayayım? Herkesin kazandığı kendisinedir, kimse başkasının yükünü taşımaz; sonunda dönüşünüz Rabbinizedir, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirecektir.” Evet O Allah göklerde ve yerlerde ne varsa hepsinin Rabbi iken, tüm varlıkların boyunlarındaki kulluk ipinin ucu elinde iken, göklerde ve yerlerde ne varsa hepsi de O’na boyun büküp teslim olmuşlarken, her şey O’nu dinlerken ben kendime O’ndan başka bir Rab mı bulayım? Söyleyin Allah dururken hayata program çizecek başka bir rab mı bulacağım? Kendim için Ondan başka bir rab mı arayayım? Bana hayat programı olarak gönderilen kitabımın Fâtiha sûresinden En’âm sûresine kadar, En’âm sûresinde başından sonuna kadar rab olarak, kanun koyucu olarak, hayat programı belirleyici olarak bu kadar âyetiyle bana kendini tanıtan Rabbimi tanıdıktan sonra, şimdi tüm bunları bilmeyen birisi gibi kendime O’ndan başka bir rab mı bulayım? Allah’tan başka birisini rab kabul edip de irademi ona mı teslim edeyim? Hayatıma kulluk maddesi olacak, bana hayat programı belirleyecek Allah’tan başka kendime bir rab mı bulayım? Aile hayatım nasıl olsun diye sormaya ona mı gideyim? Hukuk düzenim nasıl olsun diye, ekonomik anlayışım nasıl olsun diye, siyasal yapılanmam nasıl olsun diye, ticaretim, işim, aşım, mesleğim nasıl olsun diye, kılık kıyafetim, yemem, içmem nasıl olsun diye, çocuklarıma karşı eğitimim nasıl olsun diye, hanımımla münâsebetim nasıl olsun diye sormaya ona mı gideyim? Allah’tan başka kendime bir velî mi bulayım? Ya da hayatımda Allah’la beraber başkalarına da karışma alanı bırakarak, hayatıma Allah’tan başkalarına da karar verme hakkını vererek müşrik mi olayım? O Allah ki göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Göklerde ve yerde ne varsa hepsinin var edicisi, göklerin ve yerlerin tek Rabbi, tek hakimi, mutlak hakimi ve mutlak otoritesidir. Peki sizin Rabbiniz kim? Peki bu soru öldükten sonra kabirde sorulacaktı, şimdi niye sorduk? Bir yanlışlık yaptığımızı mı düşündünüz? Evet kabirde de sorulacak ama, şimdiden ona hazırlık yapmak zorunda değil miyiz? Şu anda ne yapıyorsan bunu sana yaptırtan güç neyse senin Rabbin odur. Su mu içiyorsun? Eğer Rabbin izin verdi diye ise Rabbin Odur mübarek olsun, Rabbin olan Allah karşılığında sana cennet versin. Bir tip elbise mi giyiyordun? Bunun böylece olmasını sana Allah mı önerdi? Rabbin Odur. Başkaları istedi diye o tür bir giysiden yanaysan Rabbin o isteyenlerdir. Kısaca tüm amellerinde, pozitif ve negatif tüm hareketlerinde, tüm tercihlerinde hayatında etkili varlık kimse Rabbin Odur. Bunu hep kendimize sormak zorundayız. Meselâ komşularımla ilişkimde Rabbim kim? Soframın tanzimi konusunda, evimin tefrişi konusunda hayatımda etkili Rabbim kim? Kazanmam-harcamam konusunda hayatımda etkili Rabbim kim? Çocuklarımın eğitimi konusunda Rabbim kim? Rabbim kim? Rabbim kim? Hep soralım kendimize. Her hareketimizde durduralım kendimizi ve sorgulayalım kendimizi. Kim dedi de öyleyiz? Bu sofra mantığını kim kazandırdı bize? Bu hukuk düzenini kim istedi bizden? Bu eğitim yolunu kim gösterdi bize? Bu ev tefrişi anlayışını kim gösterdi bize? Bu kılık-kıyafeti kim istedi bizden? Neden böyle giyiniyoruz? Bu konuda Rabbimiz kim? Göklerde ve yerde ne varsa hepsinin Rabbi Allah iken ben neden başkalarını Rabb bileyim? Güneş Allah’ı dinlerken, ay, yıldızlar, canlı-cansız, büyük-küçük tüm varlıklar Rab olarak Allah’a teslim iken ben neden başka Rabler arayayım kendime. Bizim iç dünyamızı da, dış dünyamızı da düzenleyen Rab Allah değil mi? İç dünyamız Allah’a teslim iken irâdi dünyamızda neden Rab olarak sadece Allah’ı dinlemeyelim? Hakkımız var mı buna? Ve herkesin kazandığı kendisinedir, kimse başkasının yükünü taşımaz. Her bir nefis, her bir kimse kendi lehinde ve aleyhinde kazandıklarıyla, yaptıklarıyla sorumludur. Hiç kimse kendi kazandıklarının, kendi yaptıklarının dışında başkalarının amelleriyle değerlendirilmeyecektir. Hiç kimse hiç kimseden dolayı doğrudan sorumlu değildir. Tabii burada birinin diğerini iyiliğe veya kötülüğe teşvikinden dolayı sorumlu tutulması ayrıdır. Bir kişi birilerinin günaha girmesine sebep olmuşsa, birilerini kötülüğe sevketmiş veya zorlamışsa elbette ondan sorumlu tutulacaktır. Çünkü bu onun bizzat kendi günahı demektir. Sonunda hepiniz dönüp Allah’a geleceksiniz. O gün hüküm günüdür. O gün ceza günüdür. O gün adâlet günüdür. Adâletin ve hakkın ikame edildiği gündür. Ve o gün ihtilâf edip durduğunuz her konuda Allah size yarın haber verecektir. O gün hiç kimseye haksızlık yoktur. Yâni o gün hiç kimseye, hiç bir varlığa en küçük bir adâletsizlik ve zulüm yapılmayacaktır. Ne dünyada hesabını, kitabını bugün için yapıp da Allah’ın istediği kulluğu yaşamak için çalışıp çabalayan birinin hakkını alamaması gibi, mükafatını elde edememesi gibi bir adâletsizlik, ne yaptıklarının karşılığını tam olarak alamama gibi, yâni bir kısım haklarının zâyi olması gibi bir adâletsizlik olmadığı gibi, ne de kişinin hak etmediği halde haksız yere cezalandırılması biçiminde bir haksızlık da olmayacaktır. Yâni ne yapmadıklarından ötürü birinin mükafatlandırılması, ne de hak etmediği halde haksız yere cezalandırılması biçiminde bir adâletsizlik yoktur o gün. Yâni cezalandırılması gerekirken hak ettiği bu cezadan kurtulması, cehenneme gitmesi gerekirken yanlışlıkla cennete gitmesi, cennete gitmesi gereken birinin de yapmadığı şeyler kendisine isnat edilerek haksız yere cehenneme gitmesi türünde bir zulüm olmayacak. Ya da hiç kimseye hak ettiği cezadan daha fazlasını yüklemek biçiminde veya yanlışlıkla birinin günahının bir başkasına yüklenmesi, yâni birinin yerine başkasının cehenneme gitmesi gibi hiçbir adâletsizlik olmayacaktır. O yüce mahkemede böyle bir adâletsizlik yoktur. Herkese yaptıklarının karşılığı tastamam verilecektir. Kimse kimsenin yükünü yüklenemeyecek, kimse kimseye yar-dım edemeyecek, kimse kimseye bir fayda sağlayamayacaktır. Bakın Rabbimiz: "O gün herkes kendi derdine düşmüştür!" (Abese: 37) "Babanın oğluna oğulun da babaya hiç bir şey ödeyemeyeceği günden çok korkun!" (Lokman: 33) Evet ne zorla, zorbayla, ne de kolaylıkla hiç kimse kimsenin başına gelecek olanları defedemez. Zorla defedemez, çünkü yardım yoktur o gün. Kolaylıkla da defedemez, çünkü şefaat da yok o gün. Yâni ne karşılığını aynen vermek sûretiyle bir kurtuluş var, çünkü ve-recek karşılık yoktur. Ne de başka bir şeyle ödemek mümkün, çünkü fidye de yoktur o gün. Dönüş Allah’adır ve Allah ihtilâf ede geldiğiniz şeylerin tümünü size bildirecektir. Şimdi Allah’ın verdiği yetkiyle, iradeyle burada ihtilâflar edebiliyorsunuz, ama yarın Allah bunların gerçek olanlarını size haber verecektir. Ne hak, ne bâtıl, hangisi doğru, hangisi yanlış bunu yarın Allah size diyecektir.