En'âm Suresine Dön

En'âmالأنعام

20. Ayet

20En'âm Suresi

اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَٓاءَهُمْۢ اَلَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ۟

Kendilerine Kitap verdiklerimiz, öz evlatlarını tanıdıkları gibi onu (ve peygamberlik sıfatlarını) tanırlar. Kendilerini hüsrana/zarara uğratanlar, onlar iman etmezler.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

20. Kendilerine kitap verdiklerimiz Muhammedi çocuklarını tanı­dıkları gibi tanırlar. Fakat bunlar kendile-rine yazık ettiler, çünkü onlar inanmazlar." Evet kendilerine kitap verilenler, kitap bilgisine peygamber bil-gi­sine sahip olanlar Cenâb-ı Hakkın ulûhiyeti konusunda, Cenâb-ı Hakkın ortağının olmadığı konusunda kendilerine gönderilen son elçi­nin peygamberliği konusunda kesin bilgiye sahiptirler. Yâni onlar ken-di kitapları sayesinde, kendi peygamberlerinin kendilerine ulaştır­dık-ları bilgiler sayesinde kesin biliyorlar ki İlâh bir tek İlâhtır. O’ndan başka İlâh olmadığını ve O İlâhın gönderdiği elçinin son elçi olduğunu ve hak peygamber olduğunu oğullarını tanıdıkları gibi tanımaktadırlar bilmektedirler. Çünkü her peygamber kendi toplumuna ahir zaman peygam­berinin geleceğini, bu peygamberin sıfatlarını, kendisine gönderilecek kitabın özelliklerini, ümmetinin özelliklerini müjdelemiş, haber vermiş­tir. Onlar bunu oğullarını tanıdıkları gibi bilmektedir. Bilmekteydiler bunlar ama bildikleri halde hakkı gizliyorlardı. Mesela Abdullah İbni Selâm yahudi âlimlerindendir. Hz. Ömer kendisine bu âyetin mânâsını sorunca der ki: Vallahi ben onu kendi evlâtlarımdan daha kesin bili­rim. Çünkü kendi çocuklarıma gelince ne bileyim onların anası beni kandırmış olabilir deyince Hz. Ömer onun alnından öper ve çok güzel söyledin, çünkü Allah da böyle buyuruyor der. Yâni bizim ehl-i kitabın, bizim hoca takımının en büyük tehli­kesi buradadır. Kitaptan nasibi olanlar, İslâm’ı, imanı, Kur’an’ı sünneti, Allah’ı, peygamberi tanıyanlar. İlâhiyatlılar, İmâm Hatipliler, medrese­liler, hatipler, vaizler, müftüler, imâmlar, müezzinler, hocalar, hoca ço­cukları. Babası müftü olanlar, ya da Allah ve peygamberi adına biraz­cık bilgisi olanlar. Kitap ve sünnet adına azıcık bilgi sahibi olanlar var ya, işte onlar hakkı oğulları gibi tanımaktadırlar. Yâni kitapsız Müslü­manlık olmayacağını, peygamberi tanımadan Müslümanlık olamaya­cağını avuçlarının içi gibi bilirler, ama yine de yan çiziyorlar. Evet biz de biliyoruz hakkı. Biz de biliyoruz peygamberin fonk­siyonu. Biz de biliyoruz kitabın hayatımızdaki fonksiyonunu. Biz de bi­liyoruz bunları tanımak zorunda olduğumuzu. Biz de biliyoruz dinimizi bu ikisine bina etmemiz gerektiğini. Biz de biliyoruz bunlarsız din ol­mayacağını. Ama zevklerimiz ağır basıyor, menfaatlerimiz ağır bası­yor, dükkanımız ağır basıyor, okulumuz ağır basıyor, doktoramız ağır basıyor, evimiz engel oluyor, müşterimiz engel oluyor, yönetmenlikler ağır basıyor, çevremiz engel oluyor, âdetler, töreler ağır basıyor. Yâni oğlumuzu bildiğimiz gibi bileceğiz, ama dünyamız, menfa­atlerimiz dinimizi pratikte ortaya koymamıza engel olacak. Bu çok tehlikeli bir durumdur Allah korusun. Bunlar, bu yahudi âlimleri hakkı gizledikleri zaman kendilerinin gazaba uğrayacaklarını da bili­yorlardı. Bunu da bildikleri halde yine de gizlemeye devam ettiler. Bir de bu âyetten şunu anlıyoruz ki hakkı bilmekle hakka iman etmek ayrı ayrı şeylerdir. Hakkı bilmek hakka iman etmek demek de­ğildir. Bakın bunlar biliyorlardı ama iman etmiyorlardı. Bilgi ve iman pratiğe dökülmedikçe hiçbir şey ifade etmez. Efendim işte mârifet yeterlidir, onlar bunun mârifetine ermişlerdir filan diye birtakım zırvala­rın da hiçbir kıymeti yoktur. Evet ehl-i kitap hakkı oğulları gibi bilirler. Avuçlarının içini bildik­leri gibi bilirler ama kendilerine yazık ettiklerinden, kendilerini boşa harcadıklarından iman etmezler onlar. Rabbimiz bu âyetiyle kıyâmete kadar ehl-i kitabın İslâm’a ve Müslümanlara karşı tutumlarını arzederek ümmeti Muhammed’e bu konuda ders veriyor. Onlar bu dini çok iyi biliyorlar. Onlar bizim dini­mizin dinamizmini çok iyi biliyorlar. Onlar kesinlikle biliyorlar ki bu din haktır. Ve yine biliyorlar ki yeryüzünde bu dinin mensupları yaşadıkça kesinlikle kendilerine huzur yoktur. Amerikan savunma bakanının yer­yüzünde bir tek İsmail oğullu kalmayıncaya kadar bizim savaşımız sü­recektir sözünün altında yatan da işte budur. Bu savaş din yalnız Al­lah’ın oluncaya kadar sürecektir. Bunlar Müslümanlar hayatta olduk­ları sürece kendilerine huzur olmayacağını bildikleri için, ayrıca kendi tutarsız ve sapık dinleriyle bu tehlikenin karşısında duramayacaklarını bildikleri için yıllardır bu dinin kuvvet kaynaklarını araştırmakta ve bu dini bozabilmek için ellerinden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorlar. Bu kaynaklardan bu Müslümanları nasıl uzaklaştırabiliriz? Bu insan­ları dinlerini öğrenmekten nasıl koparırız? Böylece boşalan zihinlerine küfrü nasıl yerleştirebiliriz? Dertleri budur bu alçakların. Öyleyse bizler de kendi dinimizi kendi çocuklarımızı bildiği­mizden daha iyi bilmek zorundayız. Kendi dinimizi avucumuzun içini bildiğimizden daha yakın bilmek zorundayız, değilse Allah korusun bu alçaklar ve tüm yeryüzü zalimleri bizi ondan koparmaya âdeta yemin etmiş durumdadırlar, bunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız.