25."Buna rağmen onlardan kimileri de vardır ki seni dinlerler. Kur’an’ı anlarlar diye kalplerine örtüler kulaklarına da ağırlık koyduk. Bir âyet görseler ona iman etmezler. Nihâyet sana geldiklerinde de seninle çekişirler. İnkâr edenler: "Bu ancak öncekilerin masallarından başka bir şey değildir." derler." Onlardan kimileri de vardır ki seni dinlerler. Dinlerler ama itaate yanaşma görülmez hayatlarında. Dinlerler ama uygulamaya yanaşmazlar. Çünkü bu adamların kalplerine hakkı duymalarına, hakkı anlamalarına engeller, kılıflar koyduk. Kulaklarına da sanki ısıdan izole etme veya elektrikten yalıtma anlamına bir izole, bir tecrit bölgesi yerleştirdik. Kulaklarına kurşun dinlerler ama anlamazlar anlayamaz-lar. Evet peygamberim, seni dinlemeye gelirler ama bu dinleme onlara hiçbir fayda sağlamaz. Çünkü Allah onların Kur’an’ı anlamalarına engel olarak kalplerine örtüler, kulaklarına da ağırlıklar koymuştur. Bunların durumları Bakara sûresinde şöyle anlatılıyordu: "Küfredenlerin durumu çağırma ve bağırmadan başka bir şey duymayan hayvanı çağıranın durumuna benzer." (Bakara 171) Yâni bu insanlar çobanın nidasını, çağrısını duyan ama onun kelimelerinin anlamını anlamaksızın onun nidasına doğru giden sığır sürüleri gibidirler. Onlara bir şeyler anlatmak, nasihat etmek sığıra nasihat etmek gibidir. Ya da burada bağıran bu adamların kendileridir. Kendilerinin sesini işitmeyen, işitse de anlamayan birilerine bağırıp çağırmaktadırlar. Adam her gün bağırıyor; Atam! Babam! Dedem! Anam! Ecdadım! Senin yolundan gidiyoruz! Senin izini takip ediyoruz! Senin yolundan, senin izinden ayrılmadığımızın ispatı olarak bak şu anda huzurundayız! Huzurunu huzursuzlara bozdurmayacağız! Filan diyorlar ya. Bağırıyorlar, çağırıyorlar ama berikisi duymuyor, işitmiyor. Evet birinci anlamıyla bu adamlar sözü duyarlar, çobanın sesini duyarlar, ama onun demek istediğini anlamazlar, üzerinde düşün-mezler, anlamaya çalışmazlar demektir. Söyleyenin sözünü anlamak için akıllarını, kalplerini, gözlerini, kulaklarını kullanmak istemezler. Kör bir taklitten yanadır adamlar. Denilenin sebebini, hikmetini anlamaya yanaşmazlar. Nitekim bir gün Resûl-i Ekremin okuduğu Kur’an’ı dinlemek üzere gelen Ebu Cehil kendisiyle birlikte onu dinleyen Nâdir bin Harise: Ey Nâdir, Muhammed ne diyor? Onun okuduklarından bir şey anladın mı diye sorar. Resul-i Ekremin okuduğu Kur’an’ı uzun bir süre dinleyen Nâdir der ki: Kâbe’yi inşa edene yemin ederim ki ne di-yor bilmem? Görüyorum ki o sadece dilini oynatıyor, ama ne dediğini anlamıyorum der. Evet anlamıyorlar, anlayamıyorlardı, çünkü Allah onların kalplerine mührünü basmıştı Bakara’da anlatıldığı gibi. Ekin-ne, kinan kelimesinin çoğuludur ki kalplerinde kat kat örtüler vardır onların. Ölümle tüm bu organlar nasıl misyonunu kaybediyorsa, ölen kişi nasıl duymaz duygulanmaz ve anlamaz hale geliyorsa işte aynen onun gibi kabiliyetlerini söndürmüş, duymamayı, anlamamayı tercih etmiş bu insanların bu organlarını Allah iptal edivermiş manevî bir ölümle. Bundan bir de şunu anlıyoruz ki herhangi bir kişiden İslâm hakkında bir söz duyulduğunda delil sormadan ona uyulmaması gerekir. Çünkü onun dediği şey yanlış olursa ona uyan kişilerin Allah katında her hangi bir mâzeretleri olamaz. Evet bu adamlar seni dinlerler, Kur’an’ı dinlerler ama hiçbir şey anlamadan dinlerler. Kur’an sünnet okurlar ama anlamadan okurlar. Anlayıp kavramaya yanaşmak istemezler. "Nihâyet sana geldiklerinde de seninle çekişirler. Bu kâfirler derler ki bu esatîru’l evvelindir." Allah’ın âyetleri kendilerine okununca derki bunlar esatîru’l evvelindir. Anlayabildiğimiz kadarıyla Kur’an’ın değişik yerlerinde geçen bu sözü, iki mânâ ile şerh edeceğiz 1- Esatir kelimesi, satır kelimesinin çoğuludur. Satırlarlar anlamınadır. 2- Ya da esatir kelimesi üsturenin çoğuludur, o da üstureler, yâni mitoloji demektir. Buna göre bu hainlerin, bu kâfirlerin dediği, ya da bugünkü gafil Müslümanların çokça söyledikleri bu sözün iki mânâsı vardır: a: Bu kitap esatîru’l evvelindir. Bu eskilerin yazdıkları satırlar, bu eski kitaplardaki sayfalardır. Bunlar çok eski şeyler, hâlâ adam bakkal Alişandan alış veriş yapıyor demektir. Yâni bunlar eskilerin masalları, eski kitaplar bunlar. Eski şeyler, eskimiş şeyler bunlar. Bize göre daha çağdaş, daha biz ifadeli, daha bizim hayatımızı içeren kitaplar olmalıdır. İşte şehrimizle, kentimizle, belediyemiz, parlamentomuzla, atımız arabamızla, parkımız plajımızla, radyomuz televizyonumuzla ilgilenen bize yönelik, yeni kitaplar olmalı. Yâni daha çağdaş, daha özgün, daha yeni kitaplar olmalı diyorlar. Yeni satırlar arıyorlar adamlar. Veya efendim işte bunlar on üç asır öncesine ait şeyler. Ya da işte imâmlar dönemine, mezhepler dönemine ait şeyler. İmâmlar döneminde, mezhepler döneminde ayarlanmış, uyarlanmış şeyler. İmâmlar döneminde fıkha dökülmüş şeyler demeye çalışıyorlar. Garip ama bu alçakların dediklerini şimdi Müslümanlar söylüyor. b: Bu, mitoloji diyorlar, yâni efsane diyorlar. Sanki Kur’an’ın istediği hayatı mitoloji, efsane görmeye çalışıyorlar. Müslümanlar yapıyorlar bunu. Efendim o peygamberdi, elbette kitabı o anlayacaktı. Biz peygamber değiliz ki! Biz onun gibi değiliz ki bu kitabı anlayabilelim! diyorlar. Efendim onlar sahâbeydi elbette bu kitabı onlar anlarlar ve yaşarlardı diyorlar. Yâni şimdi bizler sahâbe miyiz ki bu kitabın âyetlerini anlamak ve yaşamakla sorumlu tutulalım? Mümkün değil arkadaş bugün bunu yapmak diyorlar. Kardeşim eğer Müslümansan, Müslüman olduğunu iddia ediyorsan o zaman kızını böyle giydireceksin, hanımını böyle eğiteceksin, şuradan kazanacak, şurada harcamayacaksın, denince yâni bu devirde kesinlikle bunları yapmak mümkün değildir diyorlar. Belki o devirde, eski zamanlarda bunları yapmak mümkündü ama bu devirde kesinlikle olmaz bu, diyorlar. Namazsız, abdest siz olmaz diyeceksin. Çaysız bir hayat düşüneceksin. Televizyonsuz bir hayat düşüneceksin, vallahi bu devirde imkânı yok olmaz bunlar, diyorlar. Allah korusun ama dünkü namussuzların, ahlâksızların, kâfir-lerin söylediklerini bugün Müslümanlar söylüyorlar. Kendilerine Al-lah’ın âyetleri okunduğu zaman kendilerine Allah’ın emirleri duyurul-duğu zaman bunlar esatîru’l evvelin diyorlar. Yâni bunlar ancak bir zamanlar insanların uyguladıkları ama bu zamanda uygulama imkânı olmayan şeylerdir, diyorlar. Hem masal diyorlar hem de insanları bun-dan engellemeye çalışıyorlar. Madem ki masal, öyleyse niye korkuyorsunuz bu kadar? Mademki masal, bırakın dinlesin insanlar. Hikâye anlatan başka insan yok mu piyasada? Hem kendilerine hem de çevrelerindeki insanlara tesir edeceğinden korkuyorlardı.