En'âm Suresine Dön

En'âmالأنعام

30. Ayet

30En'âm Suresi

وَلَوْ تَرٰٓى اِذْ وُقِفُوا عَلٰى رَبِّهِمْۜ قَالَ اَلَيْسَ هٰذَا بِالْحَقِّۜ قَالُوا بَلٰى وَرَبِّنَاۜ قَالَ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ۟

Onları, Rabblerinin huzurunda durdurulduklarında bir görsen! (Allah) diyecek ki: “Bu (ahiret) hak değil miymiş?” Diyecekler ki: “Rabbimize yemin olsun ki evet, (hakmış)!” (Allah) diyecek ki: “Öyleyse kâfir olmanız nedeniyle azabı tadın.”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

30."Onları, Rablerinin huzuruna çıkarıldıkları za-man bir gör­sen! Allah: "Bu gerçek değil mi?" der; Onlar: "Evet Rabbimiz hakkı için gerçektir" derler. Allah da "Öyleyse inkâr etmenizden ötürü azabı tadın." der." Tıpkı suç işlemiş bir kölenin efendisinin huzurunda durdurulup hesaba çekilmesi gibi onları yaşadıkları hayatın, işledikleri suçların hesabını vermek üzere, yaptıklarının faturasını ödemek üzere Rable­rinin huzuruna çıkarıldıkları zaman bir görsen. Ve Rableri tarafından onlara: Nasıl bu dirilme işi hak değil miymiş? Hesaba çekilme konusu hak değil miymiş? Bu dünyada inkâr edip durduğunuz öldükten sonra dirilme işi gerçek değil miymiş? Hayatınızı hep dirilmeme hesabına göre bina ediyordunuz. Yaşadığınız hayat programında bu dirilme yoktu değil mi? Öldükten sonra unutulup gidecektiniz bir böcek gibi. Sümen altı edilecek ve bir daha hesaba çekilmeyecektiniz. Yaptıkları­nız yanınıza kâr kalacaktı. Haydi söyleyin bakalım aslı yok muymuş kıyâmet gününün? Allah yalan mı söylüyormuş? Kitap, peygamber ve mü'minler yalan mı söylüyorlarmış? Gerçekten bu insanı eriten kah­reden bir soru. Hani Tûr sûresinde de öyle deniyordu değil mi: "Bu bir büyü müdür? Yoksa hâlâ görmez misiniz? Girin oraya artık sabretseniz de sabretmeseniz de birdir. Ancak işlediğiniz suçla­rın karşılığını görüyorsunuz de-nilir" (Tûr 15,16) Hani Bedir’de gebertilen müşriklerin cesetleri Kalib-i Bedir de­nen çukura doldurulduklarında Allah’ın Resûlü de sormuştu onlara: "Ey kâfirler! Söyleyin bakalım! Ben Rabbimin bana va’dini hak bul­dum! Sizler de Rabbinizin size vaiydini (tehdidini) hak buldunuz mu?” buyuruyordu. Peki neydi Rabbimizin peygamberine ve mü’minlere va’di? Rabbimizin peygamberine va’di zaferdi, galibiyetti, hidâyetti, cennetti. Peki kâfirlere vaiydi neydi? Hezimetti, mağlubiyetti, ateşti, cehennemdi. Kâfirlerin cesetlerinin üzerinde soruyordu Allah’ın Re­sûlü onlara. Ben Rabbimin bana va’dini gerçek buldum, siz de size vaiydini gerçek buldunuz mu? Nasıl yapar mıymış Allah dediklerini? diyordu. sahâbe-i kirâm soruyorlardı: Ey Allah’ın Resûlü bunlar ge­berdiler, sizin sözünüzü duyarlar mı? Allah’ın Resûlü buyurur ki; “Evet onlar aynen sizler gibi duyarlar, ama cevap veremezler.” Bakın burada da Rabbimiz buyurur ki: "Bu gerçek değil miymiş?" Bu sual karşısında artık tüm gerçekleri gören bu kâfirler diyecekler ki: "Evet Rabbimiz hakkı için gerçekmiş." diye­cekler. Böylelikle dünyada inkâr ettikleri öldükten sonra dirilme gerçe­ğini itiraf edecekler. Üstelik bu itirafı yeminle de pekiştirecekler. Val­lahi ya Rabbi bu iş hakmış diyecekler. Demez komaz olsunlar. Bunu dünyada diyeceklerdi. Bunu dünyada kabul edecekler ve hayatlarını buna göre bina edeceklerdi, geçmişler olsun. Evet itiraf edecekler hem de yeminle, ama heyhat ki bu itirafın kendilerine hiçbir faydası olmayacak. Çünkü zaten onu kesinlikle inkâr edemeyecekleri bir or­tamda itiraf etmektedirler. O ortamda zaten inkâra güçleri yoktur.