33."Ey Muhammed! onların söylediklerinin seni üzeceğini elbette biliyoruz; Doğrusu onlar seni yalanla-mıyorlar, fakat zalimler Allah’ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlar." Rabbimiz peygamberinin gönlünü alıyor. Rabbimiz bu âyetleriyle peygamberine sabır tavsiye ediyordu. Zira Rasulullah’a yapılan iftiralar, hakaretler onu üzüyordu. Sihirbaz diyorlardı, kâhin diyorlardı, şair diyorlardı. Kâfirlerin her türlü fiil ve kavilleri onu üzüyordu. Halbuki peygamberliğinden önce herkes onu kabul ediyordu. Muhammedü’l Emin diyorlar, mallarını, ırzlarını, namuslarını ona teslim ediyorlardı. İsmet sıfatının sahibi görüyorlardı onu. Ama şimdi peygamberliği ortaya koyunca sanki herkes onun aleyhine geçivermişti. Şimdi de öyle değil mi ama? Adamın elbisesine karışsanız, rengi şöyle olsaydı, deseni böyle olsaydı deseniz hiç problem çıkmaz, dinler adam sizi. Veya adamın arabasına karışsanız, rengi şöyle olsaydı, şurası şöyle olsaydı deseniz dinler sizi. Ama bu olmasaydı diyerek onun varlığını reddettiğiniz anda kıyâmet kopar değil mi? Meselâ Anayasa oylamasına gideceksin, ister ret kullan ister kabul kullan fark etmez, ama gitmediğin zaman, bunu tümüyle reddettiğin zaman kıyâmet kopar. Veya meselâ demokratik yolu kabul edeceksin, demokratik yollarla çare arayacaksın, Yargıtay’a gideceksin, temyize baş vurursun, hakkını bu yolla arar ve bulursan tebrik edilirsin. Ama tümüyle demokrasiyi reddettiğin zaman kıyâmet kopar değil mi? İşte bir dönem Allah’ın Resûlüne Muhammed’ül Emin diyen bu insanlar kendi hayatlarını yargılamaya başlayınca, hayatlarını toptan reddetmeye kalkışınca kıyâmeti koparıverdiler. Bu duruma üzülen peygamberine Rabbimiz sabır tavsiye ediyor. Ey peygamberim onların söylediklerinin seni üzdüğünü biliyoruz. Ama üzülme peygamberim onlar aslında seni yalanlamı yorlar. Fakat bu zalimler Allah’ın âyetlerini yalanlıyorlar. Bunlar seni değil Benim âyetlerimi yalanlıyorlar. Bakın İslâm’ın ve Rasulullah’ın en büyük düşmanlarından biri olan Ebu Cehil Allah’ın Resûlüne şöyle diyordu: "Ey Muhammed! Vallahi biz sana yalancı demiyoruz! Biz sana yalan söylüyorsun demiyoruz. Ama biz senin bize sunduğuna yalan diyoruz" diyordu. Yine bakın Bedir günü Allah’ın Resûlünü ve onun mesajını yok etmeye gelen Ahnes Bin Şurayk Ebu Cehil’e gizlice sorar: Ey Ebu Cehil şu anda ikimizi duyacak başka kimsecikler yok, o halde bana doğru söyle. Gerçekten Muhammedi yalancı olarak mı görüyorsun? Ebu Cehil’in cevabı şöyle oldu: Allah’a yemin ederim ki o doğru bir insandır. Ve hayatı boyunca onun tek bir yalanına bile şâhit olmadım. Ama şu anda ben şunun için savaşıyorum. Şimdi bizim elimizde bulunan kabilenin bayrağını taşıma "liva"; hacılara su verme "Sıkaye"; hacıları doyurma "Rifade"; Kâbe’nin anahtarlarını elimizde bulundurma görevleri bizim elimizden alınıp peygamberin eline geçerse bize ne kalacak geriye? İşte ben bunun için savaşıyorum, bunun için ona karşı çıkıyorum diyordu. Yine Haris Bin Amir: Vallahi ey Muhammed! Biz sana yalan söylüyorsun demiyoruz. Ancak senin getirdiğin mesaj bizi yerimizden edecek. Senin getirdiğin âyetler bizim makamlarımızı, konumlarımızı sarsacak diyordu. Peygamberin doğruluğunu inkâr etmiyorlar, ama getirdiği mesajın Allah’tan geldiği konusunda şüphe ediyorlardı. Ya da Allah’ın hayata karışmasını reddetmeye çalışıyorlardı. Allah’ı da, peygamberi de kabul edelim, ama oldukları yerde dursunlar, bizim hayatımıza karışmasınlar demeye çalışıyorlardı. Allah diyor ki: Peygamberim! Onların yalancı olarak reddettikleri sen değilsin. Onlar seni reddetmiyorlar bizim mesajımızı reddediyorlar. Ya da seni yalanlamak, Allah’ı yalanlamak demektir, Seni reddetmek Allah’ın âyetlerini reddetmek demektir. Seni kabul etmek de, seni ve sünnetini dinde temel odak nokta bilmek de Allah’ı kabul etmektir oluyor bunun bir başka mânâsı da. Seni kabul etmek kitabı kabul etmek demektir. O halde onlar seni yalanlamıyorlar. Çünkü elçinin yalanlanması onu gönderenin yalanlanması demektir. Öyleyse ey peygamberim! Biz bizi ve mesajımızı reddedenlere karşı sabreder ve onlara süre üstüne süre tanırken, sen ne diye kay-gılanırsın? Ne diye kendini yiyip bitirecek duruma gelirsin? buyurarak Rabbimizin elçisini teselli ettiğini görüyoruz burada.