39."Âyetlerimizi yalanlayanlar karanlıklarda kal-mış sağır ve dilsizlerdir. Allah kimi dilerse onu saptırır ve kimi dilerse onu doğru yola ulaştırır." Âyetleri yalan sayanlar karanlıklarda kalmış sağır ve dilsizlerdir diyor Rabbimiz. Onların bu sağır ve dilsiz oluşları hiçbir şey duymaz oluşları ve de tat oluşları, konuşma imkânlarının olmayışı anlamına gelmemektedir. Bunlar duyarlar ama âyetlerimizi duymak istemezler, âyetlerimizi duymazlıktan gelirler anlamınadır. Bunlar tıpkı Bakara sûresinde anlatılan kimseler gibidirler. Hani orada Rabbimiz bu âyetleri yalanlayan, Allah’ın âyetlerine karşı ilgisiz kalan ve sonunda da karanlıkta kalıveren kimseleri anlatıyordu. "Onlar çevresini aydınlatmak için ateş yakan kim-seye benzerler ki Allah onların ışıklarını yok edince, onları karanlıklar içinde görmez bir halde bırakmıştır. Sağır-dırlar, dilsizdirler, kördürler ve bu yüzden de onlar asla doğru yola dönmezler." (Bakara 17,18) Yâni bu adamlar ateş yakmışlar, ama yaktıkları bu ateşe karşı kendileri ilgisiz kalınca Allah da onların gözlerinin işini, kulaklarının işini, kalplerinin işini bitirmiş, anlama özelliğini bitirmiş. Artık o insan hem ateş yakıyor, hem çevresindekileri aydınlatıyor ama kendisi ondan mahrum kalıyor. Öyleyse bu, kişinin kaybını anlatan güzel bir örnektir. İşte meselâ şu anda ben ateş yakıyorum ve çevremi aydınlatıyorum. Benim yaktığım bu ateşle sizler aydınlanıyorsunuz. Ruhunuz aydınlanıyor, kalbiniz, düşünceniz aydınlanıyor. Bir şeyler anlıyorsu-nuz, bir şeyler öğreniyorsunuz. Sizin öğrenmenize, sizin aydınlanmanıza sebep olan bu ateşi şu anda ben tutuşturmaya çalışıyorum. Ama yaktığım bu ateşe karşı ben kendim nötr davranırsam, kendi gayretsizliğim sebebiyle veya kendim konusunda negatif isteğim sebebiyle bu yaktığım ateşten kendim istifade etmek istemezsem ve bu yüzden de benim gözümün nûru alınır ve kalbim mühürlenirse ben aynen o adam gibi olurum Allah korusun. Ateş yakıp yaktığı bu ateşle çevresini aydınlatan, ama kendisi bu ateşten mahrum kalan kişi. Çevresine ışık dağıtıp kendisi karanlıkta kalan kişi. Tıpkı ekmek fabrikası kurup imal ettiği on binlerce ekmekle çevresini doyuran, ama koltuğunun altında akşam evdekilere iki tane ekmek götürmeyen adam gibidir. Veya başkalarına dağıttığı ekmekten kendi ağzına götürmeyen adam gibidir. Birilerine aman namuslarınıza iffetlerinize sahip çıkın! Aman çocuklarınızı Allah’ın istediği biçimde Müslümanca eğitin! dediği halde, birileri onun bu beyanlarıyla, irşatlarıyla aydınlanırken kendi hayatı tamamen bu konularda karanlık olan adam. Başkalarının çocuklarını eğitmeye çalışırken, kendi çocuklarını eğitmeyen, kendi ailesinin namus ve iffetine sahip çıkmayan adam. İşte münafığın durumu bunun gibidir diyor Rabbimiz. Demek ki kimi insanların görüntülenen örneği buymuş. Kimi insanlar vardı hani, vahiyle ilgisiz. Kâfirle Müslüman arasında, küfürle iman arasında gel git yapan insanın örneğiydi bu. İşte kâfirle mü'min arasında olurmuş bu adam. Hem ateş yakarmış, hem de kâfir gibi davranırmış. Hem başkalarına İslâm’dan söz edermiş, hem de kendisi dediklerine karşı kör ve sağır kesilirmiş. Bakıyoruz adama hem Kur’an anlatıyor, hem sünnet yazıyor, hem kitap yazıyor, hem talebe yetiştiriyor, ama kendine karşı o kadar kör ve sağır ki adam. Başkalarına duyurduklarını kendine karşı uygulama noktasında o kadar kayıtsız, o kadar vurdumduymaz ki adam. Karısına karşı o kadar kör ve sağır ki. Çocuklarına karşı kadar kör ve sağır ki. O kadar sağır ve vurdum duymaz ki adam. Allah korusun sanki başkalarına duyurduğu dinle kendine uyguladığı din tamamen farklı. Allah kimi dilerse onu saptırır, kimi de dilerse doğru yola ulaştırır. İşte Allah böyle âyetlerine karşı sağır ve kör kesilen insanları asla doğru yola iletmez, Sıratı Müstakîme ulaştırmaz. Nûr sûresinde anlatıldığı gibi böyle cehalet içinde kalmak, küfür içinde kalmak isteyen, Allah’ın nûr olarak yollarını aydınlatmak üzere gönderdiği âyetlerinden istifade etmek istemeyen insanlara Rabbimiz bu tür enfüs ve afak taki âyetlerini gözlemleme fırsatı vermez. Ya da salt maddî kazanç sağlamak üzere veya önyargılı zihinlerle bu âyetlere yöneldikleri için hiçbir şey anlamazlar, anlamalarına Allah imkân tanımaz. İşte görüyoruz tüm bu enfüs ve afak âyetlerini derinlemesine inceledikleri halde nice fizikçiler, nice kimyacılar, nice hayvan bilimciler, nice botanikçiler, biyologlar, astronomlar, sosyologlar, tarihçiler görüp inceledikleri bu âyetlerde Allah’ı ve onun eşsiz gücünü görmek, anlamak şöyle dursun gördükleri her âyet onları ateizme, inkâra ve materyalizme ve tabiata tapınmaya götürmektedir.