En'âm Suresine Dön

En'âmالأنعام

44. Ayet

44En'âm Suresi

فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِه۪ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ اَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍۜ حَتّٰٓى اِذَا فَرِحُوا بِمَٓا اُو۫تُٓوا اَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً فَاِذَا هُمْ مُبْلِسُونَ

Kendilerine hatırlatılan (öğüdü) unuttuklarında üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Kendilerine verilenlerle sevinmeye/şımarmaya başlayınca da onları ânsızın yakalayıverdik. (Azabı gördüklerinde kurtulmaya dair) tüm ümitlerini yitirdiler.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

44."Onlar ne zaman ki kendilerine hatırlatılanları unuttular, biz de onlara her şeyin kapısını açıverdik. Onlar kendilerine verilenlerle sevinip coşmaya başlayınca da an­sızın onları yakaladık da umutsuz kalıverdiler." Evet Allah önce birbiri ardından uyarıcılar gönderir, belâlar ve musîbetler gönderir, fırsatlar yaratır, tembihlerde bulunur. Eğer onlar kendilerine gelen bu uyarılara aldırış etmezler ve tüm bu şid­detler onların kalplerini yumuşatmazsa, o sıkıntılardan ibret alıp Rab­lerine dönmezlerse o zaman da Allah onlara her şeyin kapılarını açı­verir. Allah diyor ki onlara her şeyin kapılarını açıveririz. Öyle bir bol­luk, öyle bir refah, öyle bir hürriyet veririz ki tüm engelleri, tüm sıkıntı­ları kaldırıveririz. Paralar, mallar, mülkler, servetler, altınlar, gümüşler, atlar, arabalar, marklar, dolarlar her taraftan üzerlerine rızıklar, nî­metler yağmaya başlayıverir. Ne arzu ederlerse önerinde, ne arar­larsa bulabilecek, ne isteseler yapabilecek hale gelirler. Hastalık, dert, sıkıntı, açlık, fakirlik hiçbir dertleri, hiçbir sıkıntıları kalmayıverir. İşleri açılır, ev alırlar, dükkan alırlar, şansları yaver gider, mil­letvekili olurlar, bakan olurlar, dekan olurlar, YÖK başkanı olurlar, dünya nîmetleri adına Cenâb-ı Hak bütün kapıları açıverir. Ferahlanır ne oldum delisi olurlar, bütün bunları kendilerinin yaptığını iddia ede­rek takdiri unutuverirler. Bu da ayrı bir imtihan. Bolluk da ayrı bir imtihandır. Adam sey­yar satıcı olarak başlar, üç tekerlekliyle işe başlar, sonunda Vehbi Koç oluverir, Sakıp Sabancı oluverir. Cenâb-ı Haktan hayırlısını iste­mek zorundayız. Çünkü verir Allah verir ama bazen bu verdikleriyle kendisini unutturuverir. Çünkü bu da ayrı bir imtihandır, bunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız. Açılan her kapı verilen her imkân eğer bize Allah’ı unutturuyorsa, o zaman çok korkmak zorundayız. Hani Kur’an’da anlatılan bağ sahiplerini bahçe sahiplerini çok iyi bili­yoruz. Şunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız: Şiddet ve sı­kıntılarla yapılan imtihan ayrı bollukla yapılan imtihan ayrıdır. Bu bol­lukla yapılan imtihan ötekisinden çok daha tehlikeli, çok daha zor bir imtihandır. Rabbimizin darlıkla sıkıntıyla yaptığı imtihan insanın kal­bini yumuşatıp insanı Allah’a çevirmesi açısından onu başarmak belki kolaydır, ama bu bollukla yaptığı imtihan insanların şımarıklılığını, müs tekbirliğini artırdığı için, insanı eyvallah sız hale getirdiği için bunu başarmak gerçekten çok zordur. Birinde sabır diğerinde şükür gerekir. Sıkıntıya sabır, bolluk karşısında da verilen nîmetler cinsin­den şükür ister Allah. Müslim’deki bir hadislerinde Allah’ın Resûlü: "Mü'minin işlerine şaşılır diyor. Zira mü'mi-nin bü­tün işleri hayırdır. Bu hayır müminden başkası için yok­tur. Başına musîbet cinsinden bir şeyler gelir, ona sabre­der mükafat kazanır, yine kendisine nîmet cinsiden bir şeyler gelir onun için de Rabbine şükreder yine mükafat kazanır." Buyurur. Ama yine bakın İbni Cerir’in rivâyetinde Allah’ın Resûlü başka bir hadislerinde de şöyle buyurur: "Allah’ın, bir kulunun isyanına rağmen ona onun sevdiği dünya nîmetlerinden bolca verdiğini görürseniz bi­liniz ki bu onu cehenneme yaklaştırmak içindir." Evet onlara her şeyin kapılarını açıveririz de hiçbir kayıt hiçbir kaygı duymaz olurlar. Her türlü nîmetlerin, refahın, bolluğun içine gö­mülürler. Bütün bu nîmetleri kendilerine lütfedene şükretmeyi akılları­nın ucundan bile geçirmeden, kalpleri nîmet vereni anmadan, nîmet vericiden korkmadan sanki her şey kendilerininmiş gibi keyif çatmaya, gel keyfim gel demeye başlarlar. Zevklere dalarlar, şehvetlerinin pe­şinde solucanlar gibi kıvranmaya başlarlar. Sanki tüm bu nîmetler kendilerininmiş gibi, sanki ölüm gelmeyecekmiş gibi, sanki âhiret, he­sap, kitap yokmuş gibi coşarlar, taşarlar da: "Kendilerine verilenlerle sevinip coşmaya başla-yınca da ansı­zın onları yakalayıveririz de iblis gibi olu-verirler." Hafazanallah tüm ümitlerini yitirmiş, ümitsizlik ve mahrumiyet içinde donakalırlar. Sonsuz bir acı, onulmaz bir hasret içine gömülü­verirler. İşte Nuh kavmi, işte Hud kavmi, işte Lût kavmi, işte Sâlih (a.s) in toplumu, işte Roma, işte Firavunlar, işte Nemrutlar ve işte Amerika, Almanya, Fransa. Allah her şeyin kapılarını açıvermiş ve işlerini bitir­miş bunların. Cenâb-ı Hak her ne kadar da Rasulullah’ın zuhurundan sonra böyle önceki toplumlar gibi toptan helâk etmiyorsa da görüyoruz ki bugün bu toplumlar ruhî azaplar, ruhsal hastalıklar, psikolojik huzur­suzluklar, ailevi yıkımlar, cinsel sapıklıklar, AİDS gibi sari mikroplarla bunların işini bitirmektedir.