44."Onlar ne zaman ki kendilerine hatırlatılanları unuttular, biz de onlara her şeyin kapısını açıverdik. Onlar kendilerine verilenlerle sevinip coşmaya başlayınca da ansızın onları yakaladık da umutsuz kalıverdiler." Evet Allah önce birbiri ardından uyarıcılar gönderir, belâlar ve musîbetler gönderir, fırsatlar yaratır, tembihlerde bulunur. Eğer onlar kendilerine gelen bu uyarılara aldırış etmezler ve tüm bu şiddetler onların kalplerini yumuşatmazsa, o sıkıntılardan ibret alıp Rablerine dönmezlerse o zaman da Allah onlara her şeyin kapılarını açıverir. Allah diyor ki onlara her şeyin kapılarını açıveririz. Öyle bir bolluk, öyle bir refah, öyle bir hürriyet veririz ki tüm engelleri, tüm sıkıntıları kaldırıveririz. Paralar, mallar, mülkler, servetler, altınlar, gümüşler, atlar, arabalar, marklar, dolarlar her taraftan üzerlerine rızıklar, nîmetler yağmaya başlayıverir. Ne arzu ederlerse önerinde, ne ararlarsa bulabilecek, ne isteseler yapabilecek hale gelirler. Hastalık, dert, sıkıntı, açlık, fakirlik hiçbir dertleri, hiçbir sıkıntıları kalmayıverir. İşleri açılır, ev alırlar, dükkan alırlar, şansları yaver gider, milletvekili olurlar, bakan olurlar, dekan olurlar, YÖK başkanı olurlar, dünya nîmetleri adına Cenâb-ı Hak bütün kapıları açıverir. Ferahlanır ne oldum delisi olurlar, bütün bunları kendilerinin yaptığını iddia ederek takdiri unutuverirler. Bu da ayrı bir imtihan. Bolluk da ayrı bir imtihandır. Adam seyyar satıcı olarak başlar, üç tekerlekliyle işe başlar, sonunda Vehbi Koç oluverir, Sakıp Sabancı oluverir. Cenâb-ı Haktan hayırlısını istemek zorundayız. Çünkü verir Allah verir ama bazen bu verdikleriyle kendisini unutturuverir. Çünkü bu da ayrı bir imtihandır, bunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız. Açılan her kapı verilen her imkân eğer bize Allah’ı unutturuyorsa, o zaman çok korkmak zorundayız. Hani Kur’an’da anlatılan bağ sahiplerini bahçe sahiplerini çok iyi biliyoruz. Şunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız: Şiddet ve sıkıntılarla yapılan imtihan ayrı bollukla yapılan imtihan ayrıdır. Bu bollukla yapılan imtihan ötekisinden çok daha tehlikeli, çok daha zor bir imtihandır. Rabbimizin darlıkla sıkıntıyla yaptığı imtihan insanın kalbini yumuşatıp insanı Allah’a çevirmesi açısından onu başarmak belki kolaydır, ama bu bollukla yaptığı imtihan insanların şımarıklılığını, müs tekbirliğini artırdığı için, insanı eyvallah sız hale getirdiği için bunu başarmak gerçekten çok zordur. Birinde sabır diğerinde şükür gerekir. Sıkıntıya sabır, bolluk karşısında da verilen nîmetler cinsinden şükür ister Allah. Müslim’deki bir hadislerinde Allah’ın Resûlü: "Mü'minin işlerine şaşılır diyor. Zira mü'mi-nin bütün işleri hayırdır. Bu hayır müminden başkası için yoktur. Başına musîbet cinsinden bir şeyler gelir, ona sabreder mükafat kazanır, yine kendisine nîmet cinsiden bir şeyler gelir onun için de Rabbine şükreder yine mükafat kazanır." Buyurur. Ama yine bakın İbni Cerir’in rivâyetinde Allah’ın Resûlü başka bir hadislerinde de şöyle buyurur: "Allah’ın, bir kulunun isyanına rağmen ona onun sevdiği dünya nîmetlerinden bolca verdiğini görürseniz biliniz ki bu onu cehenneme yaklaştırmak içindir." Evet onlara her şeyin kapılarını açıveririz de hiçbir kayıt hiçbir kaygı duymaz olurlar. Her türlü nîmetlerin, refahın, bolluğun içine gömülürler. Bütün bu nîmetleri kendilerine lütfedene şükretmeyi akıllarının ucundan bile geçirmeden, kalpleri nîmet vereni anmadan, nîmet vericiden korkmadan sanki her şey kendilerininmiş gibi keyif çatmaya, gel keyfim gel demeye başlarlar. Zevklere dalarlar, şehvetlerinin peşinde solucanlar gibi kıvranmaya başlarlar. Sanki tüm bu nîmetler kendilerininmiş gibi, sanki ölüm gelmeyecekmiş gibi, sanki âhiret, hesap, kitap yokmuş gibi coşarlar, taşarlar da: "Kendilerine verilenlerle sevinip coşmaya başla-yınca da ansızın onları yakalayıveririz de iblis gibi olu-verirler." Hafazanallah tüm ümitlerini yitirmiş, ümitsizlik ve mahrumiyet içinde donakalırlar. Sonsuz bir acı, onulmaz bir hasret içine gömülüverirler. İşte Nuh kavmi, işte Hud kavmi, işte Lût kavmi, işte Sâlih (a.s) in toplumu, işte Roma, işte Firavunlar, işte Nemrutlar ve işte Amerika, Almanya, Fransa. Allah her şeyin kapılarını açıvermiş ve işlerini bitirmiş bunların. Cenâb-ı Hak her ne kadar da Rasulullah’ın zuhurundan sonra böyle önceki toplumlar gibi toptan helâk etmiyorsa da görüyoruz ki bugün bu toplumlar ruhî azaplar, ruhsal hastalıklar, psikolojik huzursuzluklar, ailevi yıkımlar, cinsel sapıklıklar, AİDS gibi sari mikroplarla bunların işini bitirmektedir.