60: "Geceleyin sizi öldüren (uyutan), gündüzün yaptıklarınızı bilen, sonra da belirlenmiş eceliniz doluncaya kadar gündüzleri sizi tekrar kaldıran (diriltip uyandıran) O’dur. Sonra en son dönüşünüz onadır. Sonra yaptıklarınızın tümünü size haber verecektir." Evet, her gece Allah bizi öldürüyor ve ecelimizin dolacağı güne kadar da her sabah bizi bir daha kaldırıyor. Gece bizi öldürmüşken Rabbimiz sabahleyin yeni bir fırsatla, yepyeni bir imkânla bizi bir daha kaldırıyor. Sebep ne? Belki bugün aklını başına alır diye, belki bugün Allah’a kulluğa döner diye, belki bugün fırsatı değerlendirir diye. Ve belki de yarın kıyâmet gününde Rabbimize karşı bir itiraz hakkımız kalmasın, bir mâzeretimiz olmasın diye böyle yapıyor. Yarın insanlar diyecekler ki, ya Rabbi! Aklım başımda değilmiş, anlayamamışım, fırsatı kaçırmışım, ne olur beni iki saatliğine dünyaya bir daha gönder. Bak nasıl sana kulluk yapacağım! Senin kitabını nasıl elimden düşür-meyeceğim! Senin peygamberini nasıl takıp edeceğim! Seni nasıl yegâne Rabbim bilip senin benim için belirlediğin hayat programını uygulayacağım! Senden başkalarını hayatımdan nasıl reddedeceğim! Ne olur fazla değil, iki saat ya Rabbi dedikleri zaman Rabbimiz buyuracak ki, yahu ben seni iki saatliğine değil, bir ömür boyu her gece öl-dürmüş ve her sabah yeni bir fırsatla tekrar diriltmiştim, sen bu kadar süre içinde bir şey yapmadın, şimdi iki saat içinde ne yapacaksın demek için, insanların böyle bir itiraz haklarının kalmaması için her gece öldürüyor ama her sabah bir daha diriltiyor, Rabbimiz. Öyleyse kesinlikle unutmayalım ki her sabah bizim için bir geriye dönüştür. Her yeni başlayan gün bizim için bir fırsattır. Bu fırsatları boşuna harcayıp da yarın Rabbimizin huzurunda böyle kötü bir duruma düşmemeye gayret edelim inşallah. Allah’ın Resûlü uyumak için her yatağına girişinde bu ahdini yenilemeyi ihmal etmezdi. Yatağının üzerinde dizleri üzeri oturur, Fâtiha, İhlâs, Muavezeteyn’i okuduktan sonra mübarek elleriyle vücudunun değebilecek her yerini mesheder ve şöyle derdi: Ya Rabbi! Şu biraz sonra yatacağım ölüm uykusundan beni sabaha canlı çıkarırsan, ölümümden sonra sabahleyin beni tekrar diriltirsen sana söz veriyorum yarınım bugünümden hayırlı olacaktır. Sana söz veriyorum ahd ü mîsâkıma uygun yaşayacak, senden başkasına kulluk etmeyeceğim. Yine ancak seni Rab bilecek, yine senin kitabını hayat programı bilecek, yine senin kıblene yönelecek, yine senin çektiğin yere gidecek, sadece seni razı edecek ve senden başkalarının arzularını gerçekleştirmeyeceğim. İfadeye dikkat ediyor musunuz? Ya Rabbi şu biraz sonra yatacağım ölüm uykusundan beni sabaha canlı çıkarırsan diyor Allah’ın Resûlü. Beni sabaha tekrar diriltirsen. Bizim için garanti değil mi? Yâni yarın tekrar kalkacağımız bizim için garanti değil mi? Hiç düşün-müyoruz değil mi bunu? Hattâ bizim için beş ay sonrası bile garanti. Hayat programlarımıza bakılırsa, bir yıl sonrası için verdiğimiz sözlerimize, çeklerimize, senetlerimize, ideallerimize, hedeflerimize bakılırsa on yıl sonramız bile garanti. Biz hiç ölmeyeceğiz zaten. Ama bakın Allah’ın Resûlü diyor ki sabaha canlı çıkarırsan. Öyle ya belki çıkmayabiliriz sabaha. Belki bu yatışımız son yatışımız olabilir. Belki aldığımız o nefesler son nefesimiz olabilir, belki yorganımız kefenimiz olabilir, ama bunu hiç düşünmeye yanaşmıyoruz. Siz bilirsiniz, isterseniz bunu aklınızın ucundan bile geçirmeyin, ama alçaklar yarın öyle diyecekler. Ya Rabbi ne olur bizi geri çevir! Yarın diyeceklerini bugün deselerdi olmaz mıydı? Ama aldanıyor insanlar, aldanıyoruz. Dünyanın konumu bizi aldatıyor, sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi, sanki ebedî yaşayacakmışız gibi plan program yapmaya çalışıyoruz, Allah korusun. Bakın bu âyetin tefsiri konusunda en güzel bir tavrı Hz. Ömer Efendimizin hayatında görüyoruz. Hz. Ömer Efendimiz hayatının son dönemlerinde Medine’de kendisi için bir mezar kazdırır. Bazen bazen gidip o mezara yatıverir sonra da şöyle derdi: Ey Ömer! Farz et ki şu anda öldün! Ecelin geldi ve ruhunu teslim ettin! Bir anda hesap kitap için Rabbin ile karşı karşıya geldin ve amellerin ortaya döküldü. Rab-bin baktı, amellerine ve beğenilmedi. Bunlar mı bana lâyık olarak yaptıkların ey Ömer! diye Rabbin bir paçavra gibi onları yüzüne çaldı. Tıraşın önüne indi ve gördün ki pabuç pahalı, gördün ve anladın ki işin bitik. Gördün ki rezil ve perişan oldun. Rüsva bir vaziyette Rabbine bakacak yüzün kalmamış olarak yine de onun rahmetine sığınarak ona dedin ki: Allah’ım! Aklım başımda değilmiş, fırsatları kaçırmışım, ne olur bana merhamet buyur ve beni dünyaya bir daha geri çevir dedin. Mümkün değil ama farz et ki Rabbin sana merhamet buyurup geri çevirdi der ve o anda ayağa kalkar ve farz et ki şu anda geri çevrildin, hadi bakalım ne yapacaksın görelim seni diyerek hayata yeniden başlardı. Hadi bakalım bugün ne yapacaksın görelim seni derdi. Ne güzel bir anlayış değil mi? Şimdi biz de bugün şu saatte geri çevrilmiş olarak hadi bakalım ne yapacaksın diyelim kendimize ve Rabbimiz için şu anda ne yapabileceksek yapmaya çalışalım. Her gün bizler de bu ahitlerimizi yenilemeye çalışalım. Yarın perişan bir vaziyete düşeceğimize, yarın ya Rabbi bizi geri döndür diyeceğimize, bugün döndürüldüğümüzün farkına varalım. Bugün aklımızı başımıza alalım. Zira yarın bir daha geri dönüş imkânlarımız da olmayacaktır bunu asla unutmayalım inşallah.