63,64- "De ki: "Kara ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır? Eğer bundan bizi kurtarırsan şükre-denlerden olacağız diye Ona gizli gizli yalvarır yakarır-sınız. De ki: "Allah sizi ondan ve her sıkıntıdan kurtarır, sonra da O’na şirk koşarsınız." Yâni böyle karanın ve denizin karanlıklarında kaldığınız zaman, yolunuzu yitirdiğiniz zaman, bir çıkmazla karşı karşıya kalıp eliniz böğrünüzde ne yapacağınızı şaşırdığınız zaman, ciddi bir tehlikeyle burun buruna gelip ondan kurtuluş ümitleriniz inkisâra uğradığı zaman ne yaparsınız? Kime yalvarıp yakarırsınız? Kime yönelir ve kimi imdadınıza çağırırsınız? Denizde boğulma tehlikesiyle karşı karşıya gelip can havliyle dalgalarla boğuşmaya başladığınız zaman ya da karada hanımınız hasta hanede ecel teri dökmeye başladığı bir hengamede veya borçlularınız kapınıza gelip dayandıkları zaman, mahkemede hakim karşısında ecel teri dökmeye başladığınız zaman, içinden çıkamayacağınız ciddi bir dertle karşı karşıya geldiğiniz gizli ve açık olarak ya da korku ve ümit içinde kime yalvarır, kime dua edersiniz? Yemin olsun ki o bizi bu sıkıntıdan kurtarırsa muhakkak biz şükredenlerden olacağız diye kime müracaat edersiniz? Allah’a dua edersiniz değil mi? Yâni böyle bir durumda sizi kurtaracak tek varlığın Allah olduğunu, Allah’tan başka hiç kimsenin yapabileceği bir şeyin olmadığını, Rabbinizden başka hiçbir gücün sizin imdadınıza yetişemeyeceğini siz de biliyor ve itiraf ediyorsunuz. Vicdanlarınız buna şahitlik ediyor. Size yardım edebilecek, sizin tüm sıkıntılarınızı yok edecek, sizin kaderinizi belirleyen varlığın sadece Allah olduğunu biliyor ve böyle durumlarda sadece Rabbinize dua ediyorsunuz. Evet sizi ondan ve her türlü tehlikeden, her türlü kederden, her türlü sıkıntıdan kurtaran Allah’tır. Allah sizi bu tehlikeden kurtarıp sahil-i selâmete çıkardığı zaman da hemen O’na yan çizmeye ve O’na şirk koşmaya başlıyorsunuz. Darda kaldığınız zaman size rızık gönderen Rabbinizi unutup kendinize O’ndan başka Rezzaklar bulmaya ve onların arzularını gerçekleştirmeye kalkıyorsunuz. Bu ikinci üçüncü derecede Rezzaklarınızın gazabına maruz kalmamak için, tayininizin çıkarılmaması, maaşınızın kesilmemesi için onların arzularıyla Rab-binizin arzuları çatıştığı zaman, Rabbinizin hatırını ayaklarınızın altına alma pahasına onların hatırını başınıza taç yapmaya kalkışıyorsunuz. Sizi koruyan Rabbinizi unutup kendinize yeryüzünde yeni yeni Rabler bulup onların koyduğu kanunları uygulamaya kalkışıyorsunuz. Allah’tan başka sığınacak varlıklar bulup onlara sığınmaya, onlara dua edip yardımınıza çağırmaya kalkışıyorsunuz. Darda kalınca gerçek Rabbinizi hatırlıyor, tehlike geçince de başka Rabler bulup onlara itaat etmeye kalkışıyorsunuz. Çok ciddi bir tehlike anında ister mü'min olsun ister kâfir her-kes Allah’a yalvarmaktadır. Bundan anlıyoruz ki tüm insanlarda fıtrat tevhidtir, öz cevher tevhidtir, şirk ise sonradan ona arız olmuş bir kabuktur. İşte böyle çok ciddi bir tehlike anında insan fıtratı açığa çıkmaktadır. Fıtratın üzerini örtmüş olan kabuk o anda dökülüveriyor ve insanın fıtratı açığa çıkıveriyor. "Sizi karada ve denizde yürüten Allah’tır. Bulun-duğunuz gemi içindekileri güzel bir rüzgarla götürürken; Yolcular neşelenirler. Ama bir fırtına çıkıp da onları her taraftan dalgaların sardığını, çepeçevre kuşatıldıklarını sandıkları anda ise; Allah’ın dinine sarılarak: "Eğer bizi bu tehlikeden kurtarırsan andolsun ki sana şükredenlerden olacağız" diye ona yalvarırlar." (Yunus 22) Meselâ bakın bâtılı kâfirler Titanik diye bir gemiye binerler ve Okyanusa açılırlar. Yüzlerce mühendisin rapor vererek bu gemi bat-maz dedikleri geminin içinde her türlü günahları işleyerek kam alma-ya çalıştıkları bir sırada gemi bir buzula çarpar ve yavaş yavaş batmaya başlar. Birkaç saat öncesine kadar Allah’ı hiç hatırlarına getir-meyen bu insanların tümünün güverteye çıkarak Allah’a dua ettiklerini görüyoruz. Çünkü böyle bir durumda kendilerine Allah’tan başka yardım edecek hiç kimse yoktur. O anda kabuk mahiyetinde bulunan şirkin yok olup fıtratlarının, mayalarındaki tevhidin açığa çıktığını görü-yoruz. Yine meselâ Mekkeli müşriklerin Ebrehe güçlü kuvvetli ordusuyla kapılarına dayandığı zaman, Kâbe’nin içindeki tüm putlarını unutup Kâbe’nin örtülerine sarılıp: "Ey bu beytin Rabbi! Bizi böyle bir durumda ancak sen koruyabilirsin! Bu putlarımızın bize bugün yapabilecekleri bir şey yoktur diye dua ettiklerini biliyoruz. Bir tehlike anın-da fıtratlarındaki öz cevherin, tevhidin açığa çıktığını görüyoruz. Ama tehlike geçtikten sonra da bu insanların kendilerini kurtaran Rablerini unutup yine eski şirklerine, eski küfürlerine dönüverdiklerini görüyoruz. Bundan sonraki âyetinde Rabbimiz buyuracak ki e bir tehlikeyi atlattık diye tüm tehlikeler atlatılmış değil ki. Yeryüzünde sıkıntı sadece o anda yaşadığınız sıkıntı değil ki. Ya şöyle yaparsa Allah o za-man ne yapacaksınız diyerek büyük bir tehlikeden, büyük bir azaptan söz etmeye başlayacak: