En'âm Suresine Dön

En'âmالأنعام

93. Ayet

93En'âm Suresi

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ قَالَ اُو۫حِيَ اِلَيَّ وَلَمْ يُوحَ اِلَيْهِ شَيْءٌ وَمَنْ قَالَ سَاُنْزِلُ مِثْلَ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُۜ وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الظَّالِمُونَ ف۪ي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَاسِطُٓوا اَيْد۪يهِمْۚ اَخْرِجُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنْتُمْ عَنْ اٰيَاتِه۪ تَسْتَكْبِرُونَ

Allah’a yalan uydurup iftira eden ya da kendisine hiçbir şey vahyolunmadığı hâlde, “Bana vahyolundu.” diyen veya “Allah’ın indirdiğine benzer (Kitap/vahiy) indireceğim.” diyenden daha zalim kim olabilir? Sen o zalimlerin ölüm sekeratı ânındaki hâllerini bir görseydin! Melekler ellerini onlara uzatmış ve “Çıkarın canlarınızı! Allah’a karşı söylediğiniz haksız sözleriniz ve O’nun ayetlerine karşı büyüklenmenizden ötürü bugün alçaltan ve değersizleştiren azapla cezalandırılacaksınız.” (derler.)

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

93. Allah'a karşı yalan uyduran veya kendisinden bir şey vahyedilmemişken "Bana vahy olundu", "Allah'ın in­dirdiği gibi ben de indireceğim" diyenlerden daha zalim kim olabilir? Bu zalimleri can çekişirlerken melekler elle­rini uzatmış, "Canlarınızı verin, bugün Allah'a karşı hak­sız yere söylediklerinizden, O’nun âyetlerine büyüklük taslamanızdan ötürü alçaltıcı bir azapla cezalandırılacak­sınız" derken bir görsen! Allah’a yalan iftirada bulunandan daha zalim kim vardır? Al-lah’a yalan iftirada bulunmak konusunda sûrenin daha önceki bölüm­lerinde epey bir şeyler demeye çalışmıştık. Bana göre Allah şöyle ol­malıdır! Bana göre Allah böyle buyurmalıdır! Bana göre Allah’ın dini böyledir! Bana göre Allah’ın kitabı böyle olmalıdır. Allah’ın kitabı da böyle buyurmaktadır. Allah da demokrasiden yanadır. Din de bu tür bir kıyafetten yanadır. Bana göre Allah hayata karışmamalıdır. Bana göre kılık kıyafetin bu kadarını da Allah istememektedir diyerek Al-lah’a iftirada bulunanlardan daha zalim kim vardır? Allah’tan habersiz oldukları halde Allah hakkında konuşanlar. Dinden habersiz oldukları halde din konusunda konuşanlar. Kur’an-dan habersiz oldukları halde Kur’an hakkında konuşanlar. Peygam-beri tanımadıkları halde peygamber hakkında fikir yürütenler, ahkâm kesenler. Kendi fikirlerini, kendi görüşlerini ve hevâlarını Kur’an’la peygamberle ve dinle özdeşleştirmeye çalışanlar. Allah öyle olmadığı halde Allah’a yol göstermeye, akıl vermeye çalışanlar. Böyle olmalısın ya Rabbi! Biz senin böyle olmanı istiyoruz! Sen bizim istediğimiz gibi olmak zorundasın diyerek Allah’ı yönlendirmeye çalışanlar. Demedi­ğini dedi, dediğini de demedi diyerek zorla kitaba kendi hevâlarını söyletmeye çalışanlar. Peygamber de böyleydi, peygamber de bizim düşüncemizin üyesiydi diyerek peygamberi şartlandırmaya çalışan­lardan daha zalim kim vardır? Bir de: Allah kendisine bir şey indirmediği halde, Allah kendisine vah-yetmediği halde, Allah kendisine hiçbir bilgi vermediği ve kendi­sine kitap da göndermediği halde bana böylece vahy olundu diyerek Allah’a iftira eden kimseden daha zalim kim vardır? Adamın zulmünün boyutuna ve büyüklüğüne bakın ki Allah kendisine hiçbir bilgi, hiçbir vahiy indirmediği halde Allah bana vahyediyor ki bu böyledir diyerek kendi sahtekârlıklarını Allah’a izafe etmeye çalışıyor. Bundan daha zalim kimse olur mu? Halbuki Allah sadece elçilerine vahyeder. Allah peygamberlerinden başkalarına asla vahiy göndermez. Evet adam kendisini peygamber olmadığı halde ve de Allah kendisine hiçbir vahiyde bulunmadığı halde nasıl oluyor da adam ken-di düşüncesini, kendi hevâsını vahiyle özdeşleştirmeye çalışıyor? Ya da dinden, kitaptan ve peygamberden hiçbir nasibi olmadığı halde ba-na vahy olunuyor, bu konuları ben de bilirim demeye çalışıyor? Dikkat ederseniz âyet-i kerîmenin bu bölümünde Allah bana vahyediyor diyerek kendi hevâsını, kendi fikirlerini Allah’a izafe ede­rek böylece Allah’a iftira eden ve Allah kullarını aldatmaya çalışan kimseden söz ediliyor. Burada böyle derken bakın bundan sonra da bu adamın şöyle dediği anlatılır: Allah’ın indirdiği gibi ben de indiririm. Allah’ın indirdiği gibi ben-de bir şeyler indireceğim. Allah’ın indirdiği gibi ben de vahiy indi­rebi-lirim. Vahiy indirmeye benim de gücüm yeter. Din koymaya, hü­küm koymaya, kanun vaz etmeye benim de gücüm yeter. Ben de din belirleyebilirim. Ben de yasa belirleyebilirim. Ben de hayat programı yapabilirim. Ben de Allah kadar bu insanların nasıl yaşamaları gerek­tiğini, nasıl bir siyasal yapı, nasıl bir ekonomik yapı, nasıl bir eğitim sistemi uygulamaları gerektiğini, nasıl bir hukuk takip etmeleri gerek­tiğini bilirim diyen kimseden daha zalim kim vardır? Evet ben de Allah kadar bunları bilirim diyerek Allah’ın hayat programını diskalifiye ede­rek kendi hevâlarını Allah kullarına dayatan ve Allah kullarını Allah’a kulluktan koparıp kendi hevâlarının kulu kölesi edinen ve bu haliyle de Allah’la yarış içinde olan kimseden daha zalim kim vardır diyor, Rab-bimiz. Dikkat ediyor musunuz? Adamlar sanki Allah’la yarış içindeler. Dediklerinde ne kadar tutarsız olduğunu görüyoruz âyet-i kerîmede. Bazen daraldıkları zaman Allah bize de vahyediyor, bizim dediklerimiz de Allah’ın arzularına uygundur, Allah da bunu istiyor diyerek hevâ-larını Allah’a izafe etmeye çalışıyorlar. Bazen kendilerinin pey­gamber olduklarını iddia ederek söylediklerinin kendilerine Allah tarafından vahyedildiğini iddia ederek peygamberlik pozları oynuyorlar. Bazen kendilerini tanrı makamında görerek, insanlara kendilerini tanrı olarak lanse ederek, O’nun bildiği kadar biz de biliriz! O’nun vahyettiği gibi biz de vahyedebiliriz! diyorlar. Bazen tanrılık pozları oynuyorlar, ba-zen de peygamberliğe soyunuyorlar. Garip bir şey. Bazen biz de tan-rıyız demeye çalışıyorlar ve kendi peygamberlerini seçip onlara va-hiylerini gönderiyorlar. Seçiyorlar valilerini, seçiyorlar hakimlerini, se-çiyorlar müdürlerini amirlerini ve onlara vahiylerini gönderiyorlar, bun-ları aynen istediğimiz gibi uygulayın diye. İnsanların, toplumların bu vahiylere, bu talimatlara uymala- rını ve kendilerine kul köle olmalarını emrediyorlar. İşte gönderiyorlar vahiylerini ve uygulattırıyorlar. Bu halleriyle bunlar bu ülkede çok açık ve net bir biçimde tanrı pozları oynamaya devam ediyorlar. Gönderi­yorlar emirlerini, indiriyorlar vahiylerini ve duyurun bunları kullarımı-za! Uygulayın! Uygulattırın bunları diyorlar. Bu tanrıların peygamber-leri de tanrılarından gelen bu talimatları aynen duyurmaya ve uygula-maya çalışıyorlar. Zavallı insanlar da Rablerinden gelenleri terk ederek bu tanrılarının ve bu tanrıların peygamberlerinin vahiylerini uygulamaya çalışıyor. Ve Rablerine kulluktan çıkma pahasına bu tan­rıla-rına sadâkat gösterisinde bulunuyorlar. Evet bu sahte tanrılar bu memlekette maalesef çok rahat ken­dilerine peygamberler de bulabiliyorlar, kullar da bulabiliyorlar. Ken­dilerine çok rahat vahiylerini uygulattırabilecek peygamberler de bula­biliyorlar, vahiylerini gönül rahatlığıyla uygulayacak mükellefler de bu-labiliyorlar. Sonra da gerek peygamberlerini, gerekse mükelleflerini kullukta tutabilmek için, isyan etmesinler diye Allah’ın kullarına yaptığı gibi onlara dereceler de veriyorlar. Sen bakansın, sen dekansın, sen profesörsün, sen doçentsin, sen müdürsün, sen genel müdürsün diye dereceler de veriyorlar. Böylece kullarının kulluklarını sağlama al­ma-ya çalışıyorlar. Ayrıca bu yapay tanrılar tıpkı Allah’ın kullarına yaptığı gibi cen­netler ve cehennemler de vaadediyorlar. Kendi vahiylerini kabul edip uygulayanlara cennetler, reddedip uygulamayanlara da cehennemler vaadediyorlar. Kendilerini Allah makamında görüyorlar. Biz tanrıyız! Biz ilâhız! Mülk bizimdir! Saltanat bizimdir! Egemenlik bizimdir! Bilgiyi biz dağıtıyoruz! Şifayı biz dağıtıyoruz! Rızkı biz veriyoruz! Hayatınızı düzeninizi biz sağlıyoruz! İstikbalinizi biz sağlıyoruz! diyerek insanları kendi egemenliklerine, kendi kanunlarına kendilerine kulluğa çağır­maktadırlar. Egemenlik bizdedir! Hâkimiyet bizdedir! Eğer bizim kanunları­mıza itaat etmezseniz sizi yok ederiz! Rızık bizdedir, eğer bizim de­diklerimizi yapmazsanız rızkınızı keseriz! Maaşınızı keser, tayininizi çıkarır sizi sürgün ederiz! Şifa bizdedir, eğer bizim arzularımıza kulluk etmezseniz size türlü hastalıklar musallat ederiz. İlim bizdedir, eğer bizim dediklerimizi yapmazsanız sizi cahil bırakırız! Size diploma ver-meyiz, sizi doktor yapmayız, size doçentlik payesi vermeyiz! Ege­men-lik bizdedir, güç kuvvet bizdedir! Eğer bize kulluk etmezseniz dünyayı size haram ederiz! Eğer bizim hâkimiyetimizi kabul etmezse­niz sizi kodese tıkar güneşi size haram ederiz! Hayatı size zindan ederiz! Evet tüm sahte ilâhlar, tüm sahte melikler, sahte egemenler Al­lah’ın kendilerine verdiği bu geçici güçlerini kullanarak bir şeyler yapabileceklerini zannederler. Nasıl oluyor da bu kendilerini bile yaratmaktan aciz olan, ağa­ran saçlarının ağarmasına bile engel olamayan, ölümlerine bile çare bulamayan bu aciz varlıklar Allahlık iddiasında bulunabiliyorlar? Nasıl oluyor da Allah’ın vahyettiği gibi biz de vahyederiz. Nasıl oluyor da biz Allah’ınkinden daha güzelini ortaya koyabiliriz demeye çalışıyorlar? Nasıl oluyor da bu insanlar peygamberlik iddiasında bulunabiliyorlar? Nasıl oluyor da Allah kendilerine hiçbir şey indirmediği halde Allah bize de vahyediyor, bizim dediklerimiz de Allah’ın dediklerinin aynısı­dır, bizim kanunlarımız da Allah kanunlarının aynıdır diyebiliyorlar? Bu cesareti bu adamlar nereden Alabiliyorlar? Ya da işin en garip ta­rafı şu Müslüman olduklarını iddia eden yığınlar nasıl oluyor da ken­dilerini yaratan, şu anda ellerinde olan her şeylerini kendilerine lütfe­den gerçek Rablerinin gönderdiklerini bir tarafa bırakarak bunların kulu kölesi olabiliyorlar? Nasıl oluyor da gerçek Rablerinin kitabını bir kenara bırakıp bu sahte tanrıların talimatlarını uygulayabiliyorlar? Bunu anlamak gerçekten mümkün değildir. Söylemeye dilim varmıyor ama galiba her iki taraf da bu durum­dan memnun gibi. Tanrılar da memnun kullar da memnun. Bir de işin anlaşılmaz yönü bu sahte İlâhlara, bu yapay tanrılara kulluk yapan kimseler kendilerinin Müslüman olduklarını da iddia edebil­mek-tedirler. Halbuki peygamberlerin hiçbirisi Allah’tan başkalarırına kulluğa çağırmamıştır. Tüm peygamberler tevhid inancında icma et­mişler-dir. Tüm peygamberlerin tarihlerini hayatlarını incelediğimiz zaman onların hayatlarında tek İlâh Allah’tır. Tüm peygamberler in­sanlığı La İlâhe illallah temel esasına çağırmışlardır. Allah’tan başka sözü dinlenecek, hatırı kazanılacak, hayata hakim olan İlâh yoktur. Allah’tan başka kendisine kulluk yapılacak, hayat programı program kabul edilecek varlık yoktur esasına çağırmışlardır. Zaten tarih boyunca en büyük problem işte burada çıkmıştır. Ta­rih boyunca en büyük problem sadece Allah’a kulluk etmek sadece Allah’ı dinlemek ve hayata hakim olarak sadece Allah’ı kabul etmek konusunda çıkmıştır. Değilse Allah’a da ibâdet konusunda hiç prob­lem çıkmamıştır. Yâni ilâhlardan bir İlâh olarak Allah’a da kulluğu her­kes kabul etmiştir. Öteki İlâhlar yanında Allah’a da kulluğa kimse ses çıkarmamıştır. Yâni göklerin ve yerin, göklerdekiler ve yerdekilerin ya­ratıcısı olarak, dağların ve denizlerin yaratıcısı olarak, rızık verici, öl­düren, yaratan, yaşatan bir İlâh olarak herkes Onu kabul etmiştir. Ama inandığınız bu Allah kendisinden başka İlâh olmayandır, ama bu Allah hayata karışan ve kendisinden başka hayata karışıcı olmayan­dır. Ama bu Allah insanların kulluk programlarını belirleyendir ve ken­disinden başka kanun koyucu olmayandır. Ama bu Allah boyunları­nızdaki kulluk ipinin ucu elinde olan ve sadece kendisinin çektiği yere gidilmesi gerekendir. Yâni bu Allah kendisinden başka Rab, Melik, İlâh olmayandır dendiği zaman işte kavga burada başlamıştır. Göklerin ve yerin yara­tıcısı, rızık vericisi olarak kabul ettikleri bu Allah’ı insanlar hayatlarına karışıcı olarak reddetmeye çalışmışlardır. İlâh olarak Allah’ı kabul edelim ama tek İlâh olarak asla kabul etmeyiz diyorlar. İlâhlardan bi­risi olarak O’nu da dinleyelim, İlâhlardan birisi olarak O’na da kulluk yapalım, ama tek İlâh olarak sadece O’na kulluğa hayır diyorlar. Çünkü bizim hayatımıza karışacak başka ilâhlarımız da var. Hayatımızda sözünü dinleyeceğimiz başka rablerimiz de var. Bizim Allah’tan başka hukuk tanrılarımız, eğitim tanrılarımız, şifa tanrıları­mız, siyasal tanrılarımız da var. Tamam bu tanrılardan birisi olarak Allah’ı da dinleyelim ama, öteki tanrılarımızı da dinlemek zorundayız diyorlar. Aslında bu iddiaların altında Allah’tan Allah’a kulluktan kur­tulup kendi keyiflerince bildikleri gibi bir hayat yaşama arzuları yat­maktadır. Ya da şöyle ifade edelim: Bunlar Allah’a kulluktan kurtulup kendi kendilerine, kendi hevâ ve heveslerine tapınmak istiyorlar. Ke­yiflerinin istediği gibi sorumsuz ve sınırsızca bir hayat yaşamak isti­yorlar. Çünkü bakıyoruz bu adamlar Allah’tan başka kendilerinin İlâhları olduklarını iddia ettikleri kimseleri de kendileri seçiyorlar. Seç­tiklerini istedikleri gibi yönlendirebileceklerini bildikleri için seçiyorlar. Seçtiklerine bizi şöyle şöyle idare ederseniz sizi seçeriz, değilse sizi seçmeyiz diyebildikleri için seçiyorlar. Bizden şunları, şunları isteme­yeceksiniz! Bizi şu şu sorumluluklar altına almayacaksınız! Bizden na-maz gibi, zekât gibi, tesettür gibi ağır sorumluluklar istemeyeceksi­niz! İçki gibi, kumar gibi, fâiz gibi, zina gibi bizim alışık olduğumuz şeyleri bizim için yasaklamayacaksınız! Bize lüks ve müreffeh bir ha­yat sağlayacaksınız! Biz ne istersek, nasıl bir hayattan razıysak onu sağlayacaksınız! Eğer bize bizim istediğimiz kanunları çıkarır, bizim istediğimiz hayatı hazırlarsanız, Rab olarak İlâh olarak biz de sizleri seçeriz diyebildikleri için onları seçiyorlar. Onları yönlendirebilecekle­rini şartlandırabileceklerini bildikleri için onları seçiyorlar. Tabi Allah’a bunu diyemeyecekleri için, Allah’ı istedikleri gibi şartlandıramayacakları için, Allah’ı Rab kabul edemiyorlar. Her şeyi kendi arzularına, kafalarına göre ayarlamak ve düzenlemek istedikleri için, yâni kendi kendilerine tapınmak istedikleri için, şehvetlerine ta­pınmak istedikleri için hayatlarından Allah’ı diskalifiye etmek istiyorlar. Tamam İlâhlardan bir İlâh olarak Allah’ı da dinleyelim. Meselâ haya­tımızın ibâdet bölümünde O’nu dinleyelim, ama öteki bölümlerinde bi­raz nefes alabilmek için Allah’tan başkalarını da dinleyelim diyorlar. Halbuki bu şirktir. Hayatı parçalamak ve hayatın bazı bölümlerinde Allah’ı, ama öteki bölümlerinde başkalarını dinlemek şirktir. Halbuki tev-hid kişinin hayatının tümünde Allah’a teslim olmasıdır. Evet bugün Müslümanlar sadece Allah’a kulluktan bıkıp usan­dıkları için kendilerine başka Rabler bulmaya çalışıyorlar. Başka Rablerin vahiylerine razı oluyorlar ve kendilerini onlara kulluk ortamla­rına düşürüyorlar. Yâni bu durumda kendilerini zalim ve fâsık konu­muna indiriyorlar. Bakın bu konuyu Rabbimiz Zuhruf sûresinde çok net anlatır: “Firavun, milletini küçümsedi ama, onlar kendisine yine de itaat ettiler. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir milletti. (Zuhruf 54) Allah’a karşı Allah’ın elçisine karşı Firavun tanrılık tasladı. Ben de tanrıyım dedi. Ben de bilirim dedi. Allah hayatı bilirse ben de bili­rim! Allah’ın gücü varsa benim de gücüm var tavrına girdi. Allah’a ve Allah’ın elçisine karşı takındığı bu tavırlarıyla Firavun kavmini, toplu­munu, halkını, çevresindekileri küçümsedi ve onların düşüncelerine, inanışlarına ve değer yargılarına ipotekler koydu. Siz de böyle inana­caksınız! Siz de böyle benim gibi düşüneceksiniz diyerek onları ken­disi gibi düşünmeye, kendisi gibi inanmaya zorlayarak, kendi anlayışını zorla onlara empoze ederek onları küçümsedi. Sizler beni dinle­mek zorundasınız. Benim dediklerimin dışına çıkmamak zorun­dası-nız. Sizin nasıl düşüneceğinizi, nasıl inanacağınızı ben bilirim! Nasıl giyineceğinizi ben belirlerim! Nasıl yaşayacağınızı ben bilirim! Siz bil-mezsiniz! Siz anlamazsınız diyerek kavmini küçümsedi. Onları aptal yerine koydu. Şimdi de öyle değil mi ama? Sizler anlamazsınız! Sizler bil-mezsiniz! Sizler bizi dinlemek zorundasınız! Eğer okulu bitirmek is-tiyorsanız, eğer diploma almak istiyorsanız, eğer dükkan açmak isti-yorsanız, eğer bakan olmak, dekan olmak istiyorsanız, müdür olmak, doçent olmak istiyorsanız, sanayici olmak istiyorsanız benim dediğimi yapacak ve benim sözümden çıkmayacaksınız. Şöyle şöyle davran­madan, şunları, şunları yapmadan, bunları yapamazsınız diyerek şu anda bu Müslümanlarla alay eden, tüm vatandaşlarla alay eden, onla­rın her tür özgürlüklerine ipotekler koyanlar da aynı şeyi yapmıyorlar mı? Ama Allah diyor ki bakın: Onlar, o Firavunun kavmi, onun çevresindekiler buna rağmen o Firavuna itaat ettiler ses çıkarmadılar ona boyun köstüler de fâsık-lardan oldular diyor. Ya da onlar aslında fâsıktılar da, Firavuna itaat ederek fâsıklıklarını ortaya koydular. Gönüllü teslim oldular ona. Za-ten zalimin yanı başında ona koltuk değnekliği yapan mazlum ol­masa zalim asla ayakta duramaz. Zalimin varlığı mazlumun varlığına bağ-lıdır. Zalimin hayatını sürdüren mazlumun varlığıdır. Mazlum, mazlum olarak var olmasa, mazlum, mazlum olarak yaşamaya son verse tüm Firavunların ve zalimlerin işi bitecektir. Evet ey Müslümanlar! Bilesiniz ki bugün sizleri de tahkir ede­cekler. Sizleri de küçük görecekler. Makamınız yok diye, mevkiiniz yok diye, paranız pulunuz yok diye, dünyanın kulu kölesi olmadınız diye sizi de aşağılayacaklar. Kendi değer yargılarıyla, makamlarıyla mevkileriyle, paraları ve pullarıyla sizin üzerinizde de saltanat kurmak isteyenler olacak. Sakın ola ki bu adamların bu tavırlarına boyun bük-meyin. Mü’min seniz en üstün sizsiniz bunu asla unutmayın. İzzet ve şeref bu dünyalık şeylerde değil imandadır. İzzet ve şeref iman edip salih ameller işleyenlerdedir. Bakın Beyyine sûresi bunu çok hoş anlatır: “Fakat, inanıp salih ameller işleyenler, işte onlar da, yaratıkla­rın en iyileridirler.” (Beyyine 7) İman edip salih ameller işleyenlerin varlıkların en hayırlısı oldu­ğunu anlatan Rabbimiz iman ve salih amelden yoksun olanların da yaratıkların en şerlileri olduğunu anlatır. Evet Allah’a inanmayanlar salih ameller işlemeyenler ne kadar da ekonomik güçleri olursa olsun mahlukâtın en şerlisidir onlar. Bunu asla hatırınızdan çıkarmayın. İti­barın Allah’a teslimiyet olduğunu unutmayın. Eğer sizler de onların değer yargılarını kabullenir, onların üstün olduklarını, şerefli oldukla­rını kabul eder ve onlara boyun bükerseniz siz de fâsıklardan olursu­nuz. O zaman da onlar sizin üzerinizde büyürler, sizin üzerinizde Rableşirler. Siz fâsıklaşır ve onları Kahhâr makamında görmeye başlarsanız onlar da sizin üzerinizde kahr u galebelerini artırırlar. Ba­kın ifade aynen öyledir: Onlar fâsıktılar, onlar bozuktular. Buna göre diyoruz ki eğer bizde birtakım fısk özellikleri birtakım bozulmalar gerçekleşirse o za­man Firavunların bu gövde gösterileri bizim üzerimizde de etkili ol­maya başlayacaktır. O zaman bizde onlara itaat etmek ve boyun bük-mek zorunda kalacağız. O zaman tıpkı Firavununun toplumu gibi hayatımızda Allah’a yer vermekle beraber onlara da yer vererek müş­rik duruma düşmek zorunda kalacağız. Ama biz bizdeki bozuklukları, bizdeki fıskları ortadan kaldırma çabası içine girersek, o zaman elbette Rabbimiz bize hidâyet edecek ve bizi Firavunlara kul köle olmaktan kurtaracaktır. Unutmayalım ki bunun yolu Allah’ı tanımaya ve sadece ona kul köle olmaya yönelmeye bağlıdır. Şunu kesin olarak bilelim ki sadece Allah’a kul köle olmaktan kaçanlar mutlaka pek çok tâğutun kulu kölesi olmak zorunda kalacaktır. Tek bir Rabbin önünde eğilmeyenler pek çok efendinin önünde eğilmek zorunda kalacaklardır. Allah yardımcımız olsun. Rabbimiz bu tanrılık iddiasında bulunan sahte tanrıların hiçbirisi­nin tanrı olamayacağını, bunların hiçbirisinin ilâhlığa lâyık var­lıklar olmadığını âyetin sonunda şöyle anlatıyor: Ölüm anında, sekaratü’l mevt anında, Allah’ın kendilerine tak­dir buyurduğu ömürleri tamamlanıp da şarampole yuvarlanma vakit­leri geldiği zaman bu sahte tanrıların hallerini bir görsen. Güçleri kal­mamış, takatleri kesilmiş, gözleri bulanmış ve Rabbinin görevli me­lekleri de onlara şöyle bağırmaktadırlar: Haydi çıkarın canlarınızı! Ca­nına tükürülesi alçaklar! Verin artık şu canlarınızı! Bugüne kadar Rab-biniz onu size emanet vermişti! Artık şimdi onu teslim almanın zamanı geldi! Teslim edin o canlarınızı alçaklar! Siz ne tanrısınız ne de elçi! Sizler tanrılık pozları, elçilik rolleri oynayan birer sahtekardan başkası değilsiniz! Haydi verin şu canlarınızı da geberin bakalım! Ebedî ce-henneminize yuvarlanın bakalım! Tadın bakalım o reddetti­ğiniz Rab-binizin azabını! Bitti artık sizin tanrılıklarınız! Bitti artık sizin sahte pey-gamberlikleriniz! Tüm saltanatlarınız, tüm güçleriniz ve tüm sahtekâr-lıklarınız bitti artık diyerek onların canlarını almaya melekle­rimiz gel-diği zaman onların vaziyetlerini bir görseydiniz diyor Rabbimiz. Evet, bu dünyada Allah’ı tanımayanlar, ona onun istediği gibi kul olmaktan kaçarak kendi heva ve hevesleri istikametinde, yahut da kendileri gibi âcizlerin heva ve hevesleri istikametinde bir hayat yaşayanar meleklerin bu teditleri altınca can verecekler ve doğruca ateşe yuvarlanacaklar. Rabbim bizleri böyle bir âkıbetten korusun.