94. Onlara: "Andolsun ki, siz ilk defa yarattığımız gibi sizi verdiklerimizi ardınızda bırakarak bize birer birer gel-diniz; içinizde Allah'ın ortakları olduğunu sandığınız şefaatçilerinizi beraber görmüyoruz. Andolsun ki aranızda-ki bağlar kopmuş, ortak sandıklarınız sizden ayrılmışlar-dır" denecek. Evet daha önce dünyaya ilk geldiğiniz zaman nasıl yalnızsanız şu anda da bize yalnız geliyorsunuz. Dünyaya geldiğiniz günü bir düşünün. Yalnızdınız, yapayalnızdınız. Gücünüz yoktu, kuvvetiniz yoktu, imkânınız yoktu, saltanatınız yoktu, paranız yoktu, pulunuz yoktu, bilginiz yoktu, çevreniz krediniz makamınız mansıbınız hiçbir şeyiniz yoktu. Aciz, güçsüz, kuvvetsiz bir bebek olarak dünyaya gelmiştiniz. Bütün bu imkânları size veren Rabbinizi unuttunuz da Ona karşı tanrılık iddiasına kalkıştınız. Zannettiniz ki bütün bunları kendiniz kazandınız? Zannettiniz ki hayatın sahibi sizlersiniz. Zannettiniz ki hayatın sahibi kendinizsiniz. Zannettiniz ki size hiç ölüm gelmeyecek ve hesaba çekilmeyeceksiniz. Hayır hayır! Aldandınız, hayatın da, ölümün de sahibi Allah’tı. Bakın şimdi hayatınızı, gençliğinizi, güzelliğinizi, gücünüzü, saltanatınızı, çevrenizi, paranızı pulunuzu iktidarınızı arkanızda bırakıyorsunuz. Hani nerede mallarınız? Nerede koltuklarınız? Nerede saltanatınız? Nerede tanrılığınız? Nerede peygamberliğiniz? Hani nerede vahiyleriniz? Nerede kullarınız? Nerede size alkış tutan ve sizin kanunlarınıza itaat eden gönüllü kullarınız? Nerede sizin o gönderdiğiniz va-hiylerinizi halka uygulama kavgası veren gönüllü peygamberleriniz? Nerede güvendikleriniz dayandıklarınız? Nerede size sadâkat yemini yapan yardakçılarınız? Hani niye terk etti onlar sizi? Hani şu sizin şefaatçilerinizi da göremiyoruz? Niye gelmiyorlar sizi bu durumdan kurtarmaya? Hani koltuklarının altına girerek sizi kurtaracaklarına inandığınız için kendilerinden talimatlar alarak uygulamaya çalıştığınız ağabeyleriniz nerede? Hani karşılarında sığınma talebinde bulunduk-larınız? Kendilerine dua edip imdadınıza çağırdıklarınız nerede? Onları da göremiyoruz. Tabi bu yeryüzünde tanrılık iddiasında bulunanlara böyle dendiği gibi, bu tanrılara kulluk yapmaya çalışan kullara da aynısı denecektir. Hani ey Rablerini, Rablerinin kitaplarını, Rablerinin elçilerini, Rablerinin yasalarını bırakıp da sahte tanrıların kulu kölesi olmaya çalışanlar! Hani sizlerin zum ettikleriniz? Hani Allah berisinde İlâh kabul edip de kendilerine kulluk ettikleriniz nerede? Hani önder, lider, kurtarıcı zannettikleriniz? Hani yetkili bildikleriniz? Hani yasa koyucu bil-dikleriniz? Sizi size Rabbinizin takdir buyurduğu bu ölüm yasasından kurtaracak birileri var mı? Sizinle birlikte kabre girecek ve orada size yardım edecek birileri var mı? Mallarınız, aileleriniz, çocuklarınız, sev-dikleriniz içinde kabre girebilecek var mı? O sahte tanrılardan bunu becerecek var mı? Ya Rabbi bunu bana bırak! O benim kulumdu diyebilecek birileri var mı? Hayır hayır, tüm bağlar koptu, tüm protokoller kesildi, tüm ilişkiler kesildi, dünyadaki imtihan hayatı bitti ve artık yepyeni bir hayat başladı. Onların hiçbirisinin ilâh olamayacağını, yeryüzünde yasa belirleyemeyeceğini, aciz ve çaresiz kullar olduklarını anlatan Rabbimiz bundan sonraki âyetinde de kendi gücünü, kuvvetini ortaya koyarak gerçek Rabbin ve İlâhın kendisi olduğunu şöylece anlatmaya başlıyor. Hem de çevremizde, en yakınımızda olup biten, her an yüz yüze olduğumuz hadiselerle kendi Rabliğini anlatıyor Rabbimiz: