97. O, yıldızları kara ve denizin karanlıklarında yol bu-lasınız diye sizin için var edendir. Bilen millet için âyetleri uzun uzadıya açıkladık. Evet bakın yine çok yakın çevremizden bir âyet daha anlatıyor Rabbimiz. Semamızın simasını süsleyen o yıldızları da karanın ve de-nizin karanlıklarında yol bulasınız diye, uçsuz bucaksız çöllerde ve Okyanuslarda yönünüzü tayin edesiniz diye yaratmıştır Rabbiniz. Sizlerin karanlıklar içinde yolunuzu şaşırıp bocalamanızı istemediği için bu yıldızları yaratıvermiştir Allah. Kur’an-ı Kerîmde Rabbimiz yıldızların üç fonksiyonundan söz eder. Ya da İbni Abbas Efendimizin de ifadesine göre yıldızlar hakkın-da şu üç sözün dışında söz söylemek ve yorumda bulunmak caiz değildir. 1- Gökyüzünün, semanın süsüdür bunlar. Bunu Mülk sûresin-de şöyle anlatır Rabbimiz: "Andolsun ki, yakın göğü kandillerle donattık, on-larla şeytanların taşlanmasını sağladık ve şeytanlara çıl-gın alev azabını hazırladık." (Mülk 5) Dünya semâsını kandillerle donattık, diyor Rabbimiz. Dünya semâsı, dünyanın semâsı. Dünya, denâet demektir. Alçak, alçaklık anlamına gelir. Öyleyse şöyle diyebiliriz: Alçak semâ, yani dünyaya yakın olan semâ veya dünyadan sezilen, dünyadan fark edilen, dünyadan anlaşılan semâ mânâsına dünyanın semâsı. Bunun ikisi de mümkündür. "Semae'd-dünya" ifadesiyle, üzerindeki yıldız ve geze-genleri vasıtasız olarak görebildiğimiz gökyüzü kast olunmaktadır. O-nun ötesi ancak araçlar yardımı ile görülebilirken daha ötesi araçların yardımıyla dahi görülemez. İşte bu dünya semâsını, dünyaya en yakın olan, dünyadan hissedilebilen, görülebilen semâyı misbahlarla, kandillerle süsledik, donattık, diyor Rabbimiz. Bu yediden biri de anlaşılabilir. Yani yedi se-mâdan biri olan dünyaya en yakın olanını yıldızlarla donatıp süsledik. Yıldızlarla donatılan bu semâ birinci semâdır, onun üstünde geri kalan semâvât vardır, onun üstünde kürsî vardır, onun üstünde arş vardır ki artık bunlar bizim ulaşabileceğimizin ötesidir. Çünkü artık zaman da, mekân da bitmiştir. Bunu şöyle açıklayabiliriz: İnsan için rakamların yan yana gel-mesi sayı değildir. Yani sayılar sonsuz değildir. Meselâ bir desek ve yanına iki sıfır koysak yüz olur. Üç sıfır koysak bin olur. Ama bir raka-mının yanına yüz tane, iki yüz tane sıfır koysak, dünyayı on defa dola-şacak kadar sıfır koyduk mu rakam değildir o artık. Ona rakam den-mez, şekil denir. Sayı benim bildiğim okunabilen noktada biter. Yani ne kadarını okuyabiliyorum işte o noktada biter. İşte mekân da böyledir. Mekân da bizim düşüncemizin, düşünebileceğimizin ötesine çıktı mı, bitmiştir artık. Orada mekân bitmiştir. Ne o? Neliğini bilmem ki! Bilmemiz gerekir mi? Allah en iyisini bilir ama gerekmez. Düşünmemiz, kavramamız, anlamamız, Allah’a teslim olmamız için bir nişane bilmemiz gerekir bu işi. Zira gökyüzü Allah’ın âyetlerinden bir âyettir. Rabbimiz buyuruyor ki, biz semâyı misbahlarla, kandillerle süsledik. Buradaki misbahlardan kasıt yıldızlar ve gök cisimleridir. Kur’an-ı Kerîm’de Rabbimiz yıldızların üç fonksiyonundan söz eder. Ya da İbni Abbas efendimizin de ifadesine göre yıldızlar hakkında şu üç sözün dışında söz söylemek ve yorumda bulunmak caiz değildir. 1- Gökyüzünün, semânın süsüdür bunlar. İşte Mülk sûresinin bu âyeti bunu anlatır: “Andolsun ki, yakın göğü kandillerle donattık, onlarla şeytanların taşlanmasını sağladık ve şeytanlara çılgın alev azabını hazırladık.” (Mülk 5) Demek ki bu yıldızların bir görevi, gökyüzünün süsü ve ziyneti olmaktır. 2- Bir de yine aynı âyetin devamında ifade edildiğine göre, Al-lah, bu yıldızları şeytanlar için bir atma, bir recm konusu yapmıştır. Bu yıldızların ikinci görevleri de şeytanlar için rucûm olmalarıdır. Cin sûresinde de ifade edildiği gibi, şeytanlar Rasûlullah'ın risâletinden sonra artık gökyüzünde dinleme yerine gidip dinleyemez olmuşlardır. Al-lah semânın haberlerini dinlemek ve o haberleri yerdekilere yetiştirerek insanların imanlarını bozmak isteyen şeytanlara karşı semânın haberlerini korumak ve onlara ateş azabını tattırmak için bir atma ko-nusu yapmıştır. Şeytanlar artık anladılar ki ne zaman dinleme makamına gelseler, ne zaman melekleri dinlemek için fırsat kollasalar, ken-dilerini bekleyen bir bekçi, bir şihap kendilerini bir ateş, kıvılcım gibi sarıyordu hemen ve işlerini bitiriyordu. Yani bekçiler vardı, dinletmi-yordu onları. 3- En’âm sûresinde anlatıldığı gibi, Rabbimiz, onları karanın ve denizin karanlıklarında yol bulalım diye kılavuz olarak yaratmıştır. “O, yıldızları kara ve denizin karanlıklarında yol bulasınız diye sizin için var edendir. Bilen millet için âyetleri uzun uzadıya açıkladık.” (En’âm 97) Rabbimiz, çok yakın çevremizden bir âyet olarak semâmızın simâsını süsleyen o yıldızları, karanın ve denizin karanlıklarında yol bulalım, uçsuz bucaksız çöllerde ve okyanuslarda yönümüzü tayin edebilelim diye yaratmıştır. Bizlerin karanlıklar içinde yolumuzu şaşırıp bocalamanızı istemediği için bu yıldızları yaratmıştır. Ya da Allah onları bizim hidâyetimiz, bizim yol bulmamız için yaratmıştır. Rabbimizin bu ve benzeri âyetlerine bakarak imana ulaşalım, yakîni elde edelim, Rabbimizin büyüklüğünü, kudretini anlayalım da, O’na O’nun istediği biçimde iman edelim. Rabbimizin rubûbi-yetini ve ulûhiyetini anlayalım da, sadece kendisine kulluk edelim diye yaratılmıştır bunlar. İşte yıldızlarla alakalı bildiğimiz, bileceğimiz bunlardır. Bunun dışında bileceğimiz hiçbir şey yoktur. Yıldızlar, şeytanlara atma konusuymuş. Şeklini bilmiyoruz. Ya-ni acaba yıldızdan bir parça mı atılıyor? Yoksa yıldızın kendisi mi atılıyor? Bunu bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz, şeytanlar semâdan duydukları bu kırıntı haberleri artık yeryüzüne getiremez olmuşlar. Peki önceden gökyüzünden alınan bu haberler yeryüzüne geliyordu da, onlar hâlâ devam ediyor olamaz mı? Rasûlullah Efendimiz bu konu-da şöyle buyurur: “Cinler aldıkları habere kendilerinden beş yüz de yalan katar ve öylece insanlara ulaştırırlar.” Evet demek ki bu yıldızların bir görevi gökyüzünün süsü ve ziynetidir bunlar. Kullarımın bedii zevklerini okşasınlar, onların gözlerine hitap etsinler diye yaratmıştır Rabbimiz bir. 2- Bir de yine aynı âyetin devamında ifade edildiğine göre bu yıldızları şeytanlar için bir atma, bir Recm konusu yaptık diyor Allah. Evet bu yıldızların ikinci görevleri de şeytanlar için rücûm olmalarıdır. Şeytanlar Rasulullah’ın Risâletinden sonra artık gökyüzünde dinleme yerlerine gidip dinleyemez olmuşlardır. Allah semanın haberlerini dinlemek ve o haberleri yerdekilere yetiştirerek insanların imanlarını boz-mak isteyen şeytanlara karşı semanın haberlerini korumak ve onlara ateş azabını tattırmak için bir atma konusu yapmıştır. Şeytanlar artık anladılar ki ne zaman dinleme makamına gelseler, ne zaman melekleri dinlemek için fırsat kollasalar kendilerini bekleyen bir bekçi, bir şi-hap, bir ateş, bir kıvılcım gibi kendilerini sarıveriyordu da hemen işlerini bitiriyordu. Yâni bekçiler vardı ve bu bekçiler semayı, Levh-i Mahfuz’u dinletmiyordu onlara. O bilgilere ulaşmalarına müsaade etmi-yordu Rabbimiz. 3- Üçüncüsü de işte bu âyet-i kerîme de anlatıldığı gibi Rab-bimiz karanın ve denizin karanlıklarında yol bulalım diye kılavuz olarak yaratmıştır yıldızları. Ya da bizim hidâyetimiz için, bizim yol bulmamız için yaratmıştır Allah onları. Rabbimizin bu ve benzeri âyetlerine bakarak imânâ ulaşalım, yakînı elde edelim, Rabbimizin büyüklüğünü, kudretini anlayalım da Ona Onun istediği biçimde imanı elde edelim diye yaratmıştır Allah onları. Rabbimizin rubûbiyetini ve ulûhiyyetini anlayalım da sadece kendisine kulluk edelim diye yaratmıştır. İşte yıldızlarla alâkalı bildiğimiz, bileceğimiz bunlardır. Bunun dışında bileceğimiz hiçbir şey yoktur. Sonra da diyor ki Rabbimiz: İşte Biz âyetlerimizi böylece tafsilatlı olarak, ya da fâsılalı, fâsılalı anlatıyoruz ki bize anlatılmadı, bize duyurulmadı, bize gösterilmedi, biz anlayamadık, biz akıl erdiremedik, bizim bunlardan haberimiz yoktu demeyesiniz diye ayrıntılı bir şekilde anlatıyoruz size. Ama anlayan bir kavme. Bu âyetler üzerinde akıl yorarak bunlarla yol bulmak isteyen bir kavme anlatıyoruz bunları. Değilse anlamayan insan-lar için bunlar hiçbir mânâ ifade etmeyecektir diyor Rabbimiz. Evet görüyor musunuz? Âyetlerini böylece tafsilatlı olarak açıklıyor Rab-bimiz. Gökyüzü âyet, yeryüzü âyet, yıldızlar âyet, güneş âyet, denizler bulutlar âyet, insanlar âyettir ve bütün bu âyetlerini kulluk adına Ona yol bulalım diye bize anlatıyor, tanıtıyor Rabbimiz. Buraya kadar kendi rubûbiyet ve ulûhiyetine delil olarak bizim dışımızdan, dış dünyamızdan âyetler sundu rabbimiz. Bizi dış dünyamızla yüz yüze getirdi ve dış dünyamızda kendisinin egemenliğini anlattı. Dış dünyamızın tamamında kendisinin söz sahibi olduğunu, kendisinden başka söz sahibi olmadığını ortaya koydu. Bundan sonraki âyetlerinde de Rabbimiz bizim iç dünyamıza, enfüsümüze yöneliyor. Bu defa da bizi bizle tanıştıracak, bizi bizim içimizdeki âyetleriyle tanıştıracak ve rubûbiyetine buradan deliller getirecek. Bakalım neler anlatacak, onu inşallah gelecek haftaki dersimizde tanımaya çalışacağız. Velhamdü lillahi Rabbil âlemin.