26. “ Rahmân çocuk edindi" dediler. Hâşâ; hayır; melekler şerefli kılınmış kullardır.” Evet buna rağmen dediler ki Rahmân kendisine bir oğul e-dindi. Rahmân kendisine bir evlât seçti. Üzeyr Allah’ın oğludur dediler. Îsâ Allah’ın oğludur dediler. Me-lekler Allah’ın kızlarıdır dediler. Nasıl diyebilirler bunu Allah’a? Halbuki göklerdekiler ve yerdekilerin hepsi O’nundur. Hepsi O’nun kuludur. Hepsi O’na boyun büküp itaat etmektedir. Oğullar O’nundur, babalar O’nundur, analar O’nundur, kızlar Onundur, gökler O’nundur, yerler O’nundur, denizler O’nundur, yıldızlar O’nundur, her şey O’nundur. Her şey Allah’ın kuludur. Tüm varlıklar O’nun iken, tüm yaratıklar O’nun kulu iken bunlardan birini veya bir kaçını kendisine oğul edinmesine ne gerek var da? Nasıl da diyebiliyorlar bunu Allah’a? Nasıl da iftira edebiliyorlar hiçbir şeye ihtiyacı olmayan bir Allah’a? Allah’ın hanımı mı var ki bunu diyebiliyorlar? O’nun bir güç ve kudret problemi mi var ki O’na evlâtlar, yardımcılar, veliahtlar bulmaya çalışıyorlar? Yâni mülkünde, saltanatında, kullarını idaresi konusunda bir kudret problemi mi var ki, bazı işlere gücü yetmiyor mu ki, bazı konularda âciz mi kalıyor ki onları kendilerine havale edecek, yardımlarına başvuracak evlâtlar edinsin? Birilerinin yardımına ihtiyacı mı var ki evlâtlar edinsin? Neye ihtiyacı var ki yetkilerinin bir kısmını onlara devretsin? Zira bu tür şeyler Allah’a eksiklik ve ihtiyaç izafesidir. Halbuki Allah’ın varlıklarıyla ilişkisi birbirinden farklı değildir. Yâni Cenâb-ı Hakkın varlıklarından bazısına daha yakın, bazısına daha uzak olduğu asla düşünülemez. Allah göktekilerin ve yerdekilerin sahibi iken, göktekilerin ve yerdekilerin tamamı O’nun kulu ve kölesi iken neden bir çocuğa ihtiyaç duysun da? Hıristiyanlık dünyasına, Yahudi dünyaya ve müşrik dünyaya sormamız gerekiyor. Îsâ Allah’ın oğludur, Üzeyr Allah’ın oğludur. Allah yeryüzünün idaresini insanlara devretmiştir. Allah hayata karışmamaktadır. Falanlar, filanlar yer yüzünde egemendir. Onların da yasa belirleme konusunda yetkileri vardır. Onlar da bizim hayatımızda söz sahibi varlıklardır. Bizler onları da dinlemek zorundayız. Bizler Allah’la birlikte onlara da kulluk etmek, onların arzularını da yerine getirmek zorundayız derken, bu tür zırvaların peşine takılırken acaba bu konuda dayandığınız nedir? Neye dayanarak söylüyorsunuz bu sözleri? Deliliniz nedir bu konularda? Halbuki Allah kendisini kendisinin tanıttığının ötesinde tanıma imkânımız olmayandır. Allah kitaplarında kendisini nasıl tanıtmışsa öylece tanıyıp inanmamız gereken varlıktır. Hal böyleyken nasıl oluyor da kendisini apaçık kitaplarında ortaya koymasının ötesinde bu insanlar O’nu O’nda olmayan noksan sıfatlarla tanımlama yoluna gidebiliyorlar? Nereden çıkarıyorlar bunu? Sübhanallah. Hayır hayır sizler Allah hakkında ancak bilmediklerinizi söylüyor, yalan söylüyor ve Allah’a iftira ediyorsunuz. Çünkü Allah hakkında söz söyleyen kişi bunu Allah’ın Kitabından delillendirmek zorundadır. Allah hakkında söz söyleyen kişi ya Kuranla konuşur, ya peygamberle konuşur doğru söyler, ya da vahyin dışında kendi hevâ ve hevesleriyle konuşur ve yalan söyler. Bizler şu anda Allah hakkında Kur’an ve sünnetle konuşuruz. Allah hakkında, toplum hakkında, toplumsal problemlerin, hayatın problemlerinin çözümü hakkında vahiyle konuşuruz. Âhiret hakkında vahiyle konuşuruz. Hayat hakkında, ölüm hakkında, hayatın yasaları hakkında, ekonomi hakkında, eğitim hakkında, her konuda vahiyle konuşuruz ve doğru söyleriz. Bir kişi tüm bu konularda Allah’la, kitapla, peygamberle konuşmadığı sürece, Allah ve peygamberin sözcülüğünü yapmadığı sürece, söylediklerini vahiy destekli söylemediği sürece yalan söylüyor, iftira ediyor demektir. Sübhanallah. Tesbih Allah’ı ve Allah’ın tanıttıklarını Allah’ın ta-nıttığı şekilde kabul demektir. Allah kitabında ve elçilerinin sözlerinde kendisini nasıl tanıtmışsa bizler O’nu öylece tanıyacağız ve Sübhanal-lah diyeceğiz. Yahudi’nin, Hıristiyanın düştüğü hataya bizler düşmeyeceğiz. Kitabın ve peygamberin ortaya koyduğuna göre Allah’ın ne oğlu vardır, ne kızı vardır, ne de yeryüzünde yetkilileri vardır. Ne melekler, ne peygamberler, ne yeryüzü yöneticileri, ne melikleri, ne kralları, ne hacılar, ne hocalar, ne şeyhler, ne mürşitler Allah yetkilerine sahip değillerdir. Allah’ın rubûbiyetine, ulûhiyetine, egemenliğine hiç kimse ortak değildir. Hiçbir varlık O’nun sıfatlarına, O’nun yetkilerine sahip değildir. Binaenaleyh Hz. Îsâ (a.s) da, Üzeyr (a.s) da, melekler de, diğer peygamberler de Allah’ın mükramun kullarıdır. Allah’ın ikramına lâyık kıldığı, Allah’ın yarattığı ve varlıklarını sürdürme konusunda Allah’a muhtaç kullardır. Bunların öteki varlıklardan tek farkı Rabbimiz onlara lütfedip ikramına, risâletine mazhar kılıp peygamber seçmiş olmasıdır. Bu Allah’ın biz fazlıdır ki dilediğine onu verir. Yahudi ve Hıristiyanların düştükleri bu yanlışa her zaman insanların düşebileceklerini çok iyi bilen Rabbimiz Kitabının pek çok yerinde ısrarla bu konuyu gündeme getiriyor. Şu anda da bakıyoruz kimileri yöneticilerini, kimileri idarecilerini, kimileri şeyhlerini, hocalarını çok fazla yücelterek, onlara Allah sıfatlarını vererek, sevgide, hürmette aşırı giderek yanılgı içine düşmektedirler. Müslümanlar bu konuda çok dikkatli davranmak zorundadırlar.