Enbiyâ Suresine Dön

Enbiyâالأنبياء

2. Ayet

2Enbiyâ Suresi

مَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنْ رَبِّهِمْ مُحْدَثٍ اِلَّا اسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَۙ

Onlara Rabblerinden yeni bir zikir/ayet gelecek olsa, mutlaka onu alaya alarak dinlerler.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

2, 3. “Rablerinden kendilerine gelen her yeni ihbarı mutlaka, gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler. Zulmedenler, gizli toplantılarında: “Bu zât, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Siz, göz göre göre sihre mi uyarsınız?” diye konuşurlar.” Rablerinden her ne zaman kendilerine yeni bir kitap, yeni bir din, yeni bir uyarı, yeni bir âyet geldiği zaman onlar kalpleri gaflet içinde eğlenerek, alaya alarak onu dinlerler. Çünkü onların kalpleri dünya tutkusuyla oyalanmaktadır. Dünyayı kıble edinmişlerdir onlar. Dünya boyunlarına öyle bir dolanmış ki; Allah’ın âyetleriyle, Allah’ın Kitabıyla ilgilenecek zamanları kalmamıştır. Onlar bu hayatı oyun ve eğlence zannediyorlar. Veya Allah’ın uyarılarını ihtiva eden bu kitabı oyun ve eğlence yerine koyup ciddiye almıyorlar. Ve işte böyle kalpleri oyun ve eğlencede olan kimseler için uyarının varlığıyla yokluğu müsavi oluyor. Peygamber onları ha uyarmış ha uyarmamış, Kur’an diye bir kitap yeryüzüne ha gelmiş ha gelmemiş fark etmez oluyor. Tarih boyunca bu hep böyle olmuştur. Bizden önceki kitap ehline Rabbimiz ne zaman yeni bir kitap, yeni bir uyarıcı göndermişse mutlaka onu eğlence yerine almışlar, alay konusu yapmışlardır. Allah’ın âyetlerini, Allah’ın elçilerini alaya almışlar, dalga geçmişlerdir. Allah’ın hak elçilerinin kendilerine getirdikleri âyetleri dinleyip onlar üzerinde ciddi ciddi düşünmek ve bir karara varmak yerine, kulak verip tanıdıktan sonra onları kabullenmek veya bir delille reddetmek yerine alaya alıyorlar, oyun ve eğlence yerine koyuyorlar. Neden? Çünkü sepetleri boştur adamların. Dağarcıklarında onu değerlendirecek sermayeleri yoktur adamların. Kafalarının içi bomboştur adamların. Bütün sermayeleri alay etmek, tekzip etmek, yalanlamak, karşı çıkmak, susturmak, asmak, kesmek, tehditler savurmaktır. Her devirde bu böyledir. Her devirde kâfirlerin karakteri budur işte. Halbuki her hangi bir kimseden bir söz duyulunca onu dinlemek, anlamaya çalıştıktan sonra ya kabullenmek ya da delilleriyle reddetmek icap etmek-tedir. Öyleyse aman Kur’an okurken çok dikkatli olalım. Kur’an o-kurken, Kur’an dinlerken onun Allah sözü olduğunu hiçbir zaman unutmayalım. İyi kulak verelim ona. O, okunurken mutlaka kalbimiz devrede olsun. Onu anlayabilmek için tüm dikkatimizi ona teksif etmek zorundayız. Bu kitabı okurken, dinlerken mutlaka susacağız. Başka hiçbir şeyle meşgul olmayacağız. Bütün benliğimizle, bütün varlığımızla ona yönelip anlamaya çalışacağız. Ukalalık etmeyecek, kendi düşüncelerimizi, önyargılarımızı, başkalarının düşüncelerini onun önüne geçirmeyeceğiz. Gündemi bu kitaba belirlettireceğiz. Gündemimizi bu kitap belirleyecek ve biz bu kitabın istediği gibi bir hayatı yaşayacağız, sergileyeceğiz. Yâni Allah’ın Resûlü bu kitabı nasıl okuduysa biz de öylece okuyacağız. Rasulullah hangi gayeyle, hangi niyetle okuduysa biz de o şekilde okuyacağız. Yâni okumanın şeklini, biçimini, zamanını, miktarını, sayısını, oranını, hedefini peygamberin tayin buyurduğu biçimde tayin edeceğiz. Bunları ondan bağımsız belirlemeye kalkıştığımız zaman da mutlaka yanlışa düşeceğimizin şuurunda olacağız. Biz biliyoruz ki Allah’ın Resûlü bu kitabı anlamadan sadece mücerret okumak için okumadı. Sadece bilgi olsun diye de okumadı. Âyetler kalbine indi Rasulullah efendimizin. Âyetler hayatına indi. İşte biz de tıpkı onun gibi okuyacağız. Anlamak ve hayatımızı onunla düzenlemek üzere okuyacağız. Kalbimizde ve hayatımızda tesirler ve değişiklikler icra edecek biçimde okuyacağız. Zaten okuma budur. Okuma, üç azanın işidir. Dil âyetleri telaffuz eder, akıl tercüme eder, kalp de okunan âyetlere göre tavır alır. İşte okuma budur. Dil, akıl ve kalp uyumu içinde okuyacağız. Hattâ Rasulullah efendimizin bu konuda bir hadisini hatırlıyorum: “Kur’an kıraatine Kur’an’la kalpleriniz arasında bir uyum mevcut olduğu sürece devam edin. Bu bağ ortadan kalktığı anda okumaya ara verin.” Buyurmaktadır. Yâni kişi okuduğu âyetlerle kalbinin irtibatı kesilip de kalbi başka şeyler düşünmeye, başka şeylerle ilgilenmeye başladığı anda Kur’an okuma kesilmelidir. Çünkü o bir eğlence değil Allah kelâmıdır. Öyleyse bu konuya çok dikkat edelim inşallah. Allah’ın âyetlerini oyun konusu yapmaya kalkmayalım. Allah’ın âyetlerini alaya almayalım. Allah’ın âyetlerini kendi zevklerinizi tatmine imkân verecek şekilde oyun ve eğlence yerine koymayalım. Allah’ın âyetleriyle dalga geçmeye kalkmayalım. Evet kâfirler, zalimler Allah’ın Kitabını eğlenceye alıyorlar ve gizli toplantılarında da şöyle diyorlar: Ne oluyor? Şimdi de sihre mi uyacağız? Bir sihirbazın dediklerine mi tabi olacağız? Bir sihre mi inanacağız? Mekke’de kâfirler kendi aralarında toplanıp Rasulullah efendimizin durumunu konuşuyorlardı. Bu adam asla bir peygamber olamaz. Çünkü bizden biridir. Bizimle hiçbir farkı yoktur. Bizim gibi yiyip içen bir beşerdir. O profesyonel bir sihirbaz olduğu için kendisiyle ilgi kuran, kendisini dinleyen herkesi sihirliyor. Kimse onun etkisinden kendisini kurtaramıyor. Onun içindir ki ne yapıp, yapıp kendimizi ve çevremizi ondan uzak tutmalıyız diyorlardı. Gerçekten de bir kerecik onu dinleyen kişi mutlaka onun etkisi altında kalıyordu. Ebu Cehil, Velid Bin Muğıre gibi toplumun en akıllı, en kültürlü insanları, İslâm’ın en amansız düşmanları bile bunu itiraf ediyorlar. İşte bunun için tedbirler alıyorlar. Mekkelilere ve taşradan gelenlere ısrarla onun bir sihirbaz olduğunu, okuduğu kitabın bir sihir olduğunu ve kesinlikle ondan uzak durmaları gerektiğini tavsiye ediyorlardı. Onların bu iftiralarına karşılık Rasulullah efendimizin şöyle demesini emrediyor Rabbimiz: