36. “İnkârcılar seni gördükleri zaman, şüphesiz, seni alaya almaktan başka bir şey yapmazlar. “Sizin İlâhlarınızı diline dolayan bu mudur? “derler ve Rahmân'ın Kitabını işte onlar inkâr ederler.” Evet kâfirler seni gördükleri zaman, seninle karşı karşıya geldikleri zaman seninle alay ediyorlar, seni alay konusu yapıyorlar. O kendilerine Allah’ın bir rahmet kapısı olarak gönderdiği peygamber, o kendilerine Allah’ın en büyük lütfu olan peygamber, o erdemli peygamber kendilerini sadece Hakka çağırdığı halde, hayra dâvet ettiği halde, ateşten, cehennemden cennete çağırdığı halde, onlardan ha-yırdan başka bir şey istemediği halde onu gördükleri zaman alay edi-yorlardı. Kendilerini üstün bir konumda, peygamberi de alçak bir konumda görerek gülüyorlardı. Allah elçisini alay konusu ediyorlardı. İşte bir peygamber ve işte onu alaya alan, ona değer vermeyen bir kâfir ve müşrik güruhu. Tarih boyunca bu hep böyle olmuş-tur. Tarih boyunca tüm Firavunların, tüm kâfirlerin ve küfür sistemini ayakta tutmaya çalışan insanların tamamının yaptığı iş budur. Al-lah’ın âyetlerini ve Allah’ın elçilerini alaya almak ve onlarla dalga geçmek. Allah’ın hak elçilerinin kendilerine getirdikleri âyetleri dinleyip onlar üzerinde düşünmek ve bir karara varmak yerine, düşünüp taşındıktan sonra onları kabullenmek veya bir delille onları reddetmek yerine alaya alarak gülüp geçiyorlar. Neden? Çünkü sepetleri boştur adamların. Dağarcıklarında onu değerlendirecek sermayeleri yoktur adamların. Kafalarının içi bomboştur adamların. Bütün sermayeleri sadece gülmek, alaya almak ve reddetmek. Tek yapabilecekleri şey alay etmek, tekzip etmek, yalanlamak, karşı çıkmak, susturmak, asmak, kesmek, tehditler savurmaktır. Her devirde bu böyledir. Her devirde kâfirlerin, müşriklerin, küfrü ve şirki yasallaştırıp ayakta tutmaya çalışanların karakteri budur işte. Halbuki herhangi bir kimseden bir söz duyulunca onu dinlemek, anlamaya çalıştıktan sonra ya kabullenmek, ya da delilleriyle reddetmek icap etmektedir. Ama bu hainler anlamadan, dinlemeden peygamberi redde-diyorlar, onu alaya alıyorlar ve şöyle diyorlar: Sizin İlâhlarınız hakkında ileri geri konuşan, İlâhlarınızı diline dolayan bu mu? Peygamber efendimiz onların putlarını, ilâhlarını eleştiriyordu. Onların hayatlarını, inanışlarını sorguluyordu. Hakaret etmiyordu, sövmüyordu onlara ve putlarına, ama onların akıllarını er-direbilmek için, yanılgılarını, sapıklıklarını ortaya koyabilmek için şöyle diyordu: Şu hiçbir fayda ve zarar sağlamaya gücü yetmeyen, hayatınızda hiçbir etkileri, yetkileri olmayan, kendilerini bile yaratmaktan âciz cansız varlıklara mı tapınıyorsunuz? Bunların hiç birisi Allah berisinde İlâh değillerdir. Ne Lat, ne Uzza, ne Hubel, ne de başkaları gibi cansızlar, ne de canlı ekonomik tanrılarınız, ne sosyal ve siyasal tanrılarınız, ne hukuk tanrılarınız, ne oyun ve eğlence tanrılarınız, ne sanat tanrılarınız ve tanrıçalarınız, ne siyasal tanrılarınız, ne bilim tanrılarınız, ne şifa tanrılarınız, ne eğitim tanrılarınız asla İlâh olamazlar. Bunların hiç birisi Allah yetkilerine, Allah sıfatlarına sahip değildir. Göklere ve yere egemen, kullarının hayatına egemen tek İlâh vardır, O da Allah’tır diyordu. Kimileri ekonomiyi ben bilirim, ben ekonomi tanrısıyım! Kimileri siyaseti ben bilirim, ben siyaset tanrısıyım! Kimileri hukuku ben bilirim, ben hukuk tanrısıyım! Kimileri hayatın sahibi benim, ben tanrıyım! Kimileri şifa benim elimdedir, ben şifa tanrısıyım! Kimileri diyor ki dinden ben sorumluyum, dini ben bilirim! Kimileri kutsal mekânların sahibi benim! Diyerek tanrılıklarını iddia ediyorlar. Bir sürü tanrı taslağı var piyasada. İşte aynen şu bizim toplum gibi müşrik bir toplum içinde Allah’ın Resûlü Allah’tan aldığı vahiyle insanları uyarıyordu. Kendilerini hayra, Hakka ulaştırmak için çırpınan rahmet peygamberini anlayamadılar o insanlar da, bu mu diyorlardı şu İlâhlarınızı diline dolayan? Bu mu şu İlâhlarınızın aleyhinde konuşup duran? Halbuki onlar Rahmânın zikrine karşı gafildiler. Rahmânın zik-rinden gaflet içindeydiler, bilmiyorlardı, anlamıyorlardı. Rahmânın zik-ri, Rahmânın gündeme alınması demektir. Rahmânın zikri, Rahmâ-nın Kitabının, Rahmânın âyetlerinin okunması, anlaşılması, tezekkür ve tefekkür edilmesi demektir. Rahmânın istediği hayatın hatırlanıl-ması ve uygulanması demektir. İşte onlar Rahmânın zikrinden habersizdiler. Eğer onlar Rahmânın zikrine yönelselerdi, Rahmânı gündemlerine alsalardı, Rahmânın Kitabını ellerine alsalardı, Rahmânın âyetleriyle ilgilenselerdi elbette kazananlardan olacaklardı. Ama Rah-mânın zikrinden, Rahmânın Kitabından, Rahmânın âyetlerinden gaflet içinde olanlar, Kitaba ve peygambere kulak vermeyenler kaybettiler. Onlar bugün dünyada kaybettikleri gibi, yarın âhirette de kaybedecekler.