Enbiyâ Suresine Dön

Enbiyâالأنبياء

46. Ayet

46Enbiyâ Suresi

وَلَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ

Şayet Rabbinin azabından onlara az bir şey dokunsa, hiç kuşkusuz, “Eyvahlar olsun bize, gerçekten zalimlermişiz.” diyerek (yaygara koparırlar).

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

46. “Rabbinin azabından onlara bir esinti dokunsa: “Vah bize! Doğrusu biz haksızdık” derler.” Evet her ne zamanki Rabbinin azabından bir nefha, bir esinti onlara dokunsa, hemen cıyak cıyak ötmeye başlarlar. Kendilerine Rabbinden bir azap haberi yaklaştırıldığı zaman hemen zalimliklerini, Allah karşısında güçsüzlüklerini anlayıp vah bize, yazıklar olsun bize, biz zalimlerden olduk derler. Rablerinden kendilerine gelebilecek ufacık bir nefha bile, küçücük bir zarar bile onların zalimliklerini anlamalarına yetmektedir. O kadar âciz ki bu insanlar ufacık bir sarsıntı, ufacık bir hastalık, ufacık bir ekonomik kriz bile zalimliklerini itiraflarına yetmektedir. Bu durum belki Allah’ın insan fıtratına koyduğu ve yerinde kullanıldığı zaman insanın hayrına sebep olabilecek iyi bir özelliktir. Başlarına Allah’tan ufacık bir belâ geldiği zaman, Allah’ın küçük bir azabıyla, uyarısıyla karşı karşıya geldikleri zaman, başları daraldığı zaman hemen Allah’ı hatırlayıp ya Rabbi! diyebiliyorlar. Allah karşısında tavırlarını yargılayıp ya Rabbi yazıklar olsun bize, meğer biz zalimlik etmişiz diyebiliyorlar. Kendi zulümlerini idrak edip kavrayabiliyorlar. İşte Rabbimizin onların fıtratlarına koyduğu bu özellikleri sebebiyle bu insanlar daha büyük belâlarla, daha çetin azaplarla karşı karşıya geldikleri zaman Rablerine kulluğa dönebilirler. Bu onların müslüman olmalarını sağlayabilir. Gerçekten bakıyoruz her bir dönem peygamber karşısında zalimane davrananların, Allah ve elçileriyle en büyük savaş verenleri bu fıtrî özellikleri sayesinde yavaş yavaş da olsa İslâm’a döndüklerine şâhit oluyoruz. Yâni insanlar tüm âcizliklerine rağmen yaratıcılarına kafa tutacaklar, yaratıcılarının elçilerine zulmedecekler, Rabbim Allah diyen insanlara hayat hakkı tanımayacaklar, yeryüzünde Allah’ı diskalifiye ederek kendi Rabliklerini, kendi İlâhlıklarını iddia edecekler, ama günün birinde Rabbimiz kendilerine ufacık bir azap, ufacık bir baş ağrısı gönderecek ve bu insanlar hatalarını anlayacaklar, zalimliklerini anlayacaklar, yazıklar olsun bize biz zalimlerden olduk diyecekler. Evet bu itiraf, bu yargı böyle diyenler için onlar namına gerçekten güzel bir şeydir. Ama Allah azaplarıyla, Allah uyarılarıyla karşı karşıya geldikleri halde hiç tınmayan, hiç sarsılmayan, Allah’ın uyarılarını kendi kendilerince bir yoruma tabi tutup, bunlar tabii olaylardır. Bunlar önceden de olan olağan hadiselerdir. Atalarımız da bu tür ha-diselerle karşılaşmışlar. Bunlar normal şeylerdir diyerek bu tür imtihan konularından ibret almayan insanların, toplumların Allah’a dönmeleri mümkün olmayacaktır. Evet elleriyle işledikleri şeyler sebebiyle merhameti bol olan Rabbimiz hemen onları yakalamayıp merhameti gereği onlara uyarıcılar, belâlar, mûsibetler göndermiş. Kıtlıklar, hastalıklar, bitler, çekir-geler, tufanlar göndermiş. Gökten yağmurlarını kesivermiş. İnsanları birbirlerini kıracak, birbirlerini yiyecek duruma getirmiş. Ama insanlar Allah karşısında kendi durumlarını sorgulayıp, bu gelenlerden dersler çıkarıp, yahu biz suçluyuz, biz zulmediyoruz da onun için bütün bunlar başımıza geliyor diyerek Allah’a kulluğa yönelmemişler. İşte insanların, toplumların kaybı burada başlıyor. Çünkü Allah’ın gönderdiği bu uyarıcılar aslında insanların, toplumların uyanmalarına sebep olmalıydı. Ama bugün bu tür azaplarla uyanmayanlar yarın o büyük azapla uyanacaklar. Uyanmaz komaz olsunlar. Ne kıymeti olacak ta bu uyanmanın? Eğer Allah’ın rahmeti gereği toplumlara gönderdiği bu belalar, bu azaplar karşısında bağışıklık kazanmış, hiç tınmaz, hiç aldırış etmez hale gelmiş bir toplum içinde insanlardan bazıları çıkıp ta toplumu bu kötü gidişiyle uyarmazsa, onları vahiyle, Allah’ın âyetleriyle, kıyâmetle, azapla uyarmazsa, artık Allah’ın azabı o toplumu top yekun kaplayacaktır. O toplum top yekun azabı hakketmiş olacaktır. Ama Allah’la savaşa tutuşmuş, Allah’ın elçileriyle, Allah’ın diniyle sa-vaşa tutuşmuş bir toplum içinde insanlardan bazıları çıkıp ta, ey insanlar, Allah’ın size uyarıcılar olarak gönderdiği bu belâların, bu depremlerin, bu açlıkların, bu kıtlıkların, bu ekonomik sıkıntıların, bu ailevi ve toplumsal huzursuzlukların, bu sari hastalıkların, bu siyasal bunalımların temel sebebi bilesiniz ki önceki toplumlarda da görülen tabii olaylar, olağan hadiseler değildir. Bütün bunlar bizim zulümlerimizin neticesidir. Bizler Allah’a karşı, Allah’ın kitabına karşı, Allah’ın âyetlerine, Allah’ın elçisine karşı zulmettiğimiz için, hayatımızda Allah’ı diskalifiye ettiğimiz için, kitapsız bir hayat yaşadığımız için, peygambersiz bir hayat yaşadığımız için, Allah’a kulluktan kaçtığımız için Rab-bimizden gelen uyarılardır bunlar. Rabbimiz bütün bu belâlarla bizi uyarıyor. Bunlar Allah’ın bizi denemeleridir. Gelin ey insanlar, bu uyarılardan ibret alalım da hep birlikte Allah’a yönelelim. Allah’a kulluğa yönelelim. Yıllardır kaçtığımız Rab-bimize tövbe edelim. Yönümüzü, kıblemizi Allah’a doğru çevirelim. Allah’la, Allah’ın Kitabıyla, Allah’ın elçisiyle barışık bir hayatın içine girelim. Günahlarımızdan, zulümlerimizden vazgeçip Rabbimize yalvarıp yakaralım da Rabbimiz bu belâlardan, bu çıkmazlardan, bu bu-nalımlardan bizi kurtarsın. Bizi sahil-i selâmete çıkarsın demek zorundayız. Demek zorundayız ki daha büyük, daha genel azaplardan bu toplumu, bu zavallı insanları kurtarmış olalım. Değilse Allah korusun böyle bir toplum içinde uyarıcılar da susarsa, onlar da evlerine, işlerine çekilir, onlar da günahkârların üyesi olmaya başlarlarsa genel bir azaptan sonra bunu demenin, Allah’a yalvarıp yakarmanın hiçbir kıymeti kalmayacaktır. Çünkü, unutmayın ki bir gün gelecek: